Ana Sayfa

Ayın Konusu

İnceleme

Soru-Cevap

Kitap Tanıtım

Hakkımızda

Ana Sayfa
Kitap
Beyan
Yeni Sayı
Arşiv
Haber
Sizden Gelen
Link
Email
İslam Devleti
İslam'a Davet
Hizb-ut Tahrir
Hilafet Nasıl Yıkıldı
İslam Şahsiyeti
İslam'da İctimai Nizam
İslam'da Yönetim Nizamı
İslam'da Ekonomik Sistem
Diğer kitaplar için tıklayınız

İçişleri Bakanı, Küffarın Menfaatlerini Koruyor!

Aşağıdaki Yazı, Hizb-ut Tahrir Pakistan Heyeti Tarafından, İçişleri Bakanı’na Verilen Mektubun Metnidir.

İçişleri Bakanı, Emekli General Muniddin Haydar’a

Müşerref’in 12 Ocak tarihinde yaptığı konuşmaya bir icabet niteliğinde, hükümetinizce girişilen ve sizin bakanlığınız tarafından icra edilen, müslüman aktivistlerin topluca tutuklanmaları vesilesiyle, hitap etmek üzere size, heyetimizi göndermekteyiz.

İnanıyoruz ki; bu tutuklamalar, sadece bu ülkede İslam’ı ezme arzusunun harekete geçirmesiyle, gerçekleşmiştir. Burada amacımız, düşmanlarına karşı bu ümmete ihanet etme girişiminde bulunmanız halinde, Ahiret Günü karşılaşacağınız en şiddetli muhtemel sonuçlar konusunda sizi uyarmaktır.

Ümmet açısından oldukça açıktır ki; Amerika’nın “Terörizmle Savaş” olarak adlandırdığı şey, gerçekte “İslam’a Karşı Haçlı Savaşı”dır. 11 Eylül olaylarının olduğu günlerde, Amerika; herhangi bir delil göstermeden Taliban ve Usame bin Ladin’i suçlu olarak işaret etti. Amerika sonra aceleyle, zaten Afganistan müslümanlarına karşı devam ettiği harap edici savaşına ek olarak, en adi bir savaşa girişti. Savaş halen ederken, Amerikalı zalimler; Haçlı Savaşları için, yeni hedefler konusunu tartışmaya başladılar: Somali, Sudan, Irak ve Yemen, neredeyse halkı müslüman olan ülkeleri kapsayan bir liste...

Bu arada, Batılı düşünür ve politikacılar, Batı ve İslam arasındaki ilişkiler hakkındaki umumi tartışmalarla meşgul oldular. Hepsinin zihninde şekillenen, zayıf kalan resmi inkarlara rağmen, bu savaşın 21.inci yüzyılın Haçlı Savaşı olduğuydu. Amerikan saldırılarından büyük oranda cesaretlenen İsrail ve Hindistan ise, İslam’a, Filistinlilere ve Pakistanlılara karşı kendi girişimlerinde bulunmaya başladılar.

Bu gerçekler, İslam Ümmeti’nin tamamı nezdinde apaçık ortadadır. Sizin hükümetiniz, Amerikan kuvvetlerine, tamamen kara ile kuşatılmış olan Afganistan’ı vurması için Pakistan’ın kapılarını açmak suretiyle, İslam Ümmeti’ne ihanetin başını çekti ki; şimdiye kadar onlar, Pakistan güvenliği ve koruması altında siper aldılar. Pakistan Yönetimi, Amerikalıların yürüttükleri şeytani saldırı ve istilaları boyunca, masumane bir şekilde sessiz kalmakla yetinmedi. Aksine sizin hükümetiniz; hava sahasını, hava alanlarını, kaynaklarını, istihbaratını, lojistik desteğini hatta askeri desteğini açmak yoluyla, bu istilaya tümüyle destek ve yardım vermeye koştu. Ne hava kuvvetleri ne de teknolojik üstünlük, Amerika’nın Afganistan’ı yıkmaya yönelik gayelerini güvence altına almazdı. Aksine Amerikan hedeflerini güvence altına almak için, müslümanların yöneticilerinin ve liderlerinin candan yardımlarına muhtaçtı.

Pakistan’ın bu suç ortaklığının mükafatına gelince; Amerika bu bedeli, İblis’in yapılmasını istediği gibi, Afganistan’ı Pakistan’ın yörüngesinden koparmak ve Pakistan’ın önceki stratejik derinliğinin, stratejik bir tehlikeye dönüşmesiyle sonuçlanan, (Pakistan’ı) Hindistan’la aynı hizaya getirmek (muhatap etmek) şeklinde ödedi. Ayrıca Amerika bu işbirliğinin karşılığını; Hindistan’ın gizli Amerikan rızası olmaksızın, Pakistan sınırları üzerindeki, askeri varlığını güçlendirmesini cesaretlendirerek ödedi ki; Hindistan’ın Amerika’nın müttefiklerinden birine karşı, böyle bir adım atması imkansız olmalıydı. Fakat Amerika, dilediği zaman işbirlikçilerine ihanet etmekte tereddüt etmemektedir. Müslümanların yöneticileri ise, bu şeytanın kendilerini ne derecede tehdit ettiğini idrak etmelerine rağmen, Amerika şeytanı ile işbirliğini sürdürmeye devam etmektedirler.

Bu nedenle, 12 ocak akşamında, general Pervez Müşerref tarafından benimsenen çizgi; bir sürpriz olmamalıdır. Amerikalı Haçlı Savaşçıları veya Hindu müşriklerin tehdidi sebebiyle müslümanların karşı karşıya kaldıkları dış tehlikelere dikkat çekmektense; sizin baş komutanınız, özel olarak, sadece müslümanların dahiliyle alakalı meseleler üzerinde durmayı tercih etti. Dışişleri bakanlığını, diplomatik görevlileri, silahlı kuvvetleri ve başkomutanı harekete geçireceğine; İçişleri bakanlığını, polisi ve iç istihbarat servislerini harekete geçirdi.

Tüm bunlar kavrandıktan sonra, general Pervez Müşerref’in sömürgeci kafirlerin bir temsilcisi ve Batı’nın bir ajanı olduğu konusunda, eğer daha açık deliller varsa, sormak isterdik. Size bu konuları açıklıyoruz. Çünkü siz bu hükümetin bir üyesi ve iç güvenliğin doğrudan bağlı bulunduğu bir bakanlığın başındasınız.

Hilafet Devleti’nde, iç güvenlik dairesinin görevi; müslüman veya gayri müslim olsun tüm vatandaşlar ile toplumu, suçlardan ve zarara sebebiyet verebilecek olan hareketlerden korumaktır.

Ancak şu zamanda müslümanların başında bulunan yönetimlerde, içişleri bakanlıklarının görevi; insanları ve toplumu korumak değil, sadece yöneticileri ve onların çıkarlarını korumaktır. Bu tür yönetimlerde, polisin ve istihbarat teşkilatlarının tek önemli işi, yöneticilere yönelik herhangi bir muhtemel muhalefeti ezmek ve onlara karşı duran, herhangi bir potansiyel tehdidin önlemini almaktır. Aslında İslam dünyasındaki içişleri bakanlıkları, yönetimin düşmanlarına karşı; rutin uygulamalar haline getirilmiş olarak, casusluk yapan, işkence eden ve vahşi baskınlar yapan, terör araçları haline gelmişlerdir. Bu bakanlıkların varlığı ve yaptıkları işler, Haramdır.

İmam Muslim, Hişam b. Hakem’in şöyle dediğini rivayet etti: Ben Allah Rasulü (sav)’in şöyle dediğini duydum: “Allah her zalime, bu dünyada cezasını verecektir.”

Ayrıca İslam yöneticilerin muhasebesini ve onların yanlış hareketlerini tenkit etmeyi de müslümanlar üzerinde farz kılmıştır.

Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Şehitlerin efendisi Hamza ve zalim yöneticiye hak sözü söylediği için katledilen kimsedir.

 

Şu durumda, sizin için en büyük muhalefet ve tehdit İslam’dandır. Bu durum, Afganistan savaşı sırasında, yönetimin davranışlarına, caddelerde protesto gösterileri düzenleyerek, tepki gösterenler sadece İslami gruplar olduğu zaman, çok belirgin bir şekilde görüldü. Bu yüzden, sizin bakanlığınız bu muhalefeti dağıtmaya davet edilmeden önce, bu bir an meselesiydi. Fakat bununla birlikte sizin hükümetiniz, Amerika tarafından desteklendi.

Bugün dünyada Amerika’nın en büyük muhalifi ve en güçlü tehdit edicisi İslam’dır. İşte Amerika’nın, dünya çapında İslam’a karşı Haçlı Seferi’ne girişmede, bu muazzam çabayı sarf etmesinin nedeni budur!

Bunun içindir ki; sizin hükümetiniz, dünya çapında yürütülen Haçlı Savaşı’nın bir parçası ve Amerika’nın sadık bir işbirlikçisi olarak, bu ülkede İslam’ı bitirmede, üstlendiği rolünü yerine getirmektedir.

Sizi İslam Ümmeti’ne karşı, Amerika ile işbirliği yapmanın vahim sonuçlarıyla uyarıyoruz!

Amerikan planının başarısız ve Hakkın ise, muzaffer olacağı kesindir. Gayet açıktır ki, Amerika’nın bir Haçlı Savaşı’nı uygulamaya koymada bu kadar hırslı olması, başarısızlıklarının ve acziyetlerinin delilidir.

Batılı Kafirler, yaklaşık 80 yıl önce, Osmanlı Hilafeti’nin yıkılmasıyla birlikte, İslam’ın da yok olacağını zannediyorlardı. O zaman, kafir generallerden biri Selahaddin Eyyubi’nin mezarını ziyaret etti. Ayağıyla, onu tekmeledi ve o an, Haçlı Seferlerinin sona erdiğini ilan etti. Fakat dünya çapında canlanan İslami Uyanış; onların ordularını, yeniden İslam topraklarına geri dönmeye mecbur etti. Onlar ümid ediyor ki; bu Haçlı Seferi, İslam’ı kökünden yok eden, son sefer olsun. Oysa onlar, müslümanların kalpleri ve zihinlerindekini asla yok edemezler.

Rasulullah (sav)’in İmam Ahmed’in Müsned’inde geçen ve herkesçe bilinen hadisiyle önceden müjdelediği, Peygamberlik Metodu üzere Raşidi Hilafet; bu ümmet tarafından kurulmadıkça, İslami Uyanış durmayacaktır.

Küffara gelince; onların umudu, acıklı bir şekilde kaybolacak ve bedenleri elem verici cehennem ateşinde yok olacaktır. Ve Haçlı Savaşçılarıyla işbirliği yapanlar, onlara izin verenler ve kendilerini onların ellerindeki araçlar haline getirenler de kesinlikle, bu vahim son ile hem bu dünyada hem de Ahirette, onlarla aynı şekilde karşılaşacaklardır. Alemlerin Rabbi şöyle dedi:

Onlar Allah’ın nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirlerin hoşuna gitmese de Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. [Tevbe 32]

Hizb-ut Tahrir

H. 11 Zilkade 1422

Pakistan Vilayeti 

M. 25 Ocak 2002

Yukarı