Ana Sayfa
Ana Sayfa
 
Kitap
Beyan
Yeni Sayı
Arşiv
Haber
Sizden Gelen
Link
Email

Hizb-ut Tahrir- Avrupa’dan, Batı Ülkelerinde Müslümanların İşlerini Yürütenlere!

Kerim, lider, imam, alim ve faziletli kardeşler.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Muhakkak ki, size yönelttiğimiz bu mektuptan maksadımız, size başörtüsünün farziyeti hakkında bahsetmek değildir. Çünkü içinizde celil/büyük olan alimler ve fakih olan imamlar vardır. Yine ondan maksadımız, başörtüsü hamlesi ve onu yasaklayan irade karşısında durmak üzere sizleri teşvik etmek değildir. Kuşkusuz, yürekli kahraman erkeklerin duruşu gibi durdunuz ve şecaatli/yiğit olan muhlis kimselerin savunması gibi şer’i hükmü savundunuz. Bundan dolayı Allah sizden razı olsun, bizi ve sizi hak üzerinde sebat eylesin.

Ey Faziletli kimseler!

Şüphesiz, bu mektuptan maksadımız; ilk önce size teşekkür etmek, ikinci olarak da; dikkati nazarınızı bir kaç hususa çekmektir.Teşekkür hususunda; ihsanla yad olunasınız. Zira Dininizi ve Müslüman kadınların tesettürünü savunmada kahramanların duruşu gibi durdunuz. Ayrıca dine yardım etmek ve hükümlerini savunmak amacıyla göstermiş olduğunuz şecaatli duruşunuzda, bu minval/tarz üzerinde devam etme cesaretiniz artsın. Hepimizin ne kadar da çok arzuları bilemeye ve azimleri artırmaya ihtiyacımız var!

Hatırlatma ve nasihat kabilinden, dikkatini nazarınızı çekmek istediğimiz hususlara gelince;

Birincisi: Ey faziletli kimseler! Biliyorsunuz ki; İslam bir kulpdur ve bu sağlam kulp parçacıklarının birbirine yapışkanlığı devam etmektedir. Şayet bu kulp koparsa, aynen gerdanlık gibi darmadağın olur. Bir parçanın dağılması ile de hepsi dağılır. Ebi Umame el-Bahiliden rivayetle Rasulullah (s.a.v)’in şöyle dedi:

“Kesinlikle İslam’ın kulpları, kulp kulp çözülecektir. Her ne zaman ondan bir kulp çözülse, insanlar diğerine teşebbüs edeceklerdir. Onlardan ilk çözülecek olan yönetim, sonu da namazdır.” (Ahmed, Tabarani) Bugün, “Hicab” meselesi; bu ülkelerde gerdanlığın ilk tanesini/parçasını temsil etmektedir. Eğer biz bu konuda gevşeklik gösterir, onun üzerinde pazarlık yapar ve kadınlarımız üzerine farz olan tesettürün çekilip alınmasına rıza gösterirsek o sağlam kulp kopacak, gerdanlığın hepsi dağılacaktır.

İkincisi: Bu Dine/İslam’a tuzak kuran düşmanların olduğu, onların bu Dinin mensuplarına felaketlerin gelmesini gözetip durdukları, onu akıllardan, nefislerden söküp atmak, hayattan izale etmek için var güçlerini harcadıkları artık size gizli değildir. Allah’ü Teala şöyle buyurmaktadır:

“Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam edeceklerdir.” (Bakara 217)

Bundan dolayı; eğer bizler imandan kaynaklanan cesaretimizi bir kenara bırakıp onlara karşı zaaflığı/dayanamama, azimlerimizdeki kırılmayı, nefislerimizdeki korkuyu ve düşüncelerimizden vazgeçme gibi bir tavır sergilersek onlar, düşmanlıklarında ısrar ederler, İslam’i şahsiyetimizi yıkmak ve kültürel hassasiyetlerimizi silmek için fırsatı-ganimet bilirler.

Üçüncüsü: Ey Faziletli kimseler!

Yine siz biliyorsunuz ki; Müslümanlar kardeştir. Sanki onlar tek bir vücut gibidir: “Ondan bir organ rahatsızlandığı zaman, diğer organlarda ateş ve uykusuzluk ile ona katılırlar.” (Nu’man ibni Beşir’in hadisinden.)

Ebi Musa’nın, Nebi (s.a.v) den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Mü’min, mü’min için birbirine kenetlenen bir bina gibidir. Sonra parmaklarını birbirine geçirdi.” (Şeyhan rivayet etti)

11/09/2001 tarihinden itibaren, bu ülkelerde Müslümanlara karşı bazı okulların kapatılmasına, bazı partilerin aktivitesinin/etkinliklerinin yasaklanmasına, bazı hayır cemiyetlerinin bürolarının kapatılmasına, mal varlıklarına el konulmasına ve İslam ideolojisi üzerine kaim olan bir siyasi partiye mensup olmanın dışında herhangi bir günahı veya suçu olmayan bazı Müslümanları, zorla ülkelerine geri gönderme gibi utanç verici icraatlar ittihaz etmişlerdir. Bu utanç verici icraatlar, Müslümanlar gaflet içerisindeyken ve birbirleriyle meşgul iken gerçekleşmektedir. Yani; her bir kimsenin önce nefsim/canım, nefsim dediği bir ortamda. İşte bunun içindir ki; biz nasihat kabilinden ve Müslümanlar aleyhine korkudan dolayı, müslümanları: “Kendilerine son pişmanlığın fayda vermeyeceği” günün dehşetinden sakındırıyoruz.

Ey kerim, lider, imam, alim ve faziletli kardeşler!

İster şer, isterse hayır olsun, bu ülkelerde cereyan eden husus, partisel mensupluluğumuza, siyasi teveccühümüze ve fıkhi mezhebimize bakmaksızın, hepimizin üzerinde cereyan ediyor. İşte bakın, başörtüsü meselesi bunun en büyük şahididir. Bu bağlamda başörtüsü meselesi; İslam dışında başka herhangi bir niteliğe bakmaksızın, bütün Müslümanların kadınlarını kapsamaktadır. Bundan dolayıdır ki; yöneticilerimizin bizi terk ettiği bir durumda, ihtilafları aşarak birbirimize kenetlenmek, birbirimizi desteklemek ve bu ülkelerde bu dinin zaferi için düzgün bir şekilde çalışmanın ötesinde başka hiç bir çözümümüz yoktur.

Muhakkak ki biz, sizi gayretleri birleştirmeye, amelleri dizayn etmeye ve Allah’ın Kitab’ı ve Rasul’ünün (s.a.v) Sünnetinden herhangi bir esası muvahhidî/birleyen bir konum üzerinde sebat etmeye davet ediyoruz. Gelin şer’iatın üzerimize vacip kıldığı bir görüş üzerinde toplanalım. Dikkat edin! O da, kültürel özelliklerimize sarılmak ve İslam’i hüviyetimizi korumaktır. Bundan asla vazgeçmeyelim. Onda ihtilaf etmek kalplerimizin farklılaşmasına, görüşümüzün ifsat olmasına ve işimizin, aleyhimize çözülmesine sebep olur.

Allah, sevdiği ve razı olduğu sağlam kulpa yapışmada ve metin ipe sarılmada hepimizi muvaffak kılsın. Allah’ü Teala şöyle buyurdu:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah’ın size olan ni’metini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirmiş ve O’nun ni’meti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” (Al-i İmran 103)

 

H. 24 Zilka’de 1424

Hizb-ut Tahrir

Avrupa

M. 17 Ocak 2004