Ana Sayfa YIL 13   SAYI 148   MUHARREM 1423   NİSAN 2002 E-Mail

ULUSLARARASI KRİZ GRUBU 30 OCAK TARİHLİ RAPORU

ICG International Crisis Group

IMU (Özbekistan İslami Hareketi)

ve

Hizb-ut Tahrir:

- 1. Bölüm -

Afganistan Savaşı’nın İşaretleri

I. GİRİŞ

11 Eylül 2001’de Birleşik Devletlere yapılan saldırılar ve ABD liderliğinde Afganistan’a karşı yürütülen askeri kampanya, Orta Asya’daki İslami hareketlerin dikkatlerini yoğun bir şekilde üzerine çekti. Bu hareketlerden ikisi -IMU (Özbekistan İslami Hareketi) ve Hizb-ut Tahrir el-İslami (İslami Kurtuluş Partisi)- Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan yönetimleri ve daha geniş olarak uluslararası toplum ile en çok ilgilenen ve takip eden iki hareket oldu. Bu brifing, Orta Asya’daki bu iki hareketi dikkate alarak, Afganistan’daki müttefik askeri operasyonun dinamik olarak nasıl geliştiğini ve bu hareketlerin üyelik, liderlik ve kitlesel yapılarını ele almaktadır.

Orta Asya, bu çok farklı iki hareket ile ilgili olarak kritik bir noktadadır. Bölgenin demokratik olmayan yönetimi, sıklıkla, bir bütün olarak, dini ve sivil toplulukların üstesinden gelmek için, seçim araçlarını baskı altında tutmaktadır. Bu yüzden bu grupların gündemleri, metodları ve bildirileri (düşünceleri)ne yönelik giderek artan kamuoyu desteği, daha büyük bir rahatsızlık doğurmaktadır. Uluslararası toplumun anlaşılabilir terörizmle mücadele arzusu, beraberinde yeni bir tehlike getirmektedir. Bu, bölgedeki yönetimlere (terörizmle mücadele adı altında) siyasi tehdit olarak gördükleri tüm organizasyonlara karşı baskılarını sürdürmeleri ve bu baskılarını artırmaları için rahat bir yol verecektir ve bu da sadece bir bumerang etkisi yapacak ve bölge dengelerinin uzun süre bozuk kalmasına neden olacaktır.

11 Eylül1 sonrasında, ABD başkanı George W. Bush tarafından terörist bir organizasyon olarak anılan IMU’dan2 sonra, Hizb-ut Tahrir hakkında da yazılar yazıldı. Bu muhtemelen ve en azından kısmen, Özbekistan’ın Afganistan operasyonunda yaptığı işbirliğini güvence altına alınmasına yardım etmek amacıyla yapıldı. Fakat son üç yıldır sürdürdüğü, Özbekistan ile Kırgızistan’a sınırı geçerek saldırması gibi militan faaliyetleri ve Özbekistan yönetiminin, şubat 1999’da Taşkent’teki bombalamaların3 IMU tarafından yapıldığı şeklindeki iddiaları, IMU üzerine çok daha fazla gidilmesine neden oldu. IMU ve liderliği bir operasyon üssü olarak, Afganistan’ı sıklıkla kullanıyordu ve örgütün hem Taliban ve hem de el-Kaide terörist şebekesiyle yakın bağlantıları vardı.

Verilen bu kayıtlar açısından, IMU’nun 11 Eylül’den sonra, kendisini uluslararası toplum ve bölgenin devletleri arasında bulması, şaşırtıcı değildir. Hizb-ut Tahrir ise, kısmen daha az bir uluslararası tepki aldı. Çünkü o, hedeflerine ulaşmak için şiddet-dışı bir yaklaşımı desteklemektedir. Bununla beraber, IMU ile esasen bölgede, İslami siyasi bir sistem kurmak amacı gibi, birçok ortak amaçları paylaşmaktadırlar. IMU, Özbekistan hükümetini yıkmaya yoğunlaşarak, daha kısa vadeli siyasi hedefler gerçekleştirme eğiliminde iken; Hizb-ut Tahrir çok daha zor olan, tüm Müslümanları birleştiren bir Hilafet4 kurmak gibi ütopik (!) bir hedefe sahiptir. Hizb-ut Tahrir üyeleri, arasıra örgütlerinin izlediği yolu tekrarlıyorlar veya özellikle Özbekistan’da üzerlerindeki baskının acısını yaşamaya devam etseler bile, şiddete yönelmenin, temellerinin bir parçası olmasının imkansız olduğunu söylüyorlar. Bununla birlikte Hizb-ut Tahrir, aşırılar olarak tanımlanmalarından dolayı, özellikle Batılı politika üreticilerine sert bir şekilde, meydan okumaktadır. Yani açıkça, sadece barışçıl (şiddet-dışı) bir yol benimsediklerini ısrarla vurguluyorlar. Orta Asya’daki yönetimler ise, onların siyasi sistem açısından çok ciddi bir tehdit olduğuna inanarak buna, düşüncelerini şiddet-dışı bir ifadeyle dile getiren insanları tutuklayarak cevap veriyorlar. Bu brifingin büyük bir kısmı, ayrıntılı olarak Hizb-ut Tahrir üzerinde yoğunlaşarak, onun adam kazanma yollarını, düşüncelerini ve Orta Asya’daki popülaritesindeki hızlı artışa sevkeden unsurları incelemektedir.5

II.ÖZBEKİSTAN İSLAMİ HAREKETİ (IMU)

IMU’nun, Taliban ve el-Kaide bağlantıları ile artan uluslararası şöhreti, kendisine çok pahalıya maloldu. Çelişkili haberler olmasına rağmen, Kasım 2001’in sonlarında, grubun 32 yaşındaki lideri Cuma Namangani’nin6, ABD’nin Afganistan’ın Mezar-ı Şerif bölgesini bombalaması sırasında, yaralandıktan sonra ölenlerden7 biri olduğu geniş bir şekilde rapor edildi. O, Kasım 2000’de Özbekistan yönetimi tarafından, gıyabında ölüme mahkum edilmişti. ABD’nin Afganistan askeri operasyonun, bir bütün olarak IMU’nun askeri güçlerine karşı etkisi hakkında, çok az güvenilir bilgi bulunmaktadır. IMU’ya bağlı bir grup, Kasım ayında Mezar-ı Şerif’te ve Kunduz’da (müttefiklere karşı) şiddetli çarpışmalara katılıyorlardı. Son kentteki çatışmalar sırasında, çok fazla sayıda IMU üyesinin öldürüldüğü görüldü. IMU’nun siyasi lideri Tahir Yuldaş ise, muhtemelen hala hayattadır. Bazı haberlere göre o, halen Afganistan’da, bazılarına göre de Pakistan’a kaçtı. Rus askeri kaynakları, sağlam kalan Kunduz, Balh ve Samangan bölgelerinde dört adet IMU kampı olduğunu iddia etmektedir.8 Fakat bu bilgi, bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmamıştır.

Onlar, Namangani’ye bağlı IMU kuvvetlerinin Taliban’la beraber savaşarak, çok büyük ölçüde kayıp verdiklerini fakat Tahir Yuldaş’a yakın duranların, kenarda kaldıklarını ve bu yüzden kurtulmuş olabileceklerini söylemektedirler. Oysa herhangi bir IMU kampının bombalamalardan kurtulmuş olması, zayıf bir ihtimal olarak görünmektedir. Çünkü hem Özbek istihbaratı Afganistan’daki IMU konusunda çok gelişmiştir, hem de daha önemlisi ABD hedef listesine tüm IMU kamplarını yerleştirmişti. Bununla beraber, IMU’nun tümüyle yok edilmiş olması ihtimal dışıdır. Şüphesiz ABD askeri liderlerinin, Ocak 2002’de yaptıkları yorumlar9, onların IMU unsurlarının izlerini takip etmeye devam ettiklerini doğrulamaktadır ki; onlar hala Afganistan’da kalmak gerektiğine inanmaktadırlar. Yine IMU liderlerinin, bildirildiğine göre, Kasım 2001’de iki Pakistan uçağı ile Kunduz’dan gizlice kaçtıkları iddia edilmiştir.10

Savaştan kurtulanların bir kısmı, savaşın gelecek değişimlerini bekleyip, (bekledikten sonra) kırsal alanda, kolayca ortadan kaybolmuş olabilirler. Diğer kısmı ise büyük olasılıkla, eski el-Kaide savaşçılarına katılmak için Pakistan’a gitmişlerdir. Bazı IMU liderleri de İran’a göç etmiş olabilirler. Orta Asya güvenliğine yönelik ileri sürülen daha ciddi bir tehlike ise, bazı IMU savaşçılarının yeniden Tacikistan’a, daha doğrusu 2001 yılına kadar üslerini kurdukları ve büyük ölçüde yönetimin kontrolü dışında olan doğu Tavildara bölgesine dönmüş olabilmeleridir. İddialara göre bölgenin çoğu, iç savaş sırasında Namangani ile birlikte savaşan, fakat şimdi Duşanbe’deki koalisyon hükümetinin, Acil İşler bakanı olan Mirza Ziyaev’e bağlı gruplar tarafından kontrol edilmektedir. ICG ile yaptığı bir röportajda11 Ziyaev, IMU’nun Tacikistan’a dönebileceği ihtimalini reddetmektedir. Bununla beraber, hala bölgeye dönmenin yollarını arayan küçük gruplar bulunmaktadır. Özbek ve ABD baskısı altında Tacik hükümeti yine de, muhtemelen herhangi böyle gruplara karşı, geçmişte yaptıklarından daha sert tedbirler almıştır. Gerçek ne olursa olsun, IMU’nun Kuzey Afganistan’daki savaş sırasında, önemli kayıplar verdiğini ve şimdi liderliğinde, organizasyonunda ve uygulamalarında köklü değişiklikler yaşanacağını doğrulamak kaçınılmaz görünmektedir. Bölgesel yönetimler özellikle Özbekistan yönetimi, Cuma Namangani’nin öldüğü sanısından ve IMU’nun hasar görmüş olmasından memnundurlar. Şüphesiz ki, IMU’nun ciddi bir hasara uğrayışını görmek, başkan Kerimov’un bir arzusuydu. Zira o, ABD kuvvetlerine Afganistan operasyonu sırasında, tam destek vererek Özbek askeri hizmetlerini içtenlikle açmıştı. Sonuçlar, Kerimov için açık bir zaferdir.

Özbek yönetim zümresi arasında, Afganistan’dan gelen tehdidin azaldığı, Tacik-Özbek sınırındaki mayınların temizlenmesi için atılan adımlarla, sınır güvenliğinin önemli ölçüde rahatladığı ve bu iki ülke arasında yeni geçişlerin açılabileceği şeklinde bir düşünce vardır. Namangani, bölgede çok iyi tanınan bir IMU lideriydi ve o kolaylıkla yer değiştiremezdi. O adamları üzerinde, hem izlediği sert bir disiplin hem de kendisine olan şahsi bağlılık nedeniyle, çok sıkı bir kontrol yerleştirmişti. Bu otoritenin, kolayca vekillerine (haleflerine) transfer edileceğinin hiçbir garantisi yoktur.

Tahir Yuldaş da yine önemli bir kişidir. Fakat hem karizması hem de otoritesi (Namangani’ye oranla) daha azdır ve bir saha komutanı olarak, kendisini kanıtlayamaz. Mümkündür ki, o IMU’yu oluşturan farklı grupların desteğini elinde tutmak konusunda, büyük bir zorlukla karşılaşacaktır. Ancak diğer liderlerin ortaya çıkması da zaman alacaktır. Bu nedenle, grubun kalıntılarından bazı küçük gruplar ve parçalar gelişebilir. Her ne kadar bunlar muhtemelen benzer amaçlar ve taktikler kullansalar da, alt tabakanın (örgütün yöneticileri dışında kalan kesiminin) uygun olduğunu düşündüğü, tek bir liderlik altındaki (önceki) birleşik IMU hareketinden çok daha az bir tehdit olurlar.

Afganistan’daki olaylar, sarsıcı bir şekilde, Orta Asya’daki uyuşturucu12 ticaretinden ve özellikle Usame bin Ladin’in El-Kaide’sinden geldiğine inanılan IMU’nun finansal kaynaklarını yok edecektir. Eğer üretim, Afganistan’da daha iyi kontrol altına alınırsa; IMU ne uyuşturuculara ulaşabilecektir, ne de Tacikistan üzerinden geçen uyuşturucu yollarını daha uzun süre kontrol edebilecektir. Orta Doğu’da destekçilerin de aralarında bulunduğu, diğer olası para kaynakları veya yerel siyasi gruplar, kendi nüfuzlarını inşa etmenin bir vasıtası olarak, IMU’yu kullanmanın yollarını aramaktadırlar. Bununla beraber Afganistan’daki sığınağı olmaksızın IMU, muhtemelen ciddi bir finansal sıkıntıyla karşı karşıya kalmaktadır. Hiç şüphesiz, yeniden gruplaşma ve stratejik yansımaları olduğu sürece; yine de IMU’nun, bölgede güvenliği tehdit eden bir unsur olarak, işinin bittiğine hükmetmek için oldukça erkendir.

Bazı kalıntılar er geç, Özbekistan’a karşı bir diriliş kampanyasına girişebilirler. IMU galiba, 1999 ve 2000 yıllarında başardığı gerilla tipi saldırıları, yeniden başlatamayacaktır. Ancak devlet binalarına ve personeline yönelik bombalı saldırılar gibi, klasik terör yöntemlerine fazlaca başvurabilir. Bu saldırı hedeflerinin arasına, Hanabad’daki hava üssünün de yer aldığı, Özbekistan’daki ABD hedeflerini de yerleştirebilir. Özbekistan’ın güvenlik servisleri, her tarafta kontrolü sağladıkları halde; [ferdi saldırı-cemai savunma (gerilla-düzenli ordu) düzeyinden kaynaklanan] seviye farkı ve profesyonellikteki eksikliklerinden ötürü, karışıklığı yaygınlaştıracak böyle bir tehdit karşısında zayıf kalabilirler. Eğer Tahir Yuldaş, IMU’yu tekrar toplayacak bir lider olarak meydana çıkarsa, siyasi açıdan daha sofistike bir hareket oluşturabilir. Yuldaş’ın Orta Doğu, İran ve Pakistan’da geniş bağlantıları bulunuyor ve IMU’nun temel dış finansal kaynaklarını elinde tutuyordu. Eğer o IMU’nun askeri gücünü kaybetmemiş ise, hem şiddet hem de siyasal propaganda yoluyla Kerimov yönetimini zayıflatmak amacıyla, daha uzun süreli bir kampanya geliştirme girişiminde bulunabilir.

IMU’nun uyumlu/birleşik hareket kabiliyeti, açıkça tehlikede olsa bile, bu aynı derecede önemli olan bir gerçeğin üzerini örtmemelidir: IMU’nun oluşmasına ve ayakta kalmasına yardımcı olan şartlar, değişmeden olduğu gibi kaldı. Özbekistan Bağımsız İnsan Hakları Derneği’nin başkanı, Mikail Ardzinov’un öne sürdüğü gibi: “Hizb-ut Tahrir ve IMU’nun dağıtılması, Özbekistan’ı daha güvenli bir hale getirmeyecektir. Zira gerçek problemler henüz çözülmedi ... Otoriter stratejilerin istikrar sağlaması imkansızdır. (Bunun için) bir yıl içinde, tutuklamaların, duruşmaların, terörist eylemlerin ve siyasal haklardan yoksun kalmanın, daha da artıracağını göreceğiz ... Uluslararası toplum adına, terörizm ile mücadeleye birincil odak olarak verilen destek gibi bir desteği, insan hakları organizasyonlarının desteklenmesi için verilmediğini hissediyoruz.”13

Özbekistan’da IMU’ya verilen desteğin düzeyi, 11 Eylül’den sonra biraz değişti. Afganistan’daki savaşın, insanların davranışlarının siyasal değişimin olanaklarına doğru yön değiştirmesine geniş bir etkisi olmadı. Laik bir yörüngesi bulunan Özbekistan’da, Namangani’nin ölüm haberi, gayri-müslimlerce olduğu kadar Müslümanlarca da ferahlatıcı bulundu. Buna oranla, Eylül ayından önce IMU’yu destekleyen, toplumun çok küçük bir azınlığı; Özbekistan’ın siyasal sisteminin sadece şiddet yoluyla değişebileceğine fazlasıyla inanmaya devam etmektedir.

Fakat yönetimin yıkılışını görmek isteyenlerin çoğu, şiddeti reddetmekte ve bu isteme uygun olan, Hizb-ut Tahrir gibi grupları desteklemeye devam etmektedirler. Yine de 11 Eylül’den bu yana, biraz sessiz kalmalarına rağmen Özbekistan’ın İslamcı gruplara karşı izlediği politikalarda köklü bir değişim yaşanmadı. Birleşik Devletlere yönelik saldırıların şimdiki kötü sonuçlarında, (Özbekistan’daki) güvenlik tedbirleri yoğunlaştırıldı ancak son iki aydır, bu tedbirler biraz hafifletildi. Tutuklamalar devam ettiği halde, geçmişte olduğu gibi hiçbir önemli duruşma olmadı. Bu birkaç etken ile açıklanabilir.

Birincisi; ülkeyi çok sayıda gazeteci ve delegasyonun ziyaret etmiş olması, hükümetin Batı’daki imajını yükseltmek için birlikte planlanmış bir çabası olabilir.

İkincisi; bazı Özbek siyasi elitleri arasında, IMU’nun ciddi bir biçimde hasar gördüğü ve şimdiki rejim için çok daha az bir tehdidin var olduğu hissinden kaynaklanan, bir rahatlama duygusu bulunabilir.

Üçüncüsü de; İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen baskıcı yöntemleri hisseden, başkanlık yönetiminden ve hükümet çevresinden birçok görevli; bunların hükümet politikasının gevşemesi için, mevcut durumu kullanma girişimi olduğuna ve bunun da ters etki oluşturduğuna inanmalarıdır.

Eğer IMU, etkin bir gerilla kuvveti olarak, gerçekten yıkıldıysa, Başkan Kerimov Özbekistan’ın siyasi ve ekonomik sistemlerini liberalize etmedeki başarısızlığını temize çıkarmada, artan bir zorluk ile karşı karşıya kalabilir. Kerimov rejiminin yönetimsel yapısının çoğu, İslamcı gruplardan kaynaklanan ciddi güvenlik tehditlerinin varlığı bahanesine sığınılarak yasallaştırılmış ve başkanın devam eden popülaritesinin çoğu da, onun radikal İslamcılar (!) üzerine yürütülen baskılardaki rolüne bağımlı olmuştur. Bununla beraber yönetim, henüz daha açık bir siyasal sistem konusunda, fazlaca bir içtenlik göstermiş değildir. Özbekistan İnsan Hakları Derneği Başkanı Talib Yakubov, Kerimov hükümetini “Kerimov rolünü şiddet yoluyla uygulamaktadır. IMU ve Hizb-ut Tahrir tamamen yok olsa bile, daha demokratik bir hale gelme niyetinde değildir. (Eğer şimdiki tehditler yok olursa) onlar mutlaka kendilerini, yeni bir düşman üretmek zorunda hissedeceklerdir.”14 şeklinde ifade ediyor. Bu durumda, Namangani’nin öldüğü iddiası, politik durumu köklü bir biçimde değiştirmeyebilir. Yozlaşma ve diktatörlük ile ilgili olarak, daha geniş çaplı tedbirler alınmadıkça ve halkın memnuniyetsizliği ile yerli nüfusun ekonomik ihtiyaçları karşılanmadıkça; yeni çıkış yolları aranmaya devam edilecektir.

Hiç değilse, IMU tehdidinin şiddetinin azalması, yönetim eliti içindeki güç dağılımında daha uzun süreli bir etki oluşturabilir. Buna karşın liberal unsurlar; yoluna girmiş güvenli durumu ve uluslararası toplumun artan baskısını, politik ve ekonomik reformlar için kullanma girişiminde bulunacaklardır. Ancak muhtemelen bu değişim, dış güvenlik tehdidinin de aralarında bulunduğu, mevcut sistemden yararlanan statükocu unsurların, bir dizi direnciyle karşılaşacaktır. Özbekistan iç politikalarının önemli bir kısmı, yabancı gözlemciler için hala karanlık (bilinmez) olmasına rağmen; uluslararası toplumun, reformlar için baskı yapmak amacıyla, hükümet ile diyalog kurması ve önemli olan ülke içi politikanın değişimi için, yeni uzun vadeli ilişkiler kurulması kaçınılmazdır.

Herhangi bir İslamcı gruba bağlı olmak istemeyen ama hükümetin bölgedeki politikalarına derinden içerleyen, Özbekistan’daki birçok Müslüman; potansiyel olarak etkin bir sosyal güç ve hükümetin seçimleri kazanması için de bir anahtardır. Bu bireyler aynı zamanda, hala uzun vadeli bir amaç olan bir İslam Devleti’nin kurulması için (kazanılması gereken bir hedef) olmakla birlikte, özel siyasal hareketlere daha az yoğunlaşan ve daha çok İslami eğitim veren grupların da hedef kitlesi haline gelebilir. Örneğin, ICG’nin kendisiyle röportaj yaptığı bir polis müdürü; adını açıklamak istemediği ve mevcut hareketlerden olmayan gizli bir İslamcı grubun bir üyesi olduğunu ve her şeye rağmen devletin, Şeriat kanunları temeline dayanması gerektiğine inandığını söylemişti. Bu hareket ve onun gibi olan diğerleri, aralarında genel olarak, toplumun belli kesimlerinden olan ve radikal politikalara bulaşmak istemeyen insanların da bulunduğu, tipik Hizb-ut Tahrir üyelerinden daha iyi eğitimli insanları cezbetmektedir. Onlar, (insanlar arasında) İslam’ın toplumsal fikirlerinin gerçekten anlaşıldığını hissetmedikleri sürece, siyasal aktivitelerden kaçacaklardır.

Afganistan’da çektiği sıkıntılar ve verdiği ağır kayıplarını ergeç telafi etse bile, IMU’nun Özbekistan’daki (önceki) gücünü tekrar kazanması ihtimal dışıdır. Ancak kısa süreli ortak amaçlar için, gruplarla işbirliği formları sahnelenen senaryolar üretilebilir. Daha açıkçası bu, ilerde açıklanacağı gibi, bazı Hizb-ut Tahrir üyeleri ile taktiksel bir işbirliği olabilir. Daha uç senaryolarda daha tehlikeli bir olasılık vardır ki; zamanla, politik güçler kendi menfaatleri için radikal İslamcı grupları kullanma girişimlerinde bulunacaklardır. -Taşkent eliti, bazı Semerkandlı Tacik gruplar ve belki Fergana elitinin bazı üyeleri gibi- halen büyük ölçüde gücün dışında duran bölgenin elitlerinin; hükümete karşı bir baskı aracı olmaları vasfıyla, radikal gruplarla ortak bir neden aramaları mümkündür. Muhtemelen şimdiki senaryo budur ancak bu Özbekistan için sonraya oranla, daha erken bir zamanda daha kapsamlı bir yönetim kurmanın önemini açıklamaktadır.

ABD askerlerinin Özbekistan’daki uzun süreli varlığı da istikrarsızlığı ateşleyebilir. Rusya, Çin ve İran’daki belirli unsurlar (kesimler), bölgenin jeopolitik dengesi konusunda kaygılıdırlar. Rusya kamuoyu, Rus ordusu ve istihbaratı içindeki gruplarla ve terörizmle mücadeleye destek vermesine rağmen, Orta Asya’ya karışan ABD’ye karşı derinden bir düşmanlık beslemektedir. Bu nedenle, az da olsa, başkan Kerimov’un konumunun zayıflamasını ve ABD nüfuzunun yok olmasını görmeyi arzu eden dış güçler ile (aralarında IMU’nun da bulunduğu) bölgedeki anti-Kerimov güçleri arasında uyumlu bir küçük işbirliği olasılığı bulunmaktadır. Bu devletlerin -en azından bu devletlerdeki unsurların- bir veya birden fazlası, Kerimov’un devrilmesi ve ABD yörüngesinde olmayan (yada daha az olan) bir devlet kurulması için bir işbirliği girişimi yapabilecek, olası bir aday belirleme çalışmalarında bulunabilirler.

Özbekistan’da Batılı güçlerin, özellikle Birleşik Devletlerin, şu anda insan hakları ve demokrasinin geliştirilmesinden daha çok, anti-terörist amaçlar güttüğü şeklinde yaygın bir kabul vardır. Bu tehlikeli bir kabuldür ve eğer Özbekistan’da demokrasi ve açık pazar vaatleri şüpheyle karşılanırsa, ABD’nin ulusal çıkarlar sağlayacağını zannetmek oldukça zordur. Şuna dikkat etmek de önemlidir: Uluslararası toplumun Afganistan’a istikrar getirmede, herhangi bir başarısızlık yaşaması; IMU’nun, yerel savaşçılarla işbirliğine girerek, operasyon üslerini yeniden kazanabileceği anlamına gelir.

 

Kaynak: Uluslararası Kriz Grubu [International Crisis Group - ICG], Brüksel, 30 Ocak 2002

Web: www.crisisweb.org

  1. Bkz. ICG Orta Asya Brifingi, 11 Eylül Konusunda Orta Asyalı Perspektifler ve Afgan Krizi, 28 Eylül 2001; ICG Asya Raporu No. 21, 10’daki Özbekistan, 21 Ağustos 2001; ICG Asya Raporu No. 20, Orta Asya: Yeni Güvenlik Haritasındaki Kırık Hatlar, 4 Temmuz 2001; ve ICG Asya Raporu No. 14, İslami Hareket ve Bölgesel Güvenlik, 1 Mart 2001.

  2. ABD Hükümeti, 25 Eylül 2000 tarihli yasası gereğince, IMU’yu başlıca bir “Yabancı Terörist Organizasyon” şeklinde tanımladı. Clinton yönetimi, zamanında, Özbekistan ve Kırgızistan’daki silahlı saldırıları ve içinde ABD vatandaşların da olduğu yaralıları gerekçe gösterdi.

  3. Bombalamalar bölgede, komplo teorileri için zengin bir kaynaktır. Burada IMU’dan olan herkes, Rus yönetimi, başkan Kerimov’un politik rakipleri veya hatta başkan Kerimov’un emrinde hareket eden güvenlik servislerinin sorumlu olduğu şeklinde bir spekülasyon vardır.

  4. Türk lider Kemal Atatürk, 1925’de Hilafetin tüm İslami kurumlarını kaldırmıştı.

  5. Organizasyon Orta Doğu ve birçok Avrupa ülkesinde aktiftir. Bu brifing, onun sadece Orta Asya’daki faaliyetlerine odaklanmaktadır.

  6. Namangani’ye doğumunda verilen isim, Cumabey Ahmedcanoviç Hociyev’di.

  7. Afganistan’daki ABD komutanlarından General Tommy Franks, haberin kaynağını belirtmemesine rağmen, Özbekistan’da gazetecilere, Namangani’nin kesinlikle öldüğünü söyledi. “Özbekistan ABD’den Askeri Teminat Alıyor”, Associated Press, 24 Ocak 2002.

  8. “Afgan Bölgesinde Hala Dört IMU Kampı Duruyor”, AVN Askeri Haber Ajansı, 27 Aralık 2001, www.uzreport.com ‘da yayınlandı.

  9. “ABD komutanı, Afganistan’daki İslami Özbek Muhalefeti ‘Temizleyeceğini’ Vaad Etti.”, Özbek radyosu ilk program, 24 Ocak 2002, ertesi gün BBC İzleme Servisi tarafından bildirildi.

  10. Scott Johnson, Newsweek Online, 15 November 2001.

  11. http://www.msnbc.com/news/658465.asp

  12. ICG Röportajı, Aralık 2001.

  13. Bkz. ICG Asya Raporu No. 26 Orta Asya: Uyuşturucu ve Savaş, 26 Kasım 2001.

  14. ICG Röportajı, 9 Ocak 2002.

  15. ICG Röportajı, 9 Ocak 2002.

YIL 13  SAYI 148  MUHARREM 1423  NİSAN 2002

Yukarı