بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

Ahmediyye Cemaatinin Yasaklanması Hakkında

Hizb-ut Tahrir Endonezya’dan Endonezya Cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudoyono’ya Açık Mektup

 

Sayın Endonezya Cumhurbaşkanı, Dr. el-Hacc Susilo Bambang Yudoyono,

es-Selâmu alâ men-it Tebe’al Hudâ,

 

el-Hamdulillâhi Rabb’il Âlemin, ve’s Salâtu ve’s Selâmu alâ Seyyid-il Murselîn, ve alâ Âlihi ve Sahbihi ve men-it tebeâ Hedyihi’l Mubîn ve Hafaza Dînihi’l Kavîm ve ba’d. [Âlemlerin Rabbine Hamd olsun. Salât ve Selâm da, gönderilen (Nebîlerin ve Rasullerin) Efendisine, ehline, ashâbına ve O’nun apaçık hidâyetine tâbi olup O’nun sapasağlam Dînini muhâfaza edenlerin olsun ve ba’d.]

 

Endonezya’daki Ahmediyye cemaati, Hindistan beldesinde Mirza Gulam Ahmed denilen sahte peygamberin öğretilerin tâbi olan sapık bir cemaattir. Ayrıca kuşkulu zuhûrundan beri, İslâm hakkında sapık öğretilerini yayarak, gerek Endonezya’da gerekse dünya çapında Müslümanları huzursuz etmektedir. Bu şerir yapısından ötürü Hizb-ut Tahrir / Endonezya, bu sapık cemaatin Endonezya’da derhal yasaklanmasını talep etmektedir ve bu talep, hem İslâmî Akîde’yi korumak, hem de Müslümanların düsturlarını korumak bakımından elzemdir.

 

Bu beldenin Müslüman halkının da arzusu olan bu talebin esbâb-ı mûcibesi aşağıdaki noktalardır:

 

1.    Endonezya’daki Ahmediyye cemaati, peygamberlik iddiasında bulunan Hindistanlı Mirza Gulam Ahmed isimli şahsa itikat ederek İslâmî Akîde’den irtidat etmiştir. Onun gerçek bir peygamber olduğuna inanmakla kalmamış, İslâm’ın da bunu tasdik ettiğini öne sürmüştür. Oysa Kur’ân-il Kerîm, Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in Hâtem-ul Enbiy⒠[Nebîlerin mührü/sonuncusu] olduğunu kesin olarak ikrâr etmiştir. Allahu Te’alâ şöyle buyurmuştur:  مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ  “Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Velâkin O, Allah’ın Rasûlü ve Nebîlerin mührüdür, sonuncusudur.” [el-Ahzâb 40] Yine Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] de bizâtihi, kendisinden sonra hiçbir Nebî olmayacağını söylemiştir. Sahîh-il Buhârî’de Ebu Hurayra’dan SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:  كَانَتْ بَنُو إسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلّمَا هَلَكَ نَبِيّ خَلَفَهُ نَبِيّ، وَإنّهُ لاَ نَبِيّ بَعْدِي “İsrâiloğulları, Nebîler tarafından siyâset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir Nebî vefât edince, bir diğer Nebî ona halef oluyordu. Artık Benden sonra Nebî yoktur.” [el-Buhâri rivâyet etti] Nitekim peygamberlik iddiasında bulunan Museyleme adından biri o zaman kezzâb (çok yalancı) diye isimlendirilmiştir. Gulam Ahmed’in peygamber olduğunu beyânâtlarının 12 bendinde açıkça belirtmeseler de, bunu zımnen belirtmekte, hal ve tavırlarının vâkıası buna işaret etmektedir. Üstelik müntesipleri, Gulam Ahmed’in peygamber olduğu iddiasında ısrar etmektedir. Onun peygamber olduğunu açıkça söylemeseler de, Endonezya’daki Ahmediyye cemaatinin 12 bentlik beyânâtında geçtiği gibi, böylesine yalancı birini kendilerine mürşid ve imâm olarak benimsemeleri bâtıldır. Oysa Nebî [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve Halîfesi Ebu Bekr zamanında, böyleleri tevbe ettirilir, onlara mürted haddi uygulanır ve İslâm’a dönünceye kadar onlara karşı savaşılırdı.

 

2.    Bu sapık cemaat, Mirza Gulam Ahmed ve tâbilerinin mukaddes vahyi olduğunu iddia ettikleri “Tezkira” isimli kitapla, Kur’ân’ın kudsiyetine saldırmıştır. Gerçekte bu kitap, Kur’ân’ın farklı yerlerinden intihâl edilmiş bazı âyetleri, -hâşâ- Allah’ın vahyi olduğu iddia edilen Mirza’nın sözleri ile harmanlamış bir kitaptır. Bu da açıktır ki Kur’ân’ın azametine ve kudsiyetine bir saldırıdır. Bu cemaat sözkonusu beyânâtında, Tezkira kitabını vahiy diye tanımlamadığı halde, “beklenen Mesih ve Mehdi” olduğu iddia edilen Mirza Gulam Ahmed’in “rûhî tecrübeleri” olarak intihâl edilmiş bu kitabın varlığını tanımayı ve referans kaynak olarak benimsemeyi sürdürmüştür ki bu açıkça sapıklık ve inhiraftır.

 

3.    Bu sapık cemaat, Nebî Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’e ve Kur’ân-il Kerîm’e saldırmak suretiyle, Nebîlerinin ve Kitâblarının kudsiyetine saldırı bakımından Müslümanların haklarına ve şiarlarına saldırmıştır. Hükümet, bu cemaati yasaklamadan serbest bırakması halinde, bu saldırganlığa ve suça iştirak etmiş olacaktır.

 

4.    Yine Hükümet’e 1969 yılı 5 sayılı kanunu ve dînde bidatler icat edip bunların dînin aslından olduğunu iddia eden cemaatler tarafından dîne muhâlefet ve saldırı hakkında Hükümet’in aldığı 1/PNPS/1965 sayılı kararları hatırlatırız.

 

Bu esbâb-ı mûcibenin yanı sıra Ahmediyye inancının, İslâmî Akâide alenen muhâlefet ettiği ve Kitâb ile Sünnet’e dayalı sahîh akâidi tahrif ettiği de teyit edilmiştir. Nitekim Endonezya Ulemâ Meclisi, 22 Cumâde’l Âhira 1426 el-muvâfık 29 Temmuz 2005 tarihinde Cakarta’daki 7. Genel Kurul Toplantısı’nda, 1980 yılındaki 2. Genel Kurul Toplantısı’nda aldığı fetvâyı yeniden teyit etmiştir. Bu da Ahmediyye cemaatinin İslâm’da irtidâdının ispatıdır. O halde bu cemaat, sapık ve saptırıcı bir fırka olup müntesipleri de mürteddir! Ayrıca Hak Dîn’e dönmeleri ve Ümmet’in sâfî ve sahîh akîdesini benimsemeleri için müntesiplerin çağrıda bulunulmuş, Hükümet’in bu cemaati yasaklaması, ülkenin dört bir yanına yayılmasını engellemesi, kökünden kazınması ve çalışmalarının durdurulması gerektiği beyân edilmiştir.

 

Size, konutunuzda âlimler önünde yaptığınız açıklamaları hatırlatıyoruz, Ey Cumhurbaşkanı! Hani bu fırka hakkında Ulemâ Meclisi’nin fetvâlarına müracaat edecektiniz? Artık bu sapık cemaatin yasaklanması için yetkileriniz çerçevesinde sert yaptırımlar almanızın vakti gelmiştir. Biliniz ki Müslüman bir yönetici olarak, Müslümanların akâidini korumak sizin görevlerinizdendir ve bu kat’î akâidin selâmetinden, sâfiyetinden ve hükmettiğiniz bu beldedeki Müslüman halkına akâidine dönük her tür saldırıya mâni olmaktan siz sorumlusunuz.

 

Size, Nebî [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in Müslümanların başındaki yöneticiler hakkındaki şu iki kavlini hatırlatıyoruz:  إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ فَإِنْ أَمَرَ بِتَقْوَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَدَلَ كَانَ لَهُ بِذَلِكَ أَجْرٌ وَإِنْ يَأْمُرْ بِغَيْرِهِ كَانَ عَلَيْهِ مِنْهُ  “İmâm [Halîfe] ancak bir kalkandır, onun ardında savaşılır ve onunla korunulur. Şeyet Allahu Azze ve Celle’ye takvâyı emreder ve âdil olursa bunda onun için ecir vardır. Şayet bunun aksini emrederse vebâli ona aittir.” [Muslim rivâyet etti.]  مَا مِنْ عَبْدٍ اسْتَرْعَاهُ اللَّهُ رَعِيَّةً فَلَمْ يَحُطْهَا بِنَصِيحَةٍ إِلاَّ لَمْ يَجِدْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ  “Allah’ın kendisine bir raiyenin riâyetini (halkın yönetimini) tevdi edip de (bu sorumluluğu) nasîhat ile korumayan hiçbir kul yoktur ki Cennet’in kokusunu bulamamış olmasın.” [Muslim rivâyet etti]

 

Umulur ki Hesap Günü, mizân-ı hasenenizde kendinizi İslâmî Akâidi koruyamaya ve selâmeti uğrunda çalışmaya vakfetmeniz de yer alır. Şâyet bu sorumluluğunuzu yerine getirmezseniz, hiç kuşkusuz Allah’a, Rasulü’ne ve mü’minlere hıyânet etmiş olursunuz ki böyle bir duruma mâruz kalmanızı size yakıştırmayız.

 

Allah, bizleri de sizleri de doğru yola iletsin. Ey Allahım, Şâhit ol ki biz tebliğ ettik.

Duâlarımızın sonu, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamddir.

  

حزب التحرير

  Cakarta

Hizb-ut Tahrir

 

H. 01 Rabî’-us Sânî 1429

Endonezya

  M. 07 Nisan 2008

 

 

Bu Beyannameyi İndirmek İçin Lütfen Tıklayınız!