Şeriat, Hilafet İçin Belirli Bir Şahıs Tayin Etmedi


Rasulullah (u)’in, belirli bir kişiyi kendisinden sonra halife olması için tayin ettiğini söylemek, şer'î nasslarla çelişmektedir. Rasul (u)’in kendisinden sonra Kıyamet Gününe kadar halife olacak şahısları tayin ettiğini söylemek ise İslâm’ın nassları ile daha çok çelişmektedir.

Rasulullah (u)’in kendisinden sonra hilafet için belirli bir şahıs tayin ettiğine dair iddianın geçersizliği şu açılardan açığa çıkmaktadır:

1- Bu iddia, biat hükmü ile çelişmektedir. Çünkü bir kişinin tayin edilmesi, müslümanlara kimin halife olacağını belirtmek demektir. Böylelikle halife bilinmiş olup biat hükmünü koymaya gerek kalmazdı. Çünkü biat, halifeyi nasbetmenin yolu/yöntemidir. Kendisinden önceki kimse tayin edince bilfiil nasb edilmiş olduğu için, nasb edilmesinin yöntemini açıklamaya gerek kalmazdı.

‘Biat, bu halifeye itaati beyan etmektedir’ denilmez. Çünkü Şeriat, halifeye ve ululemire itaati, biat nasslarından başka olan, birçok ayrı nass ile belirlemiştir. İtaat, müslümanlardan sarih olarak talep edilmiştir. Biat ise; müslümanlardan itaat olması itibari ile değil başka bir talep olarak talep edilmiştir. Biat, her ne kadar itaat manasını içerse de, hilafet için bir akid/sözleşme olması itibariyle talep edilmiştir. Biatın, geçtiği hadislerin tümündeki manası, biat edilen kimseye devlet başkanlığını vermek ve bu başkanlığa boyun eğmeye istekli/hazır olmaktır. Biatın manası, itaat değildir.

Halifenin nasbedilmesi için biatın şart koşulması, Resulün kendisinden sonra halife olsun diye belirli bir kişiyi tayin etmesi ile çelişir. Halbuki, sahih hadislerde geçen “biat” lafızları bir takım şahıslara tahsis olmaksızın genel olarak, herhangi bir sınırlama olmaksızın mutlak olarak geçmektedir. Bu lafızlar, belirlenmiş bir şahsa biatı kastetselerdi, genel ve mutlak olmazlardı. Şu hadislerde olduğu gibi:

وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ “Boynunda biat olmaksızın ölen kimse...”[1]

وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا “Bir imama biat eden kimse...”[2]

وَرَجُلٌ بَايَعَ إِمَامًا “... ve bir imama biat eden adam.”[3]

‘Kendisinden sonra halife olacak kimseyi Rasul (u) belirlemiştir’ sözünü, biatın genelliği ve mutlaklığı geçersiz kılmakta, iptal etmektedir.

Şöyle denilmez: “Her ne kadar halifeyi nasbetmek, biattan başka olsa da; biat, halifeyi nasbetmenin kendisi demektir. Zira öncelikle halife nasbedilmeli, sonra da biat edilmelidir.” Böyle denilmez. Çünkü, biatın halifeyi nasbetmek için bir yol/yöntem olması, onu nasbetmenin aynısı/kendisi demek değildir. Şöyle de denilmez: “Öncelikle halife nasbedilmeli ve nasbedildiği duyurulmalıdır, sonra da biat edilmelidir.” Böyle denilmez. Çünkü bu; halifeyi nasbetmek için bir başka yol/yöntem vardır, biat ise sadece itaat beyan etmektir demektir. Halbuki biat hadislerinin tamamı biatın, halifeyi nasbetmenin yolu/yöntemi olduğuna, başka bir yöntemin olmadığına delâlet etmektedirler.

Rasul (u)’in şu sözüne bak: وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ “Boynunda biat olmaksızın ölen kimse...”[4] Bu açıkça ‘Bir biatla kendisi için imam nasbedilmeden ölen kimse’ demektir. Bu kesinlikle, ‘Bir imama itaat etmeden ölen kimse’ demek değildir. Bu, delâlet ediyor ki; bu hadiste geçen biat, halifeyi nasbetmenin yolu/yöntemi demektir, sadece itaat demek değildir.

Rasul (u)’in şu sözüne bak: إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الإخَرَ مِنْهُمَا “İki halifeye biat edildiğinde onlardan sonra geleni öldürün.”[5] Bu, iki halifeye biat edildiğinde onlardan sonuncusunun öldürülmesinin emredilmesi hususunda gayet açıktır.

İşte böyle, biat hadislerinin tamamı, biatın halifeyi nasbetmenin yöntemi olduğu hususunda gayet açıktırlar. Biat hadisleri, biatın yalnızca itaat olmadığına, mutlak olarak da itaat olmadığına, sadece biatın, halifeyi nasbetmenin yolu/yöntemi manası ile birlikte, halife olarak nasbedilen kimseye boyun eğmek demek olduğuna delâlet etmektedir. Bunun ötesinde Rasulullah (u)’den, halifenin nasbı için biattan başka bir yöntem açıklayan herhangi bir hadisin varlığı rivayet ve dirayet bakımından kesinlikle doğrulanmamıştır.

2- Rasulullah (u)’den, insanlar arasında hilafet hakkında bir çekişme ve rekabet olacağına delâlet eden birtakım hadisler gelmiştir. Rasulullah (u)’tan hilafet için belirlenmiş bir kişi hakkında bir nass olsaydı, o nassın varlığına rağmen bir çekişme olmazdı yada Rasul (u) o kişi ile çekişecek olan insanları belirlerdi. Fakat nasslar, çekişmenin insanlar arasında birbirleriyle olacağını bildirerek ve hilafet konusundaki bu çekişmeyi bitirme, çözüm yolunu beyan ederek gelmişlerdir. Nitekim Müslim Sahihinde şunu rivayet etmiştir:

“Veheb b. Bakıyyetil Vâsıtî bana, Halid b. Abdullah Cerîri de ikimize Ebu Nazrati’den o da Ebu Said EL-Hudari’den Rasulullah (u)’in şöyle dediğini anlattı:

إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الإخَرَ مِنْهُمَا “İki halifeye biat edildiğinde onlardan sonra geleni öldürün.”[6]

Müslim, sahihinde şunu rivayet etti: “Bize Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim – “İshak: “Bize bildirdi”, Züheyr ise: “Bize anlattı” diyerek Cerir’in Zeyd b. Veheb’ten onun da Abdurrahman b. Abdurrab el-Kâ’be’den şöyle dediğini anlattı: Mescide girdiğimde gördüm ki Abdullah b. Amru b. As Kâ’be’nin gölgesinde oturmuş insanlar da onun etrafında toplanmışlar. Onların yanına gidip oturdum. Şunu dedi: Biz Rasulullah (u) ile beraber bir seferde iken bir yere vardık... Rasulullah (u)’in çağrıcısı namaza topluca çağırdı. Bunun üzerine Rasulullah (u)’in yanına toplandık. Rasulullah (u) şöyle dedi:

إِلا كَانَ حَقًّا عَلَيْهِ أَنْ يَدُلَّ أُمَّتَهُ عَلَى خَيْرِ مَا يَعْلَمُهُ لَهُمْ وَيُنْذِرَهُمْ شَرَّ مَا يَعْلَمُهُ لَهُمْ وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا فَأَعْطَاه فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَ الآخَرِ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ إِنِ اسْتَطَاعَ “Muhakkak ki, benden önce gelen hiçbir Nebi yoktur ki, ölüm kendisine geldiğinde ümmetine, daha önce bildirmediği bir hayrı göstermesin ve daha önce bildirmediği bir şerden onları sakındırmasın.” Daha sonra şöyle dedi: “Bir imama biat edip ona avucunun içini, kalbinin semeresini veren kimse, gücü yettiğinde ona itaat etsin. Bir başkası gelip o imamla çekişirse, sonradan gelenin boynunu vurun.”[7]

Müslim sahihinde şunu rivayet etti: Bize Muhammed b. Beşar, Muhammed b. Cafer, Şu’be, Furât el-Kazâz’dan o da Ebu Hazm’dan şöyle dediğini anlattı: Ebu Hureyre ile beş yıl oturdum. Nebi (u)’nin şöyle dediğini anlatırken işittim:

كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ تَكْثُرُ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الأوَّلِ فَالأوَّلِ “İsrailoğullarını nebiler yönetiyorlardı. Bir Nebi öldüğünde onun yerine başka bir Nebi geliyordu. Benden sonra Nebi yoktur, halifeler olacak ve çok olacaklar. ‘bize ne yapmamızı emredersiniz’ diye sorduklarında dedi ki: Her ilk biat edilenin biatına vefalı olun.”[8]

Müslim sahihinde şunu rivayet etti: Osman b. Ebu Şeybe bana, Yunus b. Ebu Ya’fur bize babasından, o da Arafaccadan Rasulullah (u)’i şöyle derken işittiğini anlattı:

مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ “(Yönetim) işiniz bir adam üzerinde birleşmiş iken, kim size gelip asanızı parçalamak/birliğinizi dağıtmak ve cemaatınızı bölmek isterse, onu öldürün.”[9]

Bunun manası şudur: Hilafet, bütün müslümanların hakkıdır. Herkesin hilafet için mücadele etme hakkı vardır. Bu ise, Rasul (u)’in kendisinden sonra halife olması için belli bir kişiyi tayin etmiş olması iddiası ile çelişmektedir.

3- İçerisinde “halife” manasıyla “imam” kelimesinin geçtiği hadislerde, bu kelime nekre/belirsiz isim olarak geçmiştir. Marife/belirli isim olarak geçtiğinde, ya cinsi ifade eden ال -el takısıyla marife olarak yada topluluk lafzına izafeyle marife olarak gelmiştir. ال -el takısıyla marife olarak geçen yerlerde, ال -el takısı cins isim içindir. Bu cümlenin siyakından/akışından anlaşılır. Rasul (u) şöyle demiştir.            وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا “Bir imama biat eden kimse...”[10]   قام إلى إمام جائر “Zalim bir imama karşı çıkan...” يَكُونُ بَعْدِي أَئِمَّةٌ “Benden sonra birtakım imamlar olacak...”[11] (Bu hadislerde “imam” kelimesi nekra olarak geçmiştir. Şu hadislerde ise marife olarak geçmektedir.)

فَالإمَامُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “İnsanlar üzerinde imam olan kimse de çobandır, ra’yesinden/ yönettiklerinden sorumludur.”[12]

إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam kalkandır. Onun ardında savaşılır ve onunla korunulur.”[13]

وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ “Müslümanların imamları için...”[14]

خِيَارُ أَئِمَّتِكُمِ “İmamlarınızın hayırlısı...”[15]

وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمِ “İmamlarınızın şerlisi...”[16]

Bütün bunlar gösteriyor ki; Rasul (u), kimin halife olacağını açıklamamış ve tayin etmemiştir. Bu ise, Rasul (u)’in hilafet için belirli bir kişi tayin etmediğini bilâkis hilafeti bütün müslümanlara ait bir hak kıldığını gayet açık bir delâletle göstermektedir. Buna ilaveten şu da görülmektedir ki, bazı nasslar çoğul sigası ile gelmişlerdir. Bu da, belirli bir kişinin imamlığını nefyetme hakkında bir nasstır.

4- Sahabeler (r.aleyhim), kendi zamanlarında kimin halife olacağı hususunda kişiler hakkında ihtilaf etmişlerdir. Kişiler hakkındaki bu ihtilaf, Rasul (u)’in hilafet için belirli bir kişiyi tayin etmediğine dair bir delildir. İhtilaf eden o kişiler arasında, halifeliklerini Rasulullah (u)’in belirlediği söylenen Ebu Bekir ve Ali (r.anhuma) da vardır. Onlar ihtilaf etmelerine rağmen, onlardan hiçbirisi, hilafetin kendisine ait olduğunu belirleyen bir nass olduğunu ileri sürmemiştir. Sahabelerden hiçbir kimse, birtakım kişilerle ilgili nassın varlığını bu hususta delil olarak ileri sürmemiştir. Bu hususta bir nass olsaydı, onu delil olarak ileri sürerlerdi. Şu halde onların bu hususta herhangi bir nassı delil olarak ileri sürmemeleri, hilafet için belirli bir kişiyi tayin eden bir nassın olmayışını gösterir. “Nass vardır fakat onlara ulaşmamış ve onlardan sonra gelenler o nassı öğrenmişler” denilmez. Çünkü biz dinimizi sahabelerden aldık. Zira Kur'an’ı bize nakledenler onlardır. Hadisi bize rivayet edenler de onlardır. Şu halde, sahabeden gelmeyen herhangi bir nassa hiçbir şekilde itibar edilmez. Sahabelerden gelen nassı alırız, onlardan gelmediği halde nass iddiasında olunanı duvara çarparız/önemsemeyiz.

Rasul (u)’den sonra bir halife hakkında nassın varlığı meselesinde görüyoruz ki: hilafet için belirli bir şahıs hakkında herhangi bir nassın olmadığı hususunda, aralarında Ebu Bekir ve Ali de olan bütün sahabeler istisnasız bir şekilde ittifak halindedirler. Çünkü onlar, nassı zikretmenin gerekliliği ve söyleme sebeplerinin varlığına rağmen onu zikretmemişlerdir. Nass olsaydı zikrederlerdi. Bu da, Rasul (u)’in hilafet için bir kişi tayin ettiğine dair iddianın batıllığını/geçersizliğini göstermektedir.

“Nassın zikredilmemesi, müslümanların sözlerinin birliğine gösterilen itinadan dolayıdır,” denilmez. Çünkü bu, Allah’ın hükümlerinden bir hükmün gizlenmesi, kendisine çok ihtiyaç hissedildiği bir vakitte, özellikle müslümanların en önemli bir meselesinde Allah’ın hükmünün tebliğ edilmemesi demektir. Allah’ın dini için böylesi bir gizleme, Allah’ın Resulünün sahabesinden sadır olması caiz olmayan bir husustur.

5- Rasul (u) kendisine birisini halife bırakmadığına yani, kendisinden sonra halife olacak belirli bir kişi tayin etmediğine dair gayet açık nasslar gelmiştir. Nitekim Buhari, Abdullah b. Amru (r.anhuma)’dan şunu rivayet etmiştir: “Ömer’e denildi ki: ‘Yerine birisini bırakmıyor musun?’ Ömer dedi ki: ‘Eğer yerime birini bıraksam, benden daha hayırlı olan Ebu Bekir, kendi yerine birisini bırakmıştır. Eğer kimseyi bırakmasam benden daha hayırlı olan Rasulullah (u), kimseyi yerine bırakmamıştır’”

Müslim, İbn Ömer’den, Ömer b. Hattab’ın (t) şöyle dediğini rivayet etti: “Allah Azze ve Celle dinini korur. Ben yerime birisini bırakmamış olsam, Rasulullah (u) kendi yerine birisini bırakmadı. Eğer yerime birisini bırakmış olsam, Ebu Bekir, kendi yerine birisini bıraktı.”

Bu, Rasulullah (u)’in kendisinden sonra halife olması için birisini bırakmadığına/tayin etmediğine dair bir nasstır. “Bu Ömer’in görüşüdür” denilmez. Zira sahabe: “Rasulullah (u) şöyle yaptı”, “şöyle yapmadı” yada “Biz onun zamanında iken şöyle oldu” yada “onun zamanında şöyle idi” dediklerinde, bu kendisi ile delil getirilen bir “hadis” olur, “sahabe sözü” olmaz. Ayrıca Ömer, bunu sahabelerin gözleri önünde, işittikleri, Ali (t)’nın da olduğu bir ortamda söyledi. Bu söz Ali (t)’a ulaştığında, Ömer’i; inkar etmedi. Bu da, Ömer’in rivayet ettiği hususa sahabelerin muvafakatine delâlet etmektedir.

Buraya kadar olan izahat, hilafet için belirli bir kişinin tayin edildiğine dair belirli bir nassın geçmediğini ortaya koymak bakımından idi. Hilafet için belirli bir şahıs tayin eden nassın olduğunu söyleyenlerin ileri sürdüğü nasslar bakımından izaha gelince: Bu nassların bir kısmı, Rasul (u)’in kendisinden sonra halife olması için Ebu Bekir’i yerine bıraktığına delâlet ettiğini ileri sürdükleri nasslardır. Bu nassların, ileri sürülüşlerini ve içerdiklerini açıklamak kaçınılmazdır.

Rasul (u)’in Ebu Bekir’i kendisinden sonra halife tayin ettiğini söyleyenlerin ileri sürdükleri nasslar iki kısımdır. Birincisi, içerisinde Rasul (u)’in Ebu Bekir’i övmüş olduğu nasslardır. Bunlarda, Rasulullah (u)’in onu halife tayin ettiğine delâlet eden herhangi bir şey yoktur. İkinci kısım nasslar ise; bazılarının, Rasul (u)’in Ebu Bekir’i halife tayin ettiğini kendilerinden istinbat etmiş oldukları nasslardır. Bazıları da, Rasulullah (u)’in Ebu Bekir’i hilafet için aday gösterdiğini istinbat etmişlerdir.

Birinci kısım, Rasul (u)’in Ebu Bekir’i övdüğü nasslara gelince; bunlardan bazılarını zikrederek birkaç örnek vereceğiz. Bunların hepsi de methetmek anlamı dışına çıkmamaktadır.

Buhari, Ebu Said El-Hudri’den Nebi (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:

إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَيَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِه أَبَا بَكْرٍ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإسْلامِ وَمَوَدَّتُهُ لا يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِدِ بَابٌ إِلا سُدَّ إِلا بَابَ أَبِي بَكْرٍ “İnsanlardan, sohbetinde ve malında bana en çok ihsanda bulunan kimse, Ebu Bekir’dir. Rabbim’den başkasını halil/dost edinseydim, Ebu Bekir’i dost edinirdim. Fakat İslâm kardeşliği ve sevgisi, Ebu Bekir’in kapısından başka ihtiyacı en iyi şekilde karşılama kapısını mescidde bırakmadı.”[17]

Bu hadisi, Müslim de bu lafızlardan başka fakat onlara yakın lafızlarla rivayet etmiştir. Bu hadiste kişiye ‘bu Ebu Bekir’in halife tayin edilmesidir’ dedirtecek hiçbir şey yoktur. bu hadiste olan husus, Ebu Bekir’in Rasulullah (u) tarafından methedilmesidir. Rasul (u) sahabelerden birçoğunu isimleriyle birlikte methetmiştir. Nitekim Ömer, Osman, Ali, Said b. Ebu Vakkâs, Talha, Zübeyr, Ebu Ubeyde b. El-Cerrah, Hasan, Hüseyin (r.anhum), Zeyd b. Harise, Esâme b. Zeyd, Abdullah b. Ca’fer, Hatice, Aişe, Fâtıma b. Nebi (u), Ümmü Seleme, Bilâl ve diğerleri. Şu halde sadece methetmek, halife tayin etmeye hiçbir şekilde delâlet etmez.

Bazılarının, kendilerinden Ebu Bekir’in hilafetini istinbat ettikleri hadislere gelince; bunlar dört hadistir. Bunları ileri sürüp içinde geçen hususu açıklıyoruz:

1- Buhari, Kâsım b. Muhammed (u)’den, o da Aişe (r.anha)’dan rivayet ettiğine göre Nebi (u) hasta yatağındayken şöyle dedi: “Aklıma takıldı ve istedim ki; Ebu Bekir ve oğlunu haber gönderip de çağırayım. Zira söyleyenlerin söylemesinden, temenni edenlerin temennisinden temenni etmesinden endişeliyim.”[18]

Müslim, Aişe (r.anha)’dan şunu rivayet etti: “Rasulullah (u) hasta iken bana şöyle dedi: “Bana baban Ebu Bekir’i ve kardeşini çağır ki bir uazı yazayım. Zira ben istekli birisinin istemesinden ve birilerinin, ‘Ben evleyım/daha uygunum’ demesinden korkuyorum. Halbuki Allah ve mü’minler Ebu Bekir’den başkasını kabul etmezler.”[19]

2- Buhari, Muhammed (u) b. Cebir b. Mutam’dan o da babasından, şöyle dediğini rivayet etti: “Bir kadın, Nebi (u)’e gelip onunla bir şey hakkında konuştu. Sonra Nebi (u) ona kendisine geri gelmesini emretti. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: ‘Ya Rasulullah, geldiğimde seni bulamazsam -sanki ölümü kastederek- ne ya payım?’ Nebi (u) ona şöyle dedi:

 إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ “Beni bulamazsan, Ebu Bekir’e git.”[20]

Müslim, bu hadisi, Muhammed (u) b. Cebir b. Mut’am’dan o da babasından şu lafızla rivayet etmiştir: “Bir kadın Rasulullah (u)’e bir şey sordu. Rasul (u) ona, kendisine geri gelmesini emretti. Bunun üzerine kadın: ‘geldiğimde seni bulamazsam -babam dedi ki, sanki kadın ölümü kastediyordu- ne yapayım, ya Rasulullah?’ diye sordu. Rasul (u) şöyle dedi:

 مإِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ “Beni bulamazsan, Ebu Bekir’e git.”[21]

3- Buhari, mü’minlerin annesi Aişe’den şunu rivayet etti: “Rasulullah (u) hasta iken dedi li; “Gidin Ebu Bekir’e söyleyin, insanlara namazı kıldırsın.” Aişe dedi ki; “Ebu Bekir, senin yerinde durunca ağlamaktan insanları işitemez. Söyle de Ömer kaldırsın, dedim.” Bunun üzerine Rasul (u); “Ebu Bekir’e söyleyin insanlara namazı kıldırsın.” Aişe dedi ki; “Hafsa’ya dedim ki; Rasulullah’a “Ebu Bekir senin yerinde durunca insanları iştemez” de. O da bunu dedi. Bunun üzerine Rasulullah (u) dedi ki; “Siz Yusuf’un kadınları gibisiniz. Ebu Bekir’e söyleyin, insanlara namazı kıldırsın.”[22]

4- Müslim, İbn Ebu Melkiye’den şöyle dediğini rivayet etti: “Rasulullah (u) yerine halife tayin etseydi kimi halife tayin ederdi diye sorulduğunda Aişe’nin “Ebu Bekir” dediğini işittim. Sonra ona “Ebu Bekir’den sonra kim?” diye soruldu. O da: “Ömer” dedi. Sonra ona “Ömer’den sonra kim?” diye soruldu, o da: “Ebu Ubeyde b. El-Cerrâh” dedi. Bundan sonra bir şey demedi.”

Bu hadislerin tamamı, Rasulullah (u)’in Ebu Bekir’i halife tayin ettiğine dair bir delil olmaya uygun değildirler.

Birinci hadise gelince; iki sebepten dolayı red olunur.

a-) Rasul (u) diyor ki “aklıma takıldı” “istedim” fakat yapmadı. O halde delil olmaz. Çünkü delil, Rasul (u)’in sözü, fiili ve sükutudur. Bunun dışında kalan hususlar Şeriata göre delil sayılmazlar.

b-) Aişe, Ebu Bekir’in kızıdır. Bu hadis var olsaydı, Ebu Bekir onu bilirdi ve içlerinden birisine halife olarak biat etmek için Sakif’te toplanan Ensar’ın yanına gidip onlarla tartışırken o hadisi delil olarak ileri sürerdi.

Buna binaen bu hadis, red olunur. Ebu Bekir’in, Rasulullah (u) tarafından halife tayin edilmesine delil olmaya uygun olmaz.

İkinci hadise gelince; Ebu Bekir’in halife tayin edilmesine delâlet etmemektedir. Çünkü kadın, “seni bulamazsam” dedi. Gerçekten de kadın onu, bir gazvede oluşundan yada herhangi bir işten dolayı orada bulamayabilirdi. Bu hadiste, kadının “seni bulamazsam” sözüyle “ölmüş olabilirsin” demek istediğini gösteren hiçbir şey yoktur. Hadiste olan husus, “sanki kadın ölümü kastediyordu” sözüdür. Bu Cebir’in sözü ve anlayışıdır. Zira Raslün o kadına, geldiğinde kendisini bulamazsa Ebu Bekir’e gitmesini emretmesinde, Rasulden sonra hilafete Ebu Bekir’i atadığına dair bir delâlet yoktur. Ayrıca kadın o sözüyle ölümü kastetmiş olsa bile, bu sözden dolayı Ebu Bekir Resulden sonra halife olması için tayin edilmiş demek değildir.

Üçüncü hadise gelince; bu namazı kıldırması için kendi yerine birisini tayin etmektir, başka değil. Namazda birisini kendi yerine imam olarak tayin etmek, yönetimde birisini halife olarak tayin etmeye delâlet etmez. Bu hadisi delil getirenlerin ‘Rasulullah (u)’in dinimizin bir hususu için razı olduğunu biz dünyamızın bir hususu için razı olmayalım mı?’ şeklindeki sözlere gelince; bu onların anlayışıdır ve yanlış bir anlayıştır. Çünkü namaz ile yönetim arasında büyük farklılık vardır. Zira, namazda imam olması uygun olan herkesin yönetimde imam olması uygun olmaz. Ayrıca, bu nass namaza hastır, başkasını kapsamaz. Nassın hususiliğinden dolayı namazdan başka hususa atfedilmesi doğru olmaz.

Dördünce hadise gelince; bu hadis sayılmaz. Çünkü bu, Resule bir şey isnad etmemektedir. Bu ancak Aişe’nin görüşüdür. Sahabenin görüşü ile, şer’an delil sayılmadığı için delil getirilmez. Onun için red olunur. Çünkü bu bir hadis değildir ve şer'î hükümlerde bir değeri yoktur.

Bu izahat, Ebu Bekir’in halife tayin edildiğini söyleyenlerin ileri sürdükleri hadisler bakımından idi. Rasul (u)’in Ali’yi halife tayin ettiğini söyleyenlerin ileri sürdükleri hadislere gelince, onlar üç kısımdırlar: Birinci kısım, Rasulullah (u)’in Efendimizin Ali (t)’ı methettiği hadisler, ikici kısım, kendilerinden bazılarının Rasulullah (u)’in Ali’yi halife tayin ettiğini istinbat ettikleri hadisler, üçüncü kısım ise, delil getirenlerin nezdinde Rasulullah (u)’in Ali’yi halife tayin ettiğini açıkça ortaya koyan bir nass olduğunu söylenen hadisler.

Birinci kısım hadisler: Bunlarda Rasulullah (u) Ali’yi övmektedir. Bazı hadisleri zikrederek bir örnek sunuyoruz. Diğerleri methetmek/övmek manası dışına çıkmamaktadır.

Buhari, Sehl b. Sa’ad (r.a)’dan şunu rivayet etti: “Rasulullah (u) şöyle dedi:

 لاعْطِيَنَّ الرَّايَةَ رَجُلاً يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ “Yarın sancağı, eliyle Allah’ın bana zafer vereceği bir adama vereceğim.” Dedi ki: İnsanlar sancağı onlardan kime verecek diye düşünerek gecelediler. Sabah olunca insanlar hemen Rasulullah (u)’a koştular. Herkes sancağı kendisine vermesini umuyordu. Rasul (u): “Ali b. Ebu Talib nerede?” dedi. Onlar: “Gözlerinden rahatsız, ya Rasulullah” dediler. Rasul (u): “Adam gönderin, onu bana getirsinler.” dedi. Ali geldiğinde, Rasul (u) onun gözlerine tükürdü ve ona dua etti. Bunun üzerine Ali, sanki hiç rahatsız olmamış gibi iyileşti. Rasul de ona sancağı verdi.”[23]

Müslim, bu hadisi Ebu Hureyre’den şu lafızla rivayet etti: “Rasulullah (u), Hayber günü şöyle dedi:

لاعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ “Şüphesiz ki bu sancağı, Allah ve Resulünün sevdiği, Allah’ın eliyle fetih/zafer vereceği bir adama vereceğim.” Ömer b. Hattab dedi ki: “sadece o gün emirliği istedim. Onun için için çağrılmamı umarak o sancak için heyecanlandım.” Dedi ki: Nihayet Rasulullah (u) Ali b. Ebu Talib’i çağırıp sancağı ona verdi.”[24]

Buhari, “Ali (r.a)’nın menkıbeleri” babında, Nebi (u)’in Ali’ye şöyle dediğini rivayet etti:

 أَنْتَ مِنِّي وَأَنَا مِنْكَ “Sen bendensin, ben de sendenim.”[25]

Müslim, Amr b. Sa’ad İbn Ebu Vakkâs’tan o da babasından şöyle dediğini rivayet etti: “Muaviye b. Ebu Süfyan, Sa’ad’ı emir yaptı. Sonra da “Ebu Turâb’a sövmene mani olan nedir?” dedi. Bunun üzerine o da dedi ki. Rasulullah (u)’in söylemiş olduğu üç hususu hatırladığım sürece ona asla sövmem. Çünkü o üçünden birisi bana kırmızı develerden daha sevimlidir. Rasulullah (u) Ali’yi bazı gazvelerinde evde bıraktı. Bunun üzerine Ali ona: Ya Rasulullah beni kadınlar ve çocuklarla birlikte bıraktın” dedi. Rasul (u) ona şöyle dedi: أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى غَيْرَ أَنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي “Benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanındaki konumunda olmandan razı değil misin? Ancak benden sonra nübüvvet yoktur.”[26] Rasul (u)’i, Hayber günün şöyle derken işittim:  لاعْطِيَنَّ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ “Sancağı, Allah ve Resulünü seven, Allah’ın ve Resulünün de onu sevdiği bir adama vereceğim.” Bunun üzerine biz, sancak için rekâbete girdik. Rasul (u): “Bana Ali’yi çağırın” dedi. Onu Ermed getirdi. Onun gözüne tükürdü ve sancağı ona verdi. Allah da ona fetih verdi.” Şu ayet indiğinde: فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ “De ki: Haydi, çocuklarımızı ve çocuklarınızı çağıralım.”(Ali İmran: 61) Rasulullah (u) Ali’yi, Fatma’yı, Hasan ve Hüseyin’i çağırıp şöyle dedi: اللَّهُمَّ هَؤُلاءِ أَهْلِي “Allah’ım, işte bunlar benim ehlimdir.”[27]

Müslim, Sehl b. Sa’ad’ın şöyle dediğini rivayet etti: “Mervan ailesinden bir adam Medine’ye vali tayin edildi. Dedi ki: O kişi Sehl b. Sa’ad’ı çağırdı ve ona Ali’ye küfretmesini istedi. Sehl, bunu reddetti. Bunun üzerine o kişi Sehl’e, madem onu reddettin, o halde, ‘Allah Ebu Turâb’a lanet etsin’ de, dedi. Sehl dedi ki: ‘Ali için Ebu Turâb isminden daha sevimli bir isim yoktu, zira bu isimle çağrıldığında mutlu olurdu’. O kişi: ‘O halde, onun niçin Ebu Turâb diye isimlendirildiği kıssayı bize anlat’ dedi. Sehl de şöyle dedi: Rasulullah (u), Fatıma’nın evine geldi, Ali evde yoktu. Bunun üzerine: “Amcamın oğlu nerede?” diye sordu. Fatıma da: ‘onunla benim arasında bir şey oldu, bana kızdı ve dışarı çıktı, yanımda bir şey söylemedi. Rasul (u) bir kişiye: “O nerede bak” dedi. Daha sonra o kişi geldi ve şöyle dedi: “O, mescidde uyuyor ya Rasulullah”, o yan yatıp elbisesi yana düşmüş toprak bulaşmış vaziyetteyken Rasulullah (u) onun yanına gitti, eliyle dokunarak ona: قم يا أبا تراب قم يا أبا تراب “Kalk ey Ebu Turab, kalk Ebu Turab” dedi.”[28]

Müslim, Adiy b. Sâbit’ten o da Zerrin’den şöyle dediğini rivayet etti: Ali dedi ki: “Tohumu yarana ve kokuyu giderene yemin olsun ki, Ümmi Nebi (u) bana bildirdi ki, beni ancak mü’min sever, bana ancak münafık buğz eder.”

Bu hadislerde, kişiye, ‘Rasul (u), Ali’yi kendisinden sonra halife olması için tayin etti’ dedirtecek bir şey yoktur. Zira Hayber hadisinde Rasul (u) Ali’yi methetmiştir. Rasul (u)’in “Sen bendensin, ben sendenim” sözü, Rasul (u)’den Ali’ye bir medhtir/ övgüdür. Sa’ad hadisinde:  أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى غَيْرَ “Benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanımdaki konumunda olmandan razı değil misiz?”[29] sözü vardır. Bunun açıklamasını bu konudaki hadislerin ikinci bölümünde yapacağız. Hayber hadisinde olan övgüdür. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin’in ehli olduğuna dair hadiste övgü vardır. Sehl b. Sa’ad hadisi övgüdür. Rasul (u), efendimiz Ali’yi övdüğü gibi ondan başka sahabeleri de övmüştür. Rasul (u) bir kişiyi övmesi, hiçbir şekilde onu halife tayin ettiğine delâlet etmez.

Bazılarının, Rasul (u)’in Ali’yi kendisinden sonra halife olarak belirlediğini istinbat ettikleri hadislerden ikinci bölümüne gelince, bunlar dört nassta özetlenmektedir.

1- Buhari, Mus’ab b. Sa’ad’dan o da babasından şunu rivayet etti: “Rasul (u), Ali’yi yerine bırakarak Tebük’a sefere çıktı. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: “Beni çocukların ve kadınların yanında geride mi bırakıyorsun?” Rasul (u) ise şöyle dedi:

أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى غَيْرَ أَنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي “Benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanındaki konumunda olmandan razı değil misin? Ancak benden sonra nübüvvet yoktur.”[30]

Müslim, Âmir b. Sa’ad b. Ebu Vakkâs’tan o da babasında  şöyle dediğini rivayet etti: “Rasulullah (u), Ali’ye şöyle dedi:

 أَنْتَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى إِلا أَنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي “Senin benim yanımdaki konumun, Harun’un Musa’nın yanındaki konumu gibidir. Ancak benden sonra nebi yoktur.”[31]

Müslim, İbrahim b. Sa’ad’dan o da Sa’ad’dan Nebi (u)’in Ali’ye şöyle dediğini rivayet etti:

أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى  “Benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanındaki konumunda olmandan razı değil misin?”[32]

Buhari, İbrahim b. Sa’ad’dan o da babasından Nebi (u)’in Ali’ye şöyle dediğini rivayet etti: “Benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanındaki konumunda olmandan razı değil misin?”[33]

İbn İshâk şunu rivayet etti: “Rasulullah (u) Ali b. Ebu Talib’i (r.a) ehlinin yanında bıraktı ve ona onların yanında kalmasını emretti. Bunun üzerine münafıklar Ali (r.a) hakkında asılsız haberler yaydılar. Dediler ki: ‘Onu ancak sıkıcı bulduğu ve önemsemediğinden geride bıraktı.’ Münafıklar bunu söylediklerinde, Ali b. Ebu Talib (r.a) silahını alıp hemen yola çıktı ve Cürf denilen yerde konaklamış olan Rasulullah (u)’e ulaşıp şöyle dedi:” Ey Allah’ın Nebisi, münafıklar, beni sıkıcı bulduğun ve önemsemediğin için geride bıraktığını iddia ediyorlar.” Bunun üzerine Nebi (u) şöyle dedi: “Onlar yalan söylüyorlar. Ben seni arkamda bıraktıklarım için geride bıraktım. Şimdi geri dön, ehlim ve ehlinde benim yerimi al. Ey Ali, benim yanımda, Harun’un Musa’nın yanındaki konumunda olmandan razı olmaz mısın? Ancak benden sonra nebi yoktur.” Bunun üzerine Ali, Medine’ye geri döndü. Rasulullah (u) de seferine devam etti.”

Seyyid Abdulhüseyn Şerafeddin El-Müsevî, “Müracat” isimli kitabında şunu zikretmektedir: “Câbir b. Abdullah hadisinde Rasulullah (u)’in şöyle dediği geçmektedir: “Ey Ali, mescidde bana helal olan sana da helaldir. Muhakkak ki senin benim yanımdaki konumun, Harun’un Musa yanındaki konumudur. Ancak benden sonra nebi yoktur.”



[1] Müslim, K. İmârat, 3441

[2] Müslim, K. İmârat, 3431

[3] Buhari, K. Ahkâm, 6672

[4] Müslim, K. İmârat, 3441

[5] Müslim, K. İmârat, 3444

[6] Müslim, K. İmârat, 3444

[7] Müslim, K. İmârat, 3431

[8] Müslim, K. İmârat, 3429

[9] Müslim, K. İmârat, 3443

[10] Müslim, K. İmârat, 3431

[11] Müslim, K. İmârat, 3435

[12] Buhari, K. Ahkâm, 6605

[13] Müslim, K. İmârat, 3428

[14] Müslim, K. İmârat, 82

[15] Müslim, K. İmârat, 3447

[16] Müslim, K. İmârat, 3447

[17] Buhari, K. Menâkıb, 3381

[18] Buhari

[19] Müslim

[20] Buhari, K. Menâkıb, 3382

[21] Müslim

[22] Buhari

[23] Buhari, K. Cihad ve’s Seyr, 2724

[24] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4422

[25] Buhari, K. Sulh, 2501

[26] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4419

[27] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4420

[28] Müslim

[29] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4419

[30] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4419

[31] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4418

[32] Müslim, K. Fedâi’s Sahâbe, 4419

[33] Buhari