Hizb-ut Tahrir.org Hizb-ut Tahrir.info Al-Ummah.org
Türkiye Vilâyeti

Hilâfetin Yıkılışının 81. Yılında;

İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin Ayak Sesleri İşitiliyor, Ey Müslümanlar!


 

Bütün devletler İslam’a ve Müslümanlara düşmandır. Özellikle sömürgeci Batılı kâfir devletlerin İslam’a düşmanlıkları o derece şiddetliydi ki, İslam’ın hükümlerini uygulayan, koruyan ve tüm cihana aydınlık ve hidâyet olarak taşıyan Osmanlı Hilâfet Devleti’nin devletlerarası etkinliğini yıkmak için tüm güçlerini harcıyorlardı. Kimi zaman Haçlı savaşlarıyla, kimi zaman misyonerlik saldırılarıyla, kimi zaman siyâsî ve iktisâdî üsluplarla kimi zaman da fikrî ve ictimâî olarak Hilâfet Devleti’nin varlığını zarar vermenin derdine düşmüşlerdi. Zarar vermek diyoruz, zîra kâfirler bir gün gelip de Hilâfet Devleti’nin yıkılabileceğini hayâl bile edemiyorlardı. Ne zaman ki Müslümanlarda İslam’a bağlılık zayıfladı, İslam’ın hükümleri yanlış anlaşılır oldu, Cihad ve Fetih hareketleri durdu, işte o zaman liderliğini şeytan zihniyetli İngilizlerin yaptığı Batılı Kâfir devletler, Hilâfet Devleti’nin yıkılabileceğine dâir bir ümide sahip olmaya başladılar. Böylece bunun plânlarını ve projelerini hazırladılar. Yaklaşık iki yüz yıllık gayret ve mücadele sonunda, özellikle İngiliz kâfirler 3 Mart 1924 günü Hilâfet Devleti’ni yık(tır)mayı başardılar. Dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curson denen kâfire, Avam Kamarası’na Osmanlı Hilâfet Devleti’nden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını neden tanıdığının hesabı kendisine sorulduğunda şöyle diyordu: “…Biz Türkiye’nin işini bitirdik. Bugünden sonra artık bir daha asla ayağa kalkamayacaktır. Çünkü biz onun gücünü aldığı iki şeyi: İslam’ı ve Hilâfet’i yok ettik!..”

Müslümanlar Hilâfet’in yıkılmasının gerçek acısını ve şiddetini, kendilerini musibetler içinde ağlarlarken bulduklarında fark ettiler. Lâkin artık çok geçti. Müslümanların toprakları parçalanmış, onlarca küçük devletçiğe bölünmüş, toprakları işgâl edilmiş, servetleri yağmalanmış, evlatları katledilmiş, başlarına kâfirlerin ajanı olan yöneticiler atanmış, sayısız dert ve kedere maruz bırakılmış, elleri ve kolları bağlanmış idi. Yönetimleri, orduları, yasaları, ekonomileri, toplumları, hayatları, güvenlikleri, bakışları, anlayışları, davranışları, eğitimleri, sağlıkları ve varlıkları tamamen İslam’dan koparılmış, çürümeye, yıkılmaya, yenilgiye terk edilmiş idi. Ayağa kalkmalarını imkân veren her şey ellerinden alınmış, yapayalnız, çaresiz, ümitsiz, korumasız, kalkansız ve savunmasız bırakılmışlardı.

Hilâfetin yokluğundan kaynaklanan zulümâtın etkisi sadece Orta Asya’da, Ortadoğu’da, Afrika’da, Balkanlar’da ve daha başka yerlerde yaşayan Müslümanlar ile sınırlı değildi. Aksine özellikle Güney Amerika, Doğu Avrupa, Afrika, Doğu ve Güneydoğu Asya’da yaşayan mazlum halklar da sefâlete, açlığa, katliama, soykırıma ve zillete maruz kaldılar. İslam’ın evrensel risâletinden, aydınlığından, merhametinden ve adaletinden mahrum bırakıldılar. Hayrın ve hidâyetin onlara ulaşmasına engel oldular.

İslam garip olarak başladı, daha sonra başladığı gibi garip olarak geri dönecektir. Gariplere ne mutlu! “Garipler kimlerdir Ey Allah’ın Rasülü!” denildiğinde şöyle dedi: İnsanlar bozulduğunda ıslah edecek düzeltecek olanlardır…

İşte Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in bu mübârek hitâbına nâil olmak, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın rızasına kavuşmak, O’nun Dinini yüceltmek ve İslâmî Ümmet’e önceki izzet ve itibarını yeniden iade etmek üzere Hilâfet Devleti’ni yeniden kurmak üzere birçok seçkin Müslüman harekete geçti. Onların inançları, azimleri ve çabalarıyla Müslümanlarda yeniden Hilâfet’e özlem duyulmaya başladı. Müslümanlar başlarına gelen onca musibet ve felâketten kurtulmanın, Allah’ın râzı olduğu İslâmî bir hayat yaşamanın ve kâfirlerden ve uşaklarından intikam almanın tek yolu olarak Hilâfet Devleti’ni gördüler. Büyük bir şevk ve heyecanla bakışlarını onun kurulacağı dakikaya yönelttiler. Bu yıl Hacc farizasını edâ etmek üzere dünyanın her tarafından mukaddes beldelere giden yüz binlerce Müslüman, orada Hilâfet çağrılarını işittiler ve büyük bir coşkuyla teveccüh gösterdiler. Hilâfet’e büyük bir heyecanla sarılacaklarını, tekbirleriyle haykırdılar.

Bu uyanış kâfirlerin ve uşaklarının da dikkatinden kaçmadı. Amerikalı ve Avrupalı birçok devlet yetkilisi hemen İslâmî beldelere koşturup uşaklarına tâlimatlar verdiler. Kendilerine yönelik nefrete engel olmalarını, Hilâfete çağıranları tutuklamalarını, seslerini susturmalarını ve Hilâfet’e yapılan çağrılarını iftiralarla bulandırmalarını emrettiler. Bununla da yetinmeyip açıklamalar yaptılar, raporlar yayınladılar. Hem kendi yapabilecekleri önlemleri tasarladılar hem de başkalarına öğütler verdiler.

Türkiye’de de -bilerek yada bilmeyerek, isteyerek yada istemeyerek- aynı selin akıntısına kapılmış gâfiller yada hâinler, Türkiye’deki Müslümanların Hilâfet’e sarılmalarını engellemek üzere yeni ceza yasaları çıkardılar, Hilâfet aleyhinde köşe yazıları yazdılar, konferanslar ve paneller düzenlediler. En son Avrupa Birliği ihânetini gerçekleştirdiği, başörtüsünü söz verdiği halde halen yasakladığı ve Hilâfet’in kurulmasından yüz çevirdiği için Başbakan’a mektup veren ve Ümmeti bilinçlendirmek üzere mescidlerin önünde beyannameler dağıtan birçok cesur ve ihlaslı mü’min gençler zindanlara atılmakta, hem de Hilâfetin yıkılışının yıldönümünde mahkemeye çıkarılarak cezalandırılmak istenmektedir.

 

Ey Müslümanlar!

Hilâfet, 81 yıl önce yıkıldığında çaresizlik ve üzüntü ile gözyaşları döküyordunuz. Sonra Hilâfet’in korumasından ve savunmasından mahrum kaldığınız için başınıza gelen onca belâ ve musibet karşısında göz yaşlarınızı döktünüz ve döküyorsunuz. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Keşmir’de, Çeçenistan’da, Balkanlar’da, Sudan’da, Özbekistan’da kardeşlerimize karşı işlenen katliamlara ve bacılarımızın tecâvüze uğramalarına karşı seyirci olmak zorunda kaldınız ve kalıyorsunuz. Topraklarımızın ve zenginliklerimizin satılmasına, Kıbrıs’ta, Avrupa Birliği’nde, Sudan’da, Filistin’de, Endonezya’da eli kanlı kâfirlerle ihânet anlaşmaları imzalanmasına öfkelendiniz ve öfkeleniyorsunuz. Yalan vaatlerle sizi aldatanları, yapılan sahte seçimleri, “düzeltiyoruz” diyenlerin her şeyi bozduklarını, kadınları kepaze edip gençleri serseri yaptıklarını, aile dramlarını, sokak çocuklarını, temel ihtiyaçlarımızın bile size reva görülmediğini anladınız.

Artık üzülme, ağlama, seyirci kalma zamanı değildir. Bilakis azimleri bileme, güçleri toplama, çalışmaları yoğunlaştırma, gayretleri çoğaltma ve darbeleri birleştirme zamanıdır. Çünkü artık kâfirin kalbine korku düşmüş, dizlerinin bağı çözülmüş, Curzon kâfirinin sözünün tersine dönmeye başladığını görmüş ve sonunun yaklaştığını fark etmiştir. Ve çünkü Allah’a hamd olsun ki nihâyetinde İslâmî Ümmet;

Hilâfet’in Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın kesin bir farzı olduğunu, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Medine’de devletini büyük zorluk ve meşakkatle kurduğunu, kurulması farz olan Hilâfet’in Müslümanların kalkanı olduğunu, ancak onunla korunup sadece onun ardında savaşabileceklerini, Hilâfet’in İslam’a ve Müslümanlara düşman kâfirlerin entrika ve tuzaklarıyla yıkıldığını, başına gelen tüm zulümlerin ve belâların sebebinin kâfirlere dostluk eden yöneticiler olduğunu, tüm problemlerinin tek köklü çözümünün Hilâfet’in yeniden kurulmasından geçtiğini, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in Nübüvvet Metodu üzere Râşidî Hilâfet’in yeniden kurulacağını müjdelediğini, İçerisinde bulunduğumuz şu dönemde İslâmî Ümmet’in tüm beldelerinden Hilâfet arzularının yankılandığını artık işitmiş, görmüş, anlamış ve kavramış durumdadır. Allah’ın izni ve yardımıyla İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’in kuruluşu çok yakındır. İşte o gün geldiğinde, Râşidî Hilâfet Devleti Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu hükmüne;

İnkâr edenler var ya, onları dünyada ve Âhirette şiddetli bir azâba çarptıracağım! Onların hiç yardımcıları da olmayacak! Îman edip sâlih amellerde bulunanlara gelince; Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Muhakkak ki Allah zalimleri sevmez. [Âl-i İmrân 56-57]

mazhâr olacak ve Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu;

Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz! [Nîsa 75]

emrini yerine getirerek tüm mazlum insanların ve özellikle Haçlı ve yahudi ordularının işgâli altında bulunan Müslümanların intikamını muhakkak alacaktır. İşte o gün, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın şu vaadi;

Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaâdetti. [Nur 55]

tahakkuk edecek, Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in şu müjdesinin;

…Sonra da yeniden Nübüvvet Minhâcı [Peygamberlik Metodu] üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır!

doğruluğu açığa çıkacaktır, İnşâAllah…

İşte Hizb-ut Tahrir, tüm Müslümanları Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak üzere kendisiyle birlikte çalışmaya ve bu uğurda tüm güçlerini harcayarak şafak vaktini hızlandırmak üzere yarışmaya dâvet etmektedir:

Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar! [el-Mutaffifîn 26]

 

 HİZB-UT TAHRİR
 Türkiye Vilâyeti
H. 23 Muharrem 1426
M. 03 Mart 2005

| ANASAYFA | BEYANLAR | KİTAPLAR | YENİ SAYI |