Şeriat, Hilafet İçin Belirli Bir Şahıs Tayin Etmedi -3-


İkinci nassa, Gadir Humm hadisine gelince; Müslim’in rivayeti olan sahih rivayette, Rasul (u), müslümanlara Allah’ın Kitabına sımsıkı sarılmalarını, onlara ikram etmeleri, saygı göstermeleri, eziyet etmemeleri için ehli beytini tavsiye etmektedir. Bu hadiste Rasul (u)’in ehli beytini hilafet için yerine bıraktığına dair herhangi bir delâlet yoktur. Zira hadis şöyledir: وَأَهْلُ بَيْتِي أُذَكِّرُكُمُ اللَّهَ فِي أَهْلِ بَيْتِي “...Ehli beytim hususunda size Allah’ı hatırlatıyorum.”[1] Bu hadiste, Rasul (u)’in ehli beytini, kendi vefatından sonra insanlar üzerinde yönetimde halifeler yaptığına delâlet eden bir husus yoktur. Lafız gayet açıktır. Lafzın mantuku ve mefhumundan, Rasulullah (u), ehli beytini yada onlardan birisini kendisinden sonra müslümanların yönetiminde hilafete atadığı asla anlaşılmaz.

İkinci, üçüncü v.b. bütün rivayetlere gelince: onların içinde geçen hususun dışına çıkmazlar. Zira bu rivayetlerde şu iki husus vardır: Birincisi, şu sözüyle Ali’yi mü’minlere mevla yapıyor: “Allah, benim mevlamdır. Ben de mü’minlerin mevlasıyım. Ben onlara nefislerinden daha evlayım. Ben kimin mevlası isem, bu -yani Ali- onun mevlasıdır. Allah’ım onu veli edinene veli ol, ona düşmanlık edene düşman ol.”

İkinci husus ise; ailesine iyi davranılmasını tavsiye ediyor, şöyle diyor: “...Ve ehli beytim olan ailemdir. Muhakkak ki, El-Latif El-Habir bana bildirdi ki, bu iki değer, Havz’da bana gelesiye kadar bitmeyeceklerdir.”

Bu hadislerin tamamında –sayıların çok olmasına ve rivayetlerin farklı olmasına rağmen– bu iki husustan başkası yoktur. birinci husus, “veli edinmektir”. Bu konuda bu nasstan hemen sonra velâyet hadislerinde bahsedeceğiz ve inceleyeceğiz.

İkinci hususa gelince; bu, Rasulullah (u)’ın müslümanlara onlara ikram etmeleri, saygı göstermeleri, eziyet etmemeleri için ehli beyti olan ailesine iyi davranmalarını tavsiye etmiş olmasından ve onlara ehli beyti hakkında soracağını, ehli beytinin ve Allah’ın Kitabının Kıyamete kadar birlikte kalacağını bildirmesinden dışarı çıkmıyor.

Böylece bu hadislerde –Gadir Humm hadislerinde– Rasul (u)’in ailesine iyi davranmalarını müslümanlara tavsiyesinden fazla bir şey yoktur. Bu hadislerde, Ali’nin veya ehli beytinin Rasulullah (u)’in vefatından sonra hilafete atandıklarına delâlet eden herhangi bir şey yoktur. Şu halde, Gadir Humm hadisinin rivayet edildiği yukarıda geçen rivayetlerin tamamına göre Rasulün şu sözlerinin neresinde halife ataması vardır?: “Muhakkak ki size sakaleyn/iki değer bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve ailem.” “İki değer hususunda beni nasıl takip ettiğinize bakın!” “O iki değerin önüne geçmeyin helâk olursunuz, onları ihmal etmeyin helâk olursunuz.”

Bu nasslarda; Rasul (u)’in, ailesi hakkında müslümanların dikkatini çekmesi ve onlara iyi davranmalarını tavsiye etmesinden fazla olarak ne vardır? Bundan; ‘bu, onların Rasulullah (u)’ın vefatından sonra müslümanların üzerinde halife oldukları anlamına gelir’ diye anlam çıkaran bir kimse olur mu? Öyle bir anlam çıkaran varsa, bu anlamı nerden çıkartıyor? Sözün mantukundan mı yoksa mefhumundan mı? Buna binaen yukarıda zikredilen rivayetlerde geçen Humm hadisinde Ali’nin ve ehli beytin hilafete atandığına delâlet eden herhangi bir delil yoktur. Böylece bununla delil getirmek düşmekte/devre dışı kalmaktadır.

Üçüncü nassa gelince, onlar velâyet hadisleridir. Bu hadisleri bu lafızlarıyla Buhari ve Müslim tahriç etmemişlerdir. Ancak bu hadisler, Ali’nin halife olarak atanmasına delil olarak getirenlerin nezdinde sahih olsalar bile, ileri sürdükleri metinlerden halife atanması hususunun çıkartılması mümkün değildir. Çünkü bu hadislerin lafızlarının tamamı şunlardan dışarı çıkmıyor: ولي كل مؤمن بعدي  “Benden sonra her mü’minin velisidir...”, وليكم بعدي  “Benden sonra velinizdir”, فإنه وليكم بعدي “Muhakkak ki o, benden sonra velinizdir...”, فليوال عليا بعدي “Benden sonra Ali’yi veli edinsin...”, فليتول عليا وذريته من بعدي “Benden sonra Ali’yi ve zürriyetini veli edinsin...”, أنت ولي كل مؤمن بعدي “Sen, benden sonra her mü’minin velisisin...”, ولي المؤمنين من بعدي “Benden sonra mü’minlerin velisidir...”, فمن تولاه فقد تولاني “Kim onu veli edinirse, beni veli edinmiş olur...”, فإن ولايته ولايتي “Muhakkak ki onun velâyeti, benim velâyetimdir...”, وال من والاه “Onu veli edinenin velisi ol...”

Bu hadisler ve diğer rivayetlerdeki benzerleri, الولي “veli”, المولي “mevlâ”, الموالاة “velilik, veli edinme” lafızlarının dışına çıkmıyorlar. Onun için bu hadisler, ‘velâyet hadisleri’ olarak isimlendirilmiştir. Bunların tamamını, Gadir Humm hadisinde rivayet ettikleri şu söz tefsir etmektedir: اللَّهُمَّ وَالِ مَنْ وَالاهُ وَعَادِ مَنْ عَادَاهُ “Allah’ım onu veli edinenin velisi ol, ona düşmanlık edenin düşmanı ol.”[2] Bu hadislerden kast olunan, onlara nusret/yardım etmeleri, onlarla beraber olmaları, onlara dostluk ve sevgi göstermeleridir.

Nitekim Kur'an’da da ولي “veli”, والي “veli edinme”, تولي “velisi olma” kelimeleri geçmiştir. Allahu Teâlâ şöyle dedi:

 وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ “O salihleri veli edinir.”[3]

 وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمْ الْغَالِبُونَ “Kim Allah’ı, resulünü ve iman edenleri veli edinirse, şüphe yok ki hizbullah (Allah’tan, hükümlerinden, Şeriatından yana olanlar) galip olacakların ta kendileridir.”[4]

 إِنَّمَا وَلِيُّكُمْ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا “Sizin (asıl) veliniz; Allah’tır, O’nun resulüdür, ..., iman edenlerdir.”[5]

 إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ “Onun sultası/otoritesi ancak kendisini veli edinenler üzerinedir.”[6]

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا “Allah iman edenlerin velisidir.”[7]

 وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ “Allah mü’minlerin velisidir.”[8]

 لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ “Onlar Allah’tan başka bir veli yoktur.”[9]

 وَمَنْ يَتَّخِذْ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا “Kim şeytanı veli edinirse...”[10]

 لا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ “Yahudi ve hristiyanları veli edinmeyin.”[11]

 فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا “...Biz velinize bir sulta/güç ve yetki vermişizdir...”[12]

 إِنَّ وَلِيِّي اللَّهُ “Benim velim Allah’tır.”[13]

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لا مَوْلَى لَهُمْ “Bu böyledir; çünkü Allah iman edenlerin mevlasıdır, kafirlerin ise mevlası yoktur.”[14]

Lügatta; “veli”, “düşman”ın zıttıdır. Mevla; yardım eden, efendi, demektir. Velilik/dostluk, düşmanlığın zıttıdır. Veli; baba, dede gibi çocuğun işlerini üstlenendir. Veliyul nikah, veliyul mal, veliyul yetim gibi kişiler velisi olduğu kişinin işini kefâletiyle/korumasıyla üstlenen ve yerine getiren kimsedir. Lisan ül-Arab sözlüğünde şöyle geçmektedir: “Veli, Allahu Teâlâ’nın isimlerindendir. O, nâsır/yardım edendir. Denilir ki O, alemin işlerini üstlenen ve yarattıkları ayakta tutandır.” “Veli: sevene bağlı olarak dost ve yardımcı demektir.”

Ebu Abbâs, Rasul (u)’in şu: “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır” sözü hakkında şöyle diyor: yani kim beni severse ve veli edinirse, onu da veli edinsin, demektir.

Bütün bunlar, yönetim ve sulta/otorite manası dışındadırlar. Hatta, bu hadisin Ali’nin hilâfetini belirlediğini söyleyenlerden bu hadisi şerh edenler; “mevla” kelimesinin lügat manasının “yönetim ve otorite” olduğuna dair lügattan açık herhangi bir mana gösteremediler. Meselâ; Şeyh Abdulhüseyn Ahmed El-Emini El-Necefî, “El-Gadir” isimli kitabında, El-Gadir hadisinin şerhinde şöyle diyor: “Buraya kadar araştırmacı için “mevla”nın “bir şeyin evlası” manası ile gelmesinden dolayı kızgınlıktan vazgeçmesi kalıyor. Biz feragatta bulunursak onun manalarından birisini alırız ve o da lafzı müşterektendir.” “Mevla” kelimesi için yirmi yedi mana ileri sürdükten sonra bunların içinde “yönetim” ve “otorite” yi zikretmemiştir. Zira şöyle demiştir: “ “mevla” kelimesinin manası yirmi yedi manaya ulaşmıştır. Hadiste kast olunanın, şu manalardan mutabık düşen ikisinin olması ancak mümkündür: 1- Rab, 2- Amca, 3- Amca oğlu, 4- Oğul, 5- Kızkardeş oğlu, 6- Azad olunmuş köle, 7- Köle azad eden, 8- Köle, 9- Mülk sahibi, 10- Tâbi/uyan, 11- Kendisine nimet verilen, 12- Ortak, 13- Müttefik, 14- Sahip, 15- Komşu, 16- Konuk, 17- Damat, 18- Yakın/akraba, 19- Nimet veren, 20- Kayıp, 21- Veli, 22- Bir şeyin evlası, 23- Malik ve azad eden olmayan efendi, 24- Sevilen, 25- Yardım eden, 26- İşte tasarruf hakkına sahip olan, 27- İşte yetkili olan.”

Onun ileri sürdüğü manalar işte budur. Görüldüğü gibi “mevla” kelimesi için “yönetim ve otorite” manasını veren herhangi bir açık mana ortaya koymamıştır. Onun hadis için bu manaları açıklarken, onlardan seçtiği şu manaya ulaşıyor ve şöyle diyor: “Lügat, Arab edebiyatı eserlerinde yapılan kapsamlı araştırmadan sonra makamın özelliği hususunda, “mevla” kelimesinin manalarının hakikati “şeyin evlası” manasından başkası olmadığı görüşüne ulaştık. Bu mana, o manalardan hepsini kapsayan, onların hepsinden özenle alınmış bir manadır.”

Bundan da anlaşılıyor ki; “veli” kelimesi, “yönetici” manasında, “veli edinme” kelimesi de yönetim manasında, hem Kur'an’da, hem hadiste hem de lügatta geçmemiştir. Lafızlar ya lügat manası ile yada şer'î manasıyla tefsir edilirler. O halde, “veli” ve “veli edinmek” kelimelerine bakarak bu hadislerin, manaları hilafeti Ali’ye ve ehlibeytine verilmesidir şeklinde tefsir edilmesi nereden geliyor? Muhakkak ki biz bu hadisleri delil getirenlerle beraber “veli” kelimesinin manalarının her birine “veli edinmek” kelimesinin manalarına bakarsak bunlara hiçbir nassta yönetimi üstlenmek manasının kesinlikle verilmediğini görürüz.

Evet, “veli” kelimesini “emr” kelimesi ile yan yana getirdiğimizde o zaman bu kelimenin manası “yönetici” olur. Zira o zaman; ولي الأمر “veliyül emr” denir. “velayet hadisleri” diye isimlendirdikleri hadislerde, hem onların rivayetlerinde hem de başkaların rivayetlerinde الأمر “emr” kelimesi ولي “veli” kelimesi ile birlikte geçmemiştir. O zaman, bu hadislerde, Rasulullah’tan sonra hilâfeti üstlenmek anlamı yoktur.

Evet sadece ولاية “velayet” kelimesi; - مولي “mevla” kelimesi, ولي “veli” kelimesi, موالاة “mevala” kelimesi olmaksızın – birkaç manası olan bir müşterek lafızdır. Bu manalardan birisi nusret/yardım etmektir, birisi de sulta/otorite yani yönetimdir. Onların rivayet ettikleri hadislerin içinde Kenzül-Ummâl’dan zikrettiği bir hadis vardır. Bu hadiste ولاية “velayet” kelimesi geçmektedir. Bunun üzerine bu kelime, lügatın belirlediğine göre “yönetim” anlamına gelir, denilebilir.

Buna cevap şudur: Bu kelime o hadiste تولي “veli edinmek” manasında geçmiştir. Hadisin nassı/metni buna delâlet etmektedir. Onu delil getirenlerin rivayet ettiklerine göre hadisin metni şudur: “Allah’ım, bana iman eden ve tasdik eden kimse, Ali b. Ebu Talib’i veli edinsin. Zira onun velayeti benim velayetimdir. Benim velayetim ise Allahu Teâlâ’nın velayetidir.”

Bu metin, “velayet” kelimesinden kast olunanın nusret/yardım etmek olduğunu belirlemektedir. Zira, Rasul kendisine iman eden kimsenin Ali b. Ebu Talib’i veli edinmesi için dua ediyor. Çünkü onu veli edinen Resulü veli edinmiş olacağını, Resulü veli edinenin Allah’ı veli edinmiş olacağını bildiriyor. İşte bu hadiste geçen “velayet kelimesinin manası budur. Onun için velayet kelimesinin bulunduğu cümle ف “fe” tabiri ile başlamıştır. ‘Onun sultayı alması benim almamdır’ şeklinde anlaşılması mümkün değildir. Bilâkis ondan sadece ‘Onun nusreti benim nusretimdir’ manası anlaşılır.

Böylelikle, Ali (t)’ın Rasul (u)’ün vefatından sonra mü’minlerin velisi ve mevlası olduğunun, mü’minlerin de onu veli ve mevla edinmeleri gerektiğinin, çünkü onun velayetinin Rasul için velayet olduğunun içinde geçtiği bu hadislerin tamamında, lügat ve Kur'an nassları bakımından, hem kelime manası bakımından hem de bu kelimenin zikredilen hadislerde geçen cümlelerdeki konumu bakımından “yönetimi üstlenmek” manasının verilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Şu halde, bu hadisler, Rasul (u)’in Ali (t)’ı vefatından sonra hilâfete atadığına dair delil olmaları uygun olmamaktadır. O zaman onlarla delil getirmek de düşmüş olur.

Burada iki meseleye dikkat çekmemiz gerekiyor: Bunlardan birisi şudur: Kelimenin belirli bir maddeden türemiş olması, bu maddeden türemiş, bütün kelimelerin bir manada birleşir ve onlardan birisine başka bir mana verilir, anlamına gelmez. Bilâkis lügat birden çok kelimeyi bir manaya verebilir, bazen de kelime, onun için koyduğu ancak bir tek mana verip bu manayı başka kelimelere vermez. Bunların tamamı, Arapların kullanımına göre olmaktadır. Şu halde kelimelerin türemede birleşmeleri manada birleşmeleri anlamına gelmez. Bilâkis kelime manasını, türediği maddeye bakılmaksızın, Arapların kendisi için koyduğu manadan alır. Zira جاء kelimesi ve أجاء kelimesi ikisi de aynı maddeden türemişlerdir. Buna rağmen, جاء kelimesinin manası أتي “gelmektir”. أجاء kelimesinin manası ise الجاء “sığındırmak, korumaktır”. النضو kelimesinin “nun”u esireli olursa “zayıf, arık” manasında olmakta, النضو şeklinde yani “nun”u üstünlü olursa “eski, yıpranmış elbise” anlamına gelmektedir. مولي “mevla” kelimesinin manalarında; “işte tasarruf yetkisi olan”, “işi üstlenen”, “insanların evlası” anlamlarının olması; ولي الأمر “veliyül emr” kelimesi “yönetim ve otorite” demek olduğundan ve ikisi (مولي “mevla” ve ولي “veli”) kelimeleri aynı maddeden türedikleri için, مولي “mevla” kelimesinin “yönetim ve otorite” anlamında olması demek değildir. Zira مولي “mevla” mana bakımından ولي الأمر “veliyül emr”den başkadır.

“İşte tasarruf yetkisine sahip olmak” ve “işi üstlenmek” de mana bakımından ولي الأمر “veliyül emr”den başkadır. Zira ولي الأمر “veliyül emr” yöneticiye hastır. مولي “mevla” kelimesinin bir çok manası vardır, bunların içinde “yönetim” yoktur. İşte tasarruf yetkisine sahip olan, her işte tasarrufta bulunandır, özelliğinden dolayı “yönetici” demek değildir. مولي “mevla” kelimesinden, onun “yönetim” anlamına geldiği anlaşılmaz. Çünkü lügat, ona bu manayı vermemiştir.

Mesele, kelimeyi manalandırırken, kişinin kelimelerin toplamından yada çeşitli delâletlerden anladığına göre değil de Arapların o kelimeye verdiği manada durulması meselesidir. Buna binaen, Araplar مولى “mevla” kelimesine açıkça “yönetim ve otorite” manası vermediklerine göre bu kelime kesinlikle öyle tefsir edilmez.

İkinci meseleye gelince, o da şudur: Ne olursa olsun cümledeki karineler, kelimeye Arapların sözlerinin açıklığında o kelimeye verdikleri manadan başka bir mana vermezler. Zira karineler, kelimenin ortak yada zıt manalardan birisini tayin ederler ve o manayı diğerlerinden ayırırlar. Bu karineler, kelimeye Arapların onun için koymadığı yeni bir mana vermezler.

مولي “mevla” kelimesi, müşterek bir lafızdır. Bu kelimenin içinde geçtiği cümleler ona bu manalardan bir manayı tayin ederler, fakat ona yeni bir mana vermezler. مولي “mevla” kelimesinin; kendisine sakaley/iki değer hadisi yada El-Gadir hadisi denilen hadiste geçmiş olması ve müslümanları Rasul’e itibarlarına binaen Ali’ye itibar etmeye teşvik eden cümlelerden bazı karinelerin geçmiş olması, ona yeni bir mana yani Ali’nin Rasul’den sonra yönetici olması manasını lügat ona vermediği sürece vermez. Buradan açığa çıkıyor ki; El-Gadir hadisinden ve içinde مولي “mevla”, ولي “veli” kelimesinin geçtiği diğer hadislerden, Ali’nin halife olduğu hükmü çıkartılmaz. Araplar bu kelimelere bu manayı açıkça vermemiş olduklarından dolayı bu olmaz...

Dördüncü nassa gelince; bu kardeşleştirme hadisleridir. Cümleleri ve lafızlarının sadece gözden geçirilip okunması onlarla bu hususta delil getirmeyi düşürür/geçersiz kılar. Zira onlarda geçen nasslar/metinler şunlardır: أنت أخي ووارثي “Sen benim kardeşim ve varisimsin”, أخي وابن عمي “Kardeşim ve amcamın oğlu”, أخي وأبو ولدي “Kardeşim ve çocuğumun babası” ومني والي “Benden ve bana dönen”, أخي ووزيري تقضي ديني وتنجز موعدي تبرىء ذمتي “Sen kardeşimsin, borcumu ödeyen, vaadimi yerine getiren, gönlümü ferahlatan vezirimsin.”, علي أخو رسول الله “Ali, Rasulullah’ın kardeşidir.”

Bu lafızların ve cümlelerin hiç birinden, uzaktan yakından hilafete atama hususunu çıkartmak mümkün değildir. Çünkü bunlar, iki kişi arasındaki özel hususlar ifade etmekten öteye gitmezler. Onlardan birisi diğerine, kardeşi olduğunu vurgulayarak yakınlığının şiddetini ifade ediyor. Zira Rasul (u), Ali’nin kendisine yakınlığının şiddeti; onun kendisinin kardeşi, yardımcısı ve borçlarını ödeyen olduğunu vurgulayarak ifade ediyor. Bunda ise, herhangi bir genel husus, hilafet ve yönetimle ilgili bir alaka yoktur. Ali’yi Resulün gerçekten kardeşi yada oğlu olduğunu varsaysak bile, bu; onun Rasul’den sonra halife olacağı anlamına delâlet etmez. Zira Resulün Ali’ye, sen benim kardeşimsin yada oğlumsun yada vezirimsin yada v.b. sözlerinin yönetimle bir alakası yoktur. Bu sözlerde hilafete atamaya dair uzaktan yakından, hem lügata göre hem Şeriata göre, herhangi bir şekilde bir delâlet yoktur. Şu halde bu hadisler, Resulün Ali’yi kendisinden sonra hilafete atadığına dair bir hüccet olmaya uygun değildirler. Buna göre bu hususta bunlarla delil getirmek de düşer/geçersiz olur.

Rasul (u)’in kendisinden sonra Ali’yi halife bıraktığına dair açık bir nassın/metnin geçmiş olduğu üçüncü kısma gelince; bu iki hadistir. Onlardan birisi: El-Gadir hadisi rivayetlerinden bir rivayettir. İkincisi ise, El-Dâr hadisi olarak isimlendirilen hadistir.

El-Gadir kitabının sahibi, ilk başlangıcında ona ait bir rivayet zikretti. O rivayette وصيي وخليفتني “benim vasim ve halifem” kelimesini zikretmedi. Taberi’ye isnad ettiği bir başka rivayet zikretti. Onda وصيي وخلفتي “vasim ve halifem” lafzı açıkça geçmektedir. Nitekim o – yani Şeyh Abdulhuseyn Ahmed El-Emini El-Necefi, “El-Gadir fi kitâb il-Aziz/Aziz Kitab’ta El-Gadir olayı” başlıklı kitabının sahibi, kitabında şunu demektedir: “Hafız Ebu Cafer Muhammed b. Cerirî Taberî, ölüm yılı hicri 310, ‘El-Velâyetü fi turuki hadisi El-Gadir’ isimli kitapta kendi isnadıyla Zeyd b. Erkam’dan şöyle dediğini tahriç ediyor:

“Nebi (u) veda haccı dönüşünde Gadir Humm denilen yere vardı. Vakit kuşluk vakti idi, ve şiddetli bir sıcak vardı. Rasul (u), oradaki çok dallı ağaçların olduğu yere gidilmesini emretti. Orası süpürülüp temizlendi. Namaz çağırıcısı cemaatın toplanmasını duyurdu. Bunun üzerine biz bir araya toplandık. Rasul (u) kapsamlı anlaşılır bir hutbe okudu. Sonra şöyle dedi: “Allah bana şu ayeti indirdi: ‘Ey Rasul, rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Allah seni insanlardan korur.’[15] Cibril, rabbimden bana; bu toplantı yerinde kalkıp siyahı beyazı herkese, Ali b. Ebu Talib’in kardeşim, vasim, halifem ve benden sonra imam olduğunu bildirmemi emretti.”

Bu, Gadir Humm hadisi rivayetlerinden birisidir. Bu rivayet, dirayet bakımından red olunur. Onun nassında vasiyet, halife bırakma ve resulden sonra imam olma hususunda geçenler birkaç açıdan batıldır ve aslı yoktur:



[1] Müslim, K. Fedâil es-Sahâbe, 4425

[2] Ahmed b. Henbel, Kufiyyîn, 17749

[3] A’raf: 196

[4] Maide: 56

[5] Maide: 55

[6] Nahl: 100

[7] Bakara: 257

[8] Ali İmran: 68

[9] En’am: 51

[10] Nisa: 119

[11] Maide: 51

[12] İsra: 33

[13] A’raf: 196

[14] Muhammed: 11

[15] Maide: 67