YIL 16  SAYI 186  CEMAZİYÜLEVVEL 1426  HAZİRAN 2005


Hilafet.com'da ara Web'de ara

Hilafet'in Sözü: Ilımlı İslam Söylemi
Allah (cc)’nun Gücünün Üzerinde Hiçbir Güç Yoktur
Siyasî Yorum: R. T. Erdoğan’ın İsrail Ziyareti
Haber-Yorum: Özbekistan Olayların Arkasında Kim Vardır?
MÜSLÜMANLARIN DURUMU VE NİÇİN HİZB-UT TAHRİR (2. Bölüm)
Hz. MUHAMMED (SAV)’İN MUCİZESİ KURAN VE İÇERİĞİ (2. Bölüm)
Sünnet’ten Anlamamız Gerekenler ve Bidat Kavramı (1. Bölüm)
Bir Şiir
Tefsir: Bakara Suresi 194-195

 

Mahmud TEKİN

MÜSLÜMANLARIN DURUMU VE NİÇİN HİZB-UT TAHRİR

(2. Bölüm)

Müslümanlar; kendilerini şeriata göre yöneten, Allah’ın ve Resûl’ünün hükümlerini içlerinde tatbik eden Halife’nin yok oluşuyla neler kaybettiler?

1- Hayatlarında İslâm’a göre yaşamayı kaybettiler. Zekât, zenginlerinden alınır fakirlerine verilir. Acaba bugün biz, bir senelik malın ve petrol gelirlerinin zekâtının İslâmî âlemde hiç bir fakir bırakmayacağını biliyor muyduk? Yaklaşık olarak bir varili otuz dolardan, günlük 9 milyon varil üreten Suudi Arabistan gibi bir devletin 2001 senesindeki bütçesinin 271 milyar dolar açık vermesi şaşılacak bir şey değil midir? Oranın petrol ve gelirlerini Amerika’nın yağmaladığını acaba biliyor muyduk? Petrol ve gelirlerinin ümmete iâde edilmesi gerekirken, hain yöneticiler sayesinde Müslümanların kanlarını emen Amerikan kapitalistlerine ve silah fabrikatörlerinin cebine gitmektedir. Ömer İbn-u Abdülaziz günlerinde, Hilafet uygulanmasının üzerinden daha yetmiş sene gibi kısa bir süre geçmesine rağmen İslâmî âlemden fakirliğin kökünü kazımıştır. Öyleyse; Hilafet’in yıkılmasından daha feci ne olabilir?..

2- Müslümanlar Hilafet’in kaybolmasıyla icat edici akıllarını kaybettiler. Çünkü onları ne bir güden var, ne onlara araştırma merkezi kuran var, ne de ağır sanayini mukadderatımıza tahakküm ve hayratımızı tarumar etmekten düşmanlarımızı engelleyecek keyfiyet üzerine oturtacak şahsiyetler var!..

Ümmet, insanlık için ilmi, hadareti, gelişmeyi, medeniyeti üreten ve dünyanın her tarafından ilim talebelerinin gönüllerini cezbeden üniversiteleri, Endülüs’te kurarken ve alimler sayısız alimler yetiştirir iken, bu gün kartondan devletçiklerin düşünme, üretme ve refah yaşamına engel olmasından dolayı bir lokma uğruna Batıya taşınan beyin göçünü insanlarımız hala neden görmüyor?

3- Müslümanlar, Hilâfet’in kaybolmasıyla düşmanlarının kalplerinde olan heybetlerini kaybettiler. Heybetlerini kaybetmeleri, düşmanlarının kendilerine saldırma cüretine sebep oldu. Dolayısıyla Müslümanların erkeklerini öldürdüler, kadınlarının ırzlarına geçtiler, çocuklarını diri diri gömdüler, ülkelerini, gelişmiş uranyum gibi uluslararası yasak olan silahlarının deneme sahası yaptılar. Eğer İslam beldelerindeki yöneticiler ve Müslümanlar, Allah’ın düşmanlarının yaptıklarına karşı susmasaydı kafirler cihad ve şahâdet ümmeti olan bu Müslümanlara saldırma cüretini gösteremezlerdi. Zira yöneticiler, Müslümanları düşmanlarına karşı savaştan ve ırzlarını savunmaktan alıkoydular. Oysa ki Müslümanlar, Allah’ın adıyla bölgeleri fethediyorlar, adaleti, fazileti yaymak ve insanlığa en hayırlı kanunları tatbik etmek için atlarıyla denizlere dalıyorlardı. Allah’ın Resûl’ü ne kadarda doğru söylemiştir:

“İmam bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Yani Müslümanları himâye eden koruyucu, zırhtır. Zırh düştüğü zaman bu ümmet düşmanlarının oklarına hedef olur.

4- Müslümanlar, Hilâfet’in yıkılmasıyla ordularını kaybettiler. Müslümanların orduları topraklar fethederken, sınırları korurken ve Allah düşmanlarına korku salarken, günümüzde Müslümanlar üzerine bir yük olmuştur. Ne zaman batı ekonomik problemle karşı karşıya kalsa, ümmetin başındaki hain yöneticiler; (kullanılması izne bağlı) silahları en fahiş fiyatla satın almak için âdete yarışmaktalar. Hatta almaya kalktıkları silahlar paslanmış, depoya kaldırılmış silahlardır.

Müslümanların kızları; “Yetiş ya Mu’tasım, yetiş ya Halife ve Ey Allah’ın orduları! neredesiniz” diye haykırırken, onları duyan yok! Ordular, mücahitlerin ateşinden İsrail’i korumakta, Şaron’un güvenliği için gece gündüz uykusuz kalmaktadır. Görevleri; sadece ajanların kuş tüyünden yataklarını ümmetin muhlis evlatlarından korumaktır.

5- Müslümanlar, Hilâfet’in yıkılmasıyla birliklerini kaybettiler.

Onlar bir ümmet iken ve Halife Rab’lerinin kitabıyla onları yönetirken, onlar için uykusuz kalırken, onları hiç bir şeye değişmezken, hak ortaya çıkıncaya kadar onun katında kuvvetli zayıf ve zayıfta kuvvetli iken, onlar arasını düşmanlarının çizdikleri sanal sınırlar ayırmazken, Hilâfet’in yıkılmasıyla Suriyeliler, Türkiyeliler haccetmek için pasaport ibraz etmeye ve Iraklılar gibi diğer Müslümanlarda Mısır’a girmek için vize almaya mecbur bırakılmışlardır.

6- Müslümanlar, Hilâfet’in yıkılmasıyla Kur’an’ın hakemliğini kaybettiler. Ki; bu en büyük kayıptır. Şeriat hayattan kaldırıldıktan sonra, kinci haçlı seferlerine karşı Allah’ın hükümlerini gözeten, hadleri ikâme eden, İslâmî akideyi koruyan bir sulta yoktur. Durum böyle olunca; Mekkeyi Mükerreme civarında faiz bankalarının gökdelenleri yükselecektir.

Yine durum böyle kabullenildikçe; İslâm risaletini taşımak için cihadın yapılmadığını göreceğiz. Ve yine Suriye halkının, Filistin halkına yardım etmesine, Hicaz ve Bahreyn halkının da Irak halkına yardım etmesine engel olunmuş ve Pakistan Müslümanlarıyla Afganistan’daki kardeşleri arasına barikatlar konulmasına seyirci kalınacaktır.

Evet, günümüzde Müslümanların durumu Hilâfet’in olmamasıyla içler acısıdır. Bu, (ümmete nispetle) “Tarihin sonu” mudur? Elbette hayır!.. Zira Allah’ın -ki O’nun vaadi haktır- ve Resûlullah (r)’in (ki; asla o hevasından konuşmaz) vaadi vardır. Allah azze ve celle şöyle buyurdu:

“Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaat etti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir”.

Bu, korkudan sonra Allah-u Teala tarafından yeryüzünde Halîfe ve hâkim kılacağına ve kırılmalardan, musibetlerden, büyük belâlardan sonra yardım edeceğine dair vaattir.

Yine Allah-u Teâla, Allah’ın nurunu söndürmek isteyen küfür ve kafirlerin teşebbüslerini niteleyerek şöyle buyurdu:

“Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur”

Devamı gelecek sayıda…

 

ilk sayfa | Yukarı

 YIL 16  SAYI 186  CEMAZİYÜLEVVEL 1426 HAZİRAN 2005