بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

Hizb-ut Tahrir'in Emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'dan Şam Topraklarındaki Sadık Ayaklanmacılara Bir Hitap

 

 

 

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh;

 

Bu günlerde tagut Beşar’ın, insanlara, ağaçlara ve taşlara dönük zulüm, katliam ve yıkım gibi cürümleri gittikçe tırmanmaktadır! Dolayısıyla ekinleri ve nesli helak etmekte ve tohumları ve hayvanları da yakmaktadır… Hatta cürümleri içerisinde, silahlarla, tanklarla, uçaklarla, patlayıcı varillerle ve parça tesirli bombalarla saldırmakta vardır… dolayısıyla da bunlar, kadınlara, çocuklara ve yaşlılara isabet etmektedir… Bu silahları Filistin ve Golan gaspçısı Yahudi varlığına karşı kullanmak tagutun aklına bile gelmediği, dahası neredeyse görülmeyecek bir şekilde yuvalarında saklandıkları, hatta Yahudi uçaklarının sarayının üzerinde uçtukları bir sırada (!) şimdi o bu silahları, halkı olduğunu iddia ettiği insanları öldürmek için çıkarmaktadır…!

 

Aynı zamanda siyasî manevralar, gülünç anlaşmalar, dışarıdaki Ulusal Konseyin konferansları ve sonra da içerideki rejimin yaratıklarının konferansları tırmanmakta… ve elçilerin uluslar arası maratonları, sürekli renk değiştirmektedir! Ayrıca anketler ve sabahtan akşama kadar gerçekleşen turlar, bayram içerisindeki ateşkesin arkasında yatan müzakereye dönük yıkık bir çağrıya neden olmakta ancak katliamlar ve cürümler yeniden devam etmektedir! Ardından bir tarafta rejim diğer tarafta ise ayaklananların olduğu cellat ile kurban arasında dönmesini istedikleri trajikomik bir diyalog gerçekleşmektedir. Buda her iki taraf arasında bir geçiş hükümeti oluşturmak, tagutun cürümünü silmek ve onun sorgusuz sualsiz dolaşmasını garantilemek içindir!

 

Rejimin vahşeti, büyük ve küçük devletlerin göreceği şekilde apaçık ortada olup herhangi bir ankete de gerek yoktur. Ancak tiyatro oyuncuları bunu, askerî olarak tırmandırmaya ve siyasî olarak ta sürüncemede bırakmaya terk etmektedirler. Tüm bunlar da tagutun devrilmesinden sonraki boşluğu, İslam yönetiminin doldurması ve Şam topraklarında Hilafet’in ikame edilmesi korkusundan dolayıdır. Zira onlar, Müslümanların kendisiyle korunacakları ve arkasında savaşacakları bir Halifelerinin varlığındaki Müslümanların izzetini ve sömürgeci kafirlerin zilletini tecrübe etmişlerdir… Bu nedenle de sadece alternatifini buluncaya yada onu türetinceye kadar ajanının devrilmesini istemeyen Amerika değil, bilakis aynı şekilde Avrupa, Rusya, Çin, müttefikler ve tabiiler, çıkarlarda  ve açgözlülükte ihtilaf etmelerine rağmen bir araya gelmişlerdir. Dolayısıyla bu, rejimi bazen açık bazen de gizli olarak desteklemek, ona birbiri ardına mühlet verip silah üzerine silah yardımında bulunmak ve üçüncü olarak da ona karşı herhangi bir kararı engellemek içindir… Ajanlara, tabilere ve efendisinin arkasında yürüyen bütün herkese gelince; Türkiye vicdanlı bir yol, Ürdün ahlaklı bir peçe ilan ederlerken Ulusal Konsey de Talas’ı memnuniyetle karşılamakta ve rejimin rahminden düşen biri olduğu halde onu, rejim için bir darbe saymaktadır… Katar ve Suudi Arabistan, paranın çokluğundan ve sadık müminlere ulaşmaması hesap edilen silah azlığından dolayı ateşin etrafında gezinip durmaktadırlar. İran da rejim ile birlikte savaşırken tabiileri de direnme ve mukavemet gösterme gerekçesiyle aynı şekilde yapmaktadırlar! Halbuki rejim bundan, doğu ile batı arasındaki uzaklık kadar uzak olup o, çok kötü bir arkadaştır!

 

Onlar Şam halkına karşı, sadece gürleyen tekbirler ve Allah’tan başkasının önünde asla eğilmeyeceklerini ve halkın Hilafet’i ve Allah’ın indirdikleriyle yönetimi istediğini ilan eden apaçık sloganlarla savaşmak için bir araya gelmişlerdir… İşte bu sloganlar, bu ülkelerin kulaklarını çınlatmaktadır. Dolayısıyla Hilafet’e karşı olan korku onları bir araya getirmekte, ardından da kendisiyle övünüp durdukları insanlık suçu, soykırım, vahşi katliam ve insan hakları gibi lafızları sırtlarının arkasına atmaktadırlar… İşte tüm bunlar, kamuslarından çıkarılmış olup bunların tamamı, onlar nezdinde caiz, dahası şayet güç yetirebilirlerse Hilafet’in geri dönüşünü engellemek için vacip olmuştur… Hakeza onlar, İslam’a ve ehline yönelik tuzaklarında ve kinlerinde, bugün de daha önce de böyledirler.

 

لاَ يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ “Onlar hiçbir mümine yakınlık göstermez veya ahdini gözetmezler. Onlar saldırganların ta kendileridir.”[Tevbe 10]      

 

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ "Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür.” [Âl-i İmrân 118]

 

 

Ey Suriye’deki Ayaklanmacılar:

Bizler aranızdan azınlık bir gurubun, Batı kültürüyle aldatıldığının, onun fikirleri ve mefhumlarıyla sırtlanlaştığının, Batı’nın söylediklerini söylediğinin ve dini devletten ayıran laik demokratik sivil devlete çağrıda bulunduğunun farkındayız… işte bu azınlık, İslam’ın hükmünü istememekte, bilakis kendisine bağlanıp sürüklendiği Batı sistemlerini takip etmek istemektedir. Böylece yüzlerin, kuklaların ve kuyrukların değişmesiyle birlikte beşeri sistem kalmaya devam edecektir! İşte onlar, yıkıp mahvettikleri gibi onların hiçbir ağırlıkları da yoktur. Zira onların ağırlıkları, fasit rejim ile efendileri tarafından ipotek edilmiştir. Dolayısıyla bu rejim ile o efendilerin alevi söndüğü zaman bu gurubun da alevi sönmektedir. Zira hem o hem de onlar, birbirlerine göbekten bağlıdırlar!

 

Yine bizler aranızda, sayıları bu azınlıktan daha fazla olduğu gibi ağırlıkları da daha fazla olan başka bir azınlık gurubun olduğunun da farkındayız… İşte onlar, gözlerine perde çekilmiş olan Müslümanlardır. Çünkü onlar, İslam’ı sevmekteler, Hilafet’i istemekteler ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in râyesine de aşıktırlar ancak hem sömürgeci devletlerin hem de ulusal şarlatanların kışkırtılmasından korktukları için ne sevdikleri ve istedikleri şeyleri açıklamaktalar nede râyeyi yükseltmektedirler! Biz onlara hatırlatıyoruz. Umulur ki onlar, düşünüp aklederler! Yine onlara, kendilerinin ne kafir Batı’nın nede onun tabiileri olan ulusalcı çığırtkanların bağlarından tek bir üzüm bile hasat edemeyeceklerini de hatırlatırız. Dahası onlar, Batı’nın kışkırtılmamasını ve onun öfkesinden uzaklaşmayı gözettikleri sürece Batı’nın yardımını kazanacaklarını zannetmektedirler. Ancak onlar, hayal gördükleri halde kendi ciltlerinden çıkmaktalar, dahası Allahu Subhânehu ile Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in düşmanlarını razı etmek için dinlerini terk etmektedirler. 

 

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ "Yahudiler de Nasraniler de sen onların dinine tabi olmadıkça asla senden razı olmayacaklardır." [el-Bakara 120]

 

Aynı şekilde bizler, aranızda sadık olan, tekbir getiren, Hilafet’e çağıran ve Allah’tan başkasının önünde asla eğilmeyeceklerini haykıran birçok ayaklanmacıların olduğunun da farkındayız… İşte mihenk taşları onlardır ve işte bizler de bu beyanda onlara seslenmekteyiz. Zira onlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi imanlarının önündeki fitneleri kıran kimselerdendirler:

 

أَلاَ وَإِنَّ الإِيمَانَ حِينَ تَقَعُ الْفِتَنُ بِالشَّامِ “Dikkat edin! Fitne koptuğu zaman iman Şam’dadır.” [Hahim tahriç etti]

 

Bizim seslendiğimiz sizlerseniz ey sadık ayaklanmacılar! O halde uyanık olun. Zira ümidinizi kesmeniz ve ister başı isterse de dalları olsun rejim ve kuyruklarıyla oturmayı kabul etmeniz için sizlerin üzerine askerî ve siyasî saldırılar gerçekleşmektedir. Sakın ha onlarla oturmayınız. Zira onlar, aynı hıyanetin ve ajanlığın içerisindedirler. Dolayısıyla bu rejim ve efendileri, zaten hain bir facirden başkasını da üretmezler. O halde aman ha onlardan sakının!

 

هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ “Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onları katletsin (kahretsin)! Nasıl da döndürülüyorlar.” [el-Munâfikûn 4]

 

Haram olan Zilhicce ayının ilk onuncu gecelerindeki bu beyanı, sizlere yöneltiyoruz ey sadık ayaklanmacılar! O halde uyanık olun! Zira görüntüsü güzelleştirilip süslense ve güzelliği de dikkat çekici olsa bile bu rejimle yapılacak olan herhangi bir anlaşma, tertemiz kanlarınızı Subhânehu için akıttığınız yaratıcıyı öfkelendirir ve sonunda yine rejimin size zulmetmesine imkan verir. Dolayısıyla hıyanet, bu hain ajanların alışkanlıklarındandır. Zira onlar, gizli ve açık olarak sizleri bekleyip durmaktadırlar. Dolayısıyla da şayet bekleyen biri varsa oda Subhânehu’nun şu kavli gibi olsun:

 

قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَآ إِلاَّ إِحْدَى ٱلْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَن يُصِيبَكُمُ ٱللَّهُ بِعَذَابٍ مِّنْ عِندِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوۤاْ إِنَّا مَعَكُمْ مُّتَرَبِّصُونَ “De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah’ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz.” [Tevbe 52]     

 

Dolayısıyla sizler, hak üzere sebat gösterdiğiniz sürece Allah’ın izniyle nusret bulanlardan olacaksınız: O halde çalışmalarınızdaki niyetinizi Allah’a has kılınız ve çalışmanızda Hilafet’i kurmak için azminizi bileyiniz, pazarlıklara, orta çözümlere ve anlaşmalara karşı uyanık olunuz ve ister başı isterse dalları olsun rejimin tek bir izinin kalmasını dahi kabul etmeyiniz…

 

 

Ey ayaklanmalarında sadık olan ayaklanmacılar!

Bir komutan, ehline asla yalan söylemez. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, sizleri uyarmakta ve sizlere nasihat etmektedir. Zira o ve sizler, aynı hakkı talep etmektesiniz… Ayrıca Hizb-ut Tahrir sizleri, adı her ne olursa olsun bu rejimle yapılacak olan herhangi bir uzlaşmaya karşı da uyarmaktadır. Dolayısıyla onun adı, Arap Birliği veya uluslar arası örgüt veya rejimin başı yada uzuvları ile kuyruklarının gözetimindeki geçici yada kalıcı olsun fark etmez. Zira onlar, birbirlerinin boyunlarına sarılan ve başı sonundan farklı olmayan kötülüğün ve hıyanetin bir halkasıdırlar… O halde sizler, bu rejim ile erkanlarını kabre gömmenizin dışındaki hiçbir duruma imkan vermeyiniz ve onun yerine Raşidi Hilafet’i ikame ediniz… Dolayısıyla Şam topraklarını dolduran tertemiz kanlara sadık kalmak için Allah’ın ve Resulünün gerçek dostları olunuz. Yoksa bu toprakların tek bir karışana dahi akan şehidin bir tek damla kanı ile yaralının iniltisinin etkisi boşa gitmiş olacaktır. Böylece her iki dârda da kurtuluşa erenlerden olacaksınız. Öyleyse müminleri müjdele.

 

 

Ey ayaklanmalarında sadık olan ayaklanmacılar!

Rejimin, gittikçe tırmanan saldırıları, ölümle dans etmek olup buda onun ümitsizliğinin bir kanıtıdır. Sizlerin ümitsizliğe düşmemesi ise Allah’ın rahmetindedir. O halde iyi biliniz ki nusret, sabırla birlikte gelecektir. Nitekim sizler, yirmi aydır hak için rejimle mücadele etmektesiniz. Öyleyse biraz daha sebat gösterin. Zira rejim, neredeyse düştü düşecek. Nitekim rejim, yerin dibine girmeden önce ümitsizliğiniz üzerinden bahis oynamaktadır. Dolayısıyla da o, belki kendisi için bir çıkış yolu bulabilirim diye vahşi saldırılarını tırmandırdığı gibi müzakere anlaşmalarını da tırmandırmaktadır. Sakın onun, bunu yapmasına imkan vermeyin ki hareket edemez halde iken hareket eder hale gelmesin ve öldükten sonra da tekrar dirilmesin.   

 

فَلاَ تَهِنُوا وَتَدْعُوا إِلَى السَّلْمِ وَأَنْتُمْ الأَعْلَوْنَ وَاللَّهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ ْ “Sakın gevşekliğe kapılmayın ve sakın üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Muhakkak ki Allah sizinle beraberdir ve O, amellerinizi asla heder etmeyecektir.” [Muhammed 35]

 

Ve's Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

 

Kardeşiniz,

 

Hizb-ut Tahrir Emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta

 

H. 04 Zilhicce 1433 el-Muvafık M. 20 Ekim 2012