Ana Sayfa

Ayın Konusu

İnceleme

Soru-Cevap

Kitap Tanıtım

Hakkımızda

Ana Sayfa
Kitap
Beyan
Yeni Sayı
Arşiv
Haber
Sizden Gelen
Link
Email
İslam Devleti
İslam'a Davet
Hizb-ut Tahrir
Hilafet Nasıl Yıkıldı
İslam Şahsiyeti
İslam'da İctimai Nizam
İslam'da Yönetim Nizamı
İslam'da Ekonomik Sistem
Diğer kitaplar için tıklayınız

Özbekistan Anayasası, Küfrün ve Yalanın Anayasasıdır!

 Halkı müslüman olan ülkeler, sahip oldukları İslam İdeolojisini terk ederek; dini hayattan, siyasetten ve devletten ayırma ilkesine dayanan kapitalist fikirlere sarılmışlar ve bu ideolojik platform üzerine anayasalar benimsemişlerdir. Bu ülkelerden biri de, İslam topraklarından ve İslam Ümmeti’nden ayrılmaz bir parça olan Özbekistan’dır.

Çok iyi bilinmektedir ki; Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, aralarında Özbekistan’ın da bulunduğu yeni devletler kurulmuş ve bu devletler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Bundan sonra müslüman Özbek halkı, derhal Kur’an ve Sünnet’e yönelmeye başlamış ve sadece İslam hükümlerinin hayatlarının her alanında tatbik edilmesini arzular hale gelmişlerdir. Bu duruma, bu insanların ciddiyetle camiler, dini kurumlar, özel okullar ve diğer Kur’an çalışmaları yapan yerler inşa etmeye başlamalarında müşahade ediyoruz.

Bununla beraber, Allah’a inanmayan komünistlerden oluşan yönetici zümre, müslümanlara İslami bir hayat kurmaları için izin vermemektedir. Bunu başarmak için bu yönetici zümre, Özbekistan’ın samimi müslüman halkını çeşitli entrikalar ve yalan vaatlerle, doğru yoldan saptırmaya karar verdi. Örneğin komünist kafir Kerimov’un 1991’de insanlara; elini Kur’an’ın üzerine koyup yemin ederek vaatlerde bulunduğunu hatırlıyoruz. Bu yalan vaatleriyle o, Özbekistan’ın samimi müslümanlarını, İslam hükümlerine uygun bir hayattan uzaklaştırmaya, insanları kendisinin de müslüman olduğuna inandırmaya ve İslam’ın en büyük destekçisi ve koruyucusu olduğuna ikna etmeye çalışıyordu.

Hal böyleyken Aralık 1992’de, Kerimov’un başında bulunduğu Yüksek Konsey, müslümanların inancı olan İslam İdeolojisine ve hükümlerine tamamen ters olan bir anayasa benimsedi. Kerimov bu anayasanın; Özbek halkının haklarını koruyan, hayatlarının temel kanunu olan ve onların beklentileri ve ihtiyaçları ile tamamen uyumlu olan bir anayasa olduğunu açıkladı. Daha sonra bu anayasanın benimsendiği gün, -8 Aralık- ulusal tatil olarak kabul edildi.

Anayasa kelimesi doğru bir kelimedir ve anlamı şudur: Yönetim sistemini düzenleyen, devletin insanlarla alakasını belirleyen; yöneticilere karşı insanların hak ve yükümlülüklerini ve devletin insanlara karşı olan hak ve yükümlülüklerini açıklayan temel kanundur.

Buna göre şöyle denilir: “Eğer bir kimse herhangi bir meselede veya doğru yada yalan arasındaki farklılık hakkında bir hükme ihtiyaç duyarsa; onun çözüm için gideceği yer, en öncelikli kaynaktır.” Şimdi Özbekistan Cumhuriyeti’nin anayasasını gözden geçireceğiz. Bu anayasa hayatımızın kanunu haline geldi mi? Haklarımızı koruyor mu? Yoksa tam tersi mi?

Şimdiye kadar Özbekistan, bir Rus sömürgesi idi. Onun anayasası, materyalizm ve dinsizlik temeli üzerinde bulunan komünist ideolojiye dayanıyordu. Toplumun ve insanların hayatı, bakış açısı ve yasal ölçülerinin tamamı; komünist ideoloji temeline ve bu temelden çıkan fikirler üzerine oturuyordu. Sonra Allah (c.c) Sovyetler Birliği’nin hayattan defolmasını takdir etti. Böylece Özbekistan “bağımsızlığını” kazandı. Bununla birlikte; yönetici zümre, -Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra kurulan devlet olan- Rusya’yı ve onun komünizm sonrası sistemini taklid etmeye koştu. Bu ideoloji, siyaset ve yönetim sisteminin de dahil olduğu hayattan, dini koparma ilkesine dayanan kapitalizmdi.

Kerimov hükümeti tarafından benimsenen anayasa, işte bu temel üzerine hazırlanmıştır. Yani laiklik ilkesini temel alan kapitalizm ideolojisine dayanmaktadır. Fakat bu anayasanın en önemli kısımları kapitalist ideolojiye dayalı olarak hazırlansa da, vatancılık ve milliyetçilik hükümleri gibi birçok önemli hükmünü komünist ideolojiden almıştır.

Bu arada Kerimov, Rusya’yı terk ederek, Amerika’ya yönelmeye başladı. Anayasa yeniden gözden geçirilerek, bazı düzenleme ve eklemeler yapıldı. Bu düzeltme ve eklemeler çoğunlukla, kanunların kapitailst ideoloji ve ondan kaynaklanan felsefeye uyumlu haline getirilmesini kapsıyordu. Önceki birçok madde, zaman aşımına uğramış sayıldı ve yeni benimsenen felsefeyi yansıtan diğer hükümlerle değiştirildi. Özbekistan anayasası aslında hiçbir şeydir. Zira küfür kanunları, eski Sovyet kanunlarından arta kalan kısımların düzeltilmesi, demokratik kapitalist ideolojinin hukuki tanımları, ikiyüzlü vatancılık ve sahte milliyetçilik; tüm bunlar kafirler tarafından icat edilerek pazarlanan pisliklerdir.

Gayet tabiidir ki; kafirler veya onların köleleri tarafından öne sürülen bu küfür kanunları, İslam toprakları üzerinde tatbik edildiği sürece; onlar kafirlerin çıkarlarına hizmet etmekte ve müslümanlara zarar vermektedirler.

Diğer taraftan, Özbekistan anayasasının Özbekistan’ın müslüman halkına zarar verdiğinin ve Amerika, Rusya, İngiltere ve benzeri kafir devletlerin çıkarlarına uşaklık ettiğinin görülmesi, şaşırtıcı değildir. Çünkü;

- Bu anayasa; müslüman Özbek halkının üzerine, kendilerinden olmayan yahudi bir yöneticinin tahakküm etmesini garanti etmektedir. Bu yahudi kafir, kendi kanunlarını baskı, şiddet ve silah kullanmak yoluyla tatbik etmektedir. Bundan da öte bu anayasa, “haklı ve adil” olarak tanıtılmaktadır. Buna ilaveten, yahudi Kerimov Özbekistan’ı; Birleşmiş Milletler, Güvenlik Örgütü gibi ittifak ve organizasyonlara bağladı. Avrupa ve -büyük kafir devletler tarafından daha fazla sömürmek ve diğer devletlere karşı kullanmak amacıyla kurulan- BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) ile işbirliğine girerek, Özbekistan’ı kafirlerin ağındaki kolay bir av haline getirdi. Yine bu anayasa; alçak Kerimov’un herhangi bir engelleme olmaksızın, güya insanlar adına bu cürümlerini işlemesine müsaade etmektedir.

- Bu anayasa; Özbekistan’ın fosil yakıtı, topraklar, altyapı ve diğerleri gibi tüm doğal ve işgücü kaynaklarını, uluslararası dev kapitalist şirketlere peşkeş çekmektedir. Sonuç olarak Allah (c.c) Özbekistan’a zengin kaynaklar ihsan etmiş olmasına rağmen; Özbek halkı güçbela ayakta kalmakta, fakirliğe mahkum edilmekte, ihtiyaçları karşılanmamakta ve sahip olduğu kaynaklardan tadamamaktadır. Diğer taraftan küfür devletleri ve onların açgözlü uluslararası şirketleri; bu kaynakları kendilerine “cömertçe” sunanlara, teşekkür etmektedirler.

- Bu anayasa; Kerimov yönlendirmeli cinayet çetesinin, Özbekistan müslümanlarını katletmesi ve tutuklaması için yasal ortamlar üretmektedir. Bu anayasanın benimsenmesinden bugüne kadar, on binlerce müslüman yalnızca fikirleri nedeniyle Kerimov’un cellatları tarafından tutuklandı, gayri insani muamelelere maruz bırakıldı ve barbarca işkence yapıldı. Yüzlerce müslüman işkence altında katledildi ve suikaste uğradı. Bu süre içerisinde, küfür devletlerinin elebaşı olan Amerika’nın, İslam’a ve müslümanlara karşı geniş çaplı olarak açtığı savaşın başlamasından sonra; Kerimov cinayet ve cürümleri ile müslümanların gözaltına alınması ve tutuklanması için planladığı büyük ölçekli gizli entrikayı daha da meşrulaştırma imkanı buldu. Şu anda fikirleri nedeniyle tutuklanıp, toplama kampları denilen Özbekistan hapishanelerinde zalim işkenceler altında katledilen yüzlerce müslümanın cesetleri; Taşkent, Andican, Fergana, Namangan ve Surhandarya bölgelerinden gelmekte ve şimdi de onların akrabalarını sürekli toplamaktadır.

- Bu anayasa; yahudi Kerimov’un Özbekistan müslümanları adına Amerika’nın hegemonyasına göz yummasına ve onun İslam’a ve müslümanlara karşı başlattığı Haçlı seferinde görev almasına izin veriyor. Küfrün başı Amerika, hayatımızın her alanında kendi kerih yaşam biçimini ve siyasetini yerleştirdi. Şimdi de askerlerini getirmek suretiyle topraklarımıza işgal etmek için fırsat kollamaktadır. Özbekistan toprakları geçmişte, Rus askerleri için askeri bir üs olarak hizmet etmişti. Şimdi ise, İslam’a ve müslümanlara saldıran Amerika için bir yerleşim alanı haline geldi.

Bizler küfür politikalarının ölümcül ve zararlı sonuçlarını ve ondan kaynaklanan Özbekistan anayasasının hayatımızın her noktasında açtığı gedikleri, önümüzde duran yüzlerce örnekte, rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Çünkü bu anayasa ancak küfürden ve yalandan ibarettir.

Kim de beni anmaktan (benim risaletimden) yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. [Ta-Ha 124]

İnsanlardan hiçbir kimsenin, insanların yönetimi için kanunlar koyma veya icat etme yetkisi yoktur. Çünkü onun aklının kapasitesi sınırlıdır ve doğal olarak, insan aklından çıkan fikirler ve mefhumlar, sınırlı olacaktır. Böylece bu hükümler, tartışmaya açık ve kusurludur. Bu eksik ve hatalı fikirler ve mefhumların sonucu, kendisi gibi eksik ve hatalı olacaktır. İnsanların bu kusurlu fikirler ve hükümler ile yönetilmeye çalışılması; onların musibete uğramasına, acı çekmesine ve ifsad olmasına yol açacaktır.

Size ancak az bir bilgi verilmiştir. [İsra 85]

Her kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir. [Maide 44]

Gerçekte ise, insanları ve kainatta var olan herşeyi yaratan, tek bir Yaratıcı vardır. İşte insanların hayatının düzenlenmesi ve işlerinin yürütülmesi için ortaya konulacak hükümlerin yegane kaynağı, O Yaratıcıdır. Çünkü kanun ve hükümler koymaya, ancak insanları yaratan ve onları en iyi tanıyan Yaratıcı’nın gücü ve yetkisi vardır. İnsanın sahip olduğu özelliklerini ve giderilmesi gereken ihtiyaçlarını en iyi bilen bir Yaratıcıdan gelecek olan hükümler, elbette insanoğlunu mutlu kılar ve tatmin eder. Bu yaratıcı Herşeye Gücü Yeten Allah (c.c)’dır. İnsanlar kendi ürettikleri kanunlarla insanları yönettikleri, küfrün ve sapıklığın çukuruna düştükleri zaman; Allah (c.c) alemlere bir nur ve hidayet olmak üzere, peygamber olarak Muhammed (s.a.v)’i gönderdi. O (s.a.v)’e katından, insanlar için doğru yolu gösteren ve yönetilmeleri için kanunlar bildiren bir kitap olarak Kur’an-ı Kerim’i gönderdi. Allah’ın Rasulü (s.a.v) Kur’an’ı esas alarak, İslam’ı ideoloji ve metod olarak İslam Devleti çatısı altında, eksiksiz bir şekilde tatbik etti. O (s.a.v)’den sonra, Raşid Halifeler (r.a) ve onlardan sonra gelen Halifeler, bu hükümleri uyguladılar. Sonuç olarak, tüm beldelerdeki müslümanlar, Kur’an’ın ışığı altında aydınlandılar ve hiçbir kimsenin o zamana kadar görmedikleri bir düzeye yükseldiler. Tüm dünya üzerine sahip oldukları bilginin ve kültürün ışığını yaydılar. Özellikle bizim üzerinde bulunduğumuz İslam topraklarından; Buhari, Tirmizi, Zemahşeri ve diğerleri gibi nice büyük alimler, İslam hukuku otoriteleri, hadis toplayıcıları ve mücahidler doğdu. Onların yanında; topraklarımızdan halen zirvede olan mühendislik, astronomi, tıp ve coğrafya gibi bilim dallarının temellerini atan birçok kurucular çıktı.

Oysa, müslümanlar dinlerine olan ilgileri azaldığında veya kaybolduğunda ve İslam hükümlerinin ve ölçülerinin araştırılmasının ve tatbik edilmesinin ihmal edilmesine göz yumduklarında; hem kaynaklarını hem de fikri liderliklerini kaybettiler. Kafirler müslümanların lideri olan Halifeyi ve Hilafeti bitirdiler, müslümanların birliğine son verdiler ve onları onlarca zayıf ve küçük devlete böldüler ve nihayet başlarına, İslam Ümmeti’nden olmayan uşak yöneticiler bela oldu. Böylelikle İslam topraklarında, küfrün kanunları ve yaşam tarzı egemen olabildi. Şu anda kafirlerin hizmetçisi olan bu yöneticiler, müslümanların beldelerinde küfrün tatbik edilmesini baskı ve şiddetle mümkün kılmışlardır. İşte bu yüzden müslümanlar küçük düştüler.

Ey Özbekistan Müslümanları!

Sizlerin böyle bir anayasanın, hayatınızda tatbik edilmesine sessiz kalmak gibi bir hakkınız yoktur. Çünkü Rasulullah (s.a.v) şöyle dedi: “Sizden biriniz bir münkeri (gayri İslami herhangi bir şeyi) gördüğünde onu eliyle düzeltsin. Bunu yapamıyorsa diliyle düzeltsin. Bunu da yapamıyorsa, kalbiyle nefret etsin. Bu ise, imanın en zayıfıdır.” [Tarık İbn Şihab’dan; Buhari, Melâhim 17; Müslim, İman 78; Ebu Dâvud, Salâtu'l-İydeyn 248; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, 17; İbnu Mâce, Fiten 20]

Kur’an’dan ve Rasulullah (s.a.v)’in Sünneti’nden başka herhangi bir kaynağı kabul etmek; yalandan ve sapıklıktan başka bir şey değildir. Rasulullah (s.a.v) veda haccında müslümanlara şöyle hitap etti: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlar Allah’ın Kitabı ve Benim Sünnetimdir. Eğer benden sonra bu iki şeye sarılırsanız, asla sapıtmazsınız.”

Ve Allah kafirler için, müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir. [Nisa 141]

Allah (c.c) sizinle beraberdir ve O (c.c) düşmanlarınıza karşı sizi muzaffer kılacak güce sahiptir.

Ey İman Edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı (dini üzere) sabit kılar. [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir

H. 22 Ramazan 1422

Özbekistan

7 Aralık 2001

Yukarı