2- EMİRLİK


Emirlik, reislik/başkanlık ve komutanlık bir tek manadırlar. Başkan, komutan, emir bir tek manadırlar. Hilafet ise, dünyadaki bütün müslümanlar için bir başkanlıktır. Hilafet, emirliktendir ve emirlik kategorisine girer. Buna göre; halife, bir emirdir, “emirelmü’minin”/ mü’münlerin emiri diye isimlendirilir. İmaret/emirlik geneldir, hilafet özeldir, her ikisi de başkanlıktır. “Hilafet” kelimesi, bilinen bir makama hastır. İmaret/emirlik kelimesi her emir hakkında geneldir.

Müslümanlar, bir halife nasb etmekle/belirlemekle emrolundukları gibi, üzerlerine bir emir nasb etmekle de emrolunmuşlardır. Çünkü emirlik, yönetim çeşitlerindendir. Zira emirlik, yüklendiği hususta emir sahipliğidir/hükümranlıktır. İmaret/emirlik ile Hilafet arasındaki fark ise şudur: Hilafet, dünyadaki bütün müslümanlar üzerinde geneldir. Emirlik ise, sorumlu kılınan kimseler ve sorumlu kılındıkları husus hakkında özeldir, sorumlu kılınanları aşmaz, aynı şekilde sorumlu kılınan hususu da aşmaz. Başkanlık, komutanlık ve emirlik şer'î bir hükümdür, üslup değildir. Müslümanlar, Allah’ın emrettiği ve Şeriatta geçen husus çerçevesinde o hükümle kayıtlıdırlar.

Aralarında müşterek/ortak bir işi yürüten müslümanlardan her cemaatin, üzerine bir emir belirlemeleri farzdır. Ancak o işi her birisi için özel ve diğerinin işinden başka olunca, bu durumda onlardan üzerlerine bir emir belirlemeleri talep edilmez. Emirlik ancak, aralarındaki müşterek/ortak işte cemaat üzerine belirlenir. Ta ki sulta/otorite ve son söz emire ait olsun. Herhangi bir cemaatın aralarında ortak bir işin var olması vakıası, onlara üzerlerine bir âmir belirlemelerini zorunlu kılar. Aksi halde o iş, aralarında dalgalanma ve rahatsızlık oluşturur. O iş hakkında fesat çıkar.

Aralarındaki ortak bir işi yürüten cemaat için bir başkan belirlemenin, müslümanlara farz oluşuna gelince; bu şu rivayetlerden dolayıdır:

Abdullah b. Amru, Nebi (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:

 لا يَحِلُّ لا يَحِلُّ لِثَلاثَةِ نَفَرٍ يَكُونُونَ بِأَرْضِ فَلاةٍ إِلا أَمَّرُوا عَلَيْهِمْ أَحَدَهُمْ "Üç kişinin aralarından birisini başlarına emir tayin etmeksizin durmaları helal değildir.”[1]

Ebu Said’den Rasulullah (u)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

 إِذَا خَرَجَ ثَلاثَةٌ فِي سَفَرٍ فَلْيُؤَمِّرُوا أَحَدَهُمْ "Üç kişi yolculuğa çıktıkları taktirde, mutlaka başlarına birilerini emir tayin etmelidirler.”[2]

Bezzâr, sahih bir isnadla Ömer b. El-Hattâb’ın şöyle dediğini tahriç etti: “Siz, üç kişi olarak bir yolculukta olduğunuzda birinizi üzerinize emir tayin edin. Bu, Rasulullah (u)’in bir emridir.”

Bezzâr, İbni Ömer Hadisinden sahih bir isnadla tahriç ettiğine göre Rasulullah (u) şöyle demiştir:

إِذَا كَانَ ثَلاثَةٌ فِي سَفَرٍ فَلْيُؤَمِّرُوا أَحَدَهُمْ “Üç kişi bir yolculukta (beraber) olduklarında aralarından birisini emir tayin etsinler.”[3]

Ebu Dâvud, Ebu Said El-Hudri’den şu Hadisi rivayet etti:

 إِذَا خَرَجَ ثَلاثَةٌ فِي سَفَرٍ فَلْيُؤَمِّرُوا أَحَدَهُمْ "Üç kişi yolculuğa çıktıkları taktirde, mutlaka başlarına birilerini emir tayin etmelidirler.”[4]

Bu Hadisler, sayıları en az üç olan her gruba, aralarından birisini üzerlerine emir tayin etmelerini zorunlu kılmakta gayet açıktırlar. Ancak Hadislerdeki Rasulullah (u)’in şu; في فلاة “Bir açık alanda”, في سفر “bir yolculukta”  sözleri; onların, aralarında ortak bir iş üzere açık alanda bir araya gelmiş olduklarını yada beraber bir yolculuk yaptıklarını yada buna benzer ortak işlerden bir iş üzere olduklarını delâlet etmektedirler. Buna parti veya cemiyet, seriyye, ordu, mahalle, şehir, bölge/vilayet ve diğerleri de girer. Bu açık bir alanda olan yada yolculuk yapan üç kişi için zorunlu kılınmış ise, bu zorunluluk daha büyük sayılar ve işler için daha evla/öncelikli ve daha uygun olur. Zira Hadisler, “açık alanda olmak”, “yolculukta olmak” ve onlardan da büyük ve önemli başka hususlar hakkında geneldirler. Çünkü muvafakat/uygun düşme mefhumu buna delâlet eder. Usul kaidesine göre; hitabın anlamı amel edilendir. Zira bir şey emredilir veya nehy edildiğinde, emredilen ve nehy edilenden anlaşılan, emredilen veya nehy edilen husus hakkındaki mantuka/ metine dahil edilir. Çünkü emir ve nehy, emredilenden daha çok ve daha büyük olanını öncelikten dolayı kapsar. Buna örnek; anne ve babaya sövmek ve vurmanın haram oluşu Allahu Teâlâ’nın şu sözünün delâletinden dolayıdır: فَلا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ “O ikisine (anne ve babaya) öf bile deme.”[5] Yetimlerin mallarını telef etmenin haram kılınışı Allah’ın şu sözünün delâletinden dolayıdır: إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا “Şüphe yok ki, zulümle yetimlerin mallarını yiyenler...”[6] Kantardan daha aşağısını ödeyip, dinardan daha üstününü ödememek Allahu Teâlâ’nın şu sözünden dolayıdır: وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ “Ehli kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bırakırsan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bırakırsan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez.”[7]

Aynı şekilde Resul, yolculuk ve açık alanda birlikte olmak durumunda bir emir tayin edilmesini emrediyor. Bu emir, yolculuktan daha tehlikeli ve açık alanda bulunmaktan daha önemli hususlara uygulanır ve onları evlâ/öncelik babından kapsar. Zira hitabın anlamının delâlet ettiği her husus emire dahil olur. Yukarıda geçen Hadislerdeki açıklanan bu muvafakat/uygun düşme mefhumunu Rasul (u)’in fiili de teyit etmektedir. Zira o, yolculuktan daha tehlikeli ve önemli hususlarda emir tayin etmiştir. Nitekim, haccda, gazvede, vilayette emir tayin etmiştir.

Bu izahat, bir mekân veya aralarında ortak bir işte her cemaata bir emir belirlemenin vacib oluşu yönüyle bir izahattır.

İslâm tek bir konudaki liderin, başkanın ve emirin bir kişi olmasını öngörmekte, birden fazla olmasını caiz kabul etmemektedir. İslâm, "kolektif liderlik" yahut "kolektif başkanlık" gibi bir şeyi tanımaz. İslâm’da liderlik yalnız ve yalnız ferdidir/bireyseldir. Bu nedenle lider, başkan ve emirin tek kişi olması gerekir. Birden fazla olması caiz değildir. Bunun delili ise, Rasulullah (u)'in Hadisleri ve fiilleridir. Ahmed b. Hanbel'in Abdullah bin Amr’dan rivayetine göre Rasulullah (u) şöyle buyurmuştur:

لا يَحِلُّ لا يَحِلُّ لِثَلاثَةِ نَفَرٍ يَكُونُونَ بِأَرْضِ فَلاةٍ إِلا أَمَّرُوا عَلَيْهِمْ أَحَدَهُمْ "Üç kişinin aralarından birisini başlarına emir tayin etmeksizin durmaları helal değildir.” [8]

Ebu Davud'un Ebu Saîd el-Hudri'den yaptığı rivayete göre Rasulullah (u) şöyle buyurmuştur:

إِذَا خَرَجَ ثَلاثَةٌ فِي سَفَرٍ فَلْيُؤَمِّرُوا أَحَدَهُمْ "Üç kişi yolculuğa çıktıkları taktirde, mutlaka başlarına birilerini emir tayin etmelidirler.” [9]

El-Bezzar'ın, Abdullah b. Ömer'den yaptığı rivayet ise şöyledir: "Bir yoluculukta üç kişi olduklarında içlerinden birini emir tayin etsinler.” [10]

İşte bütün bu Hadis-i şerifler emirin tek kişi olmasını açıkça ifade etmektedir. "içlerinden birisini emir tayin etsinler" "mutlaka başlarına birilerini emir tayin etmelidirler." Hadislerinde yer alan أحد "ehad" kelimesi "bir" kelimesiyle aynı şeydir. Bir sayısından daha fazlasına delalet etmez. Kelimenin Mefhumu muhalefetinden de bu anlaşılmaktadır. Sayılarda ve sıfatta nass olmadan da  Mefhumu muhalefetle amel edilir. Yüce Allah'ın; قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ "De ki; O Allah birdir."[11] ayetinde olduğu gibi. Yani onun ikincisi yoktur.

Mefhumu muhalefeti ortadan kaldırmayı gerektirecek bir başka nass varid olmadıkça yürürlükten kalkmaz. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi:

 ولا تكرهوا فتياتكم على البغاء إن أردن تحصنا "Cariyeleriniz kendilerini korumak isterse onları zinaya zorlamayın."[12]

Bu ayetin mefhumu muhalifi onlar, iffetlerini korumak istemezlerse zinaya zorlanabileceklerini ortaya koymaktadır. Ancak buradaki Mefhumu muhalefet, yüce Allah'ın şu ayeti ile geçersizdir:

 ولا تقربوا الزنا إنه كان فاحشة وساء سبيلا "Zinaya yaklaşmayınız. Çünkü o hayasızlıktır ve kötü bir yoldur."[13]

Mefhumu muhalefeti ortadan kaldıran bir nass varid olmadığı zaman Mefhumu muhalefet ile amel edilir. Aşağıdaki ayette olduğu gibi:

الزانية والزاني فاجلدوا كل واحد منهما مائة جلدة "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birisine yüz sopa vurun."[14]

Ayeti kerimede geçen "celde"/"sopa" kelimesi yüz olarak bilinen özel bir sayıyla kayıtlandırılmıştır. Bu özel sayı ile kayıtlandırılmış olması, yüz sopadan fazlasını vurmanın caiz olmadığını göstermektedir. Buna göre Rasulullah (u)'den rivayet edilen şu Hadis-i şeriflerdeki: "içlerinden birini emir tayin etsinler." "mutlaka içlerinden birilerini emir yapsınlar" "içlerinden birini emir tayin etsinler" buyruklarındaki Mefhumu muhalefet, birden fazla kişiyi emir tayin etmelerinin caiz olmadığını göstermektedir. İşte bundan dolayı emirlik, liderlik ve başkanlık yalnızca bir kişi için söz konusudur. Hadis-i şeriflerin hem mantuğu hem de  mefhumu gereği birden fazlasının böyle bir makama getirilmesi mutlak olarak caiz değildir. Rasulullah (u)'in uygulaması da bunu göstermektedir. Rasulullah (u) bütün olaylarda yalnızca bir kişiyi emir tayin ediyordu. Bir yerde birden fazla kimseyi kesinlikle emir tayin etmiş değildir.

Rasulullah (u)'in Muaz ve Ebu Musa (Allah onlardan razı olsun)'yı Yemen'e gönderdiğine dair rivayetlere ve onlara söylediği şu Hadisine gelince:

يَسِّرَا وَلا تُعَسِّرَا وَبَشِّرَا وَلا تُنَفِّرَا  وَتَطَاوَعَا "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz ve birbirinize gönüllü olarak muamele ediniz."[15]

Rasulullah (u) bunların her birini Yemen’in ayrı bir yöresine göndermiştir. İkisini aynı yere göndermiş değildir. Hadis-i şerifi Buhari, iki ayrı metin halinde rivayet etmiştir. Bunlardan bir rivayette ikisini iki ayrı yere gönderdiğini açıkça ifade etmektedir. Şöyle demektedir:

"Bize Musa anlattı, Ebu Avane anlattı., Bize Abdulmelik Ebu Bürde'den anlattı ve dedi ki: Rasulullah (u), Ebu Musa ile Muaz'ı Yemen'e gönderdi. Onların her birisini ayrı bir mihlaf'a/bölgeye gönderdi. Yemen iki mihlaf'tır (bölgedir). Sonra onlara şöyle dedi:

 يَسِّرَا وَلا تُعَسِّرَا وَبَشِّرَا وَلا تُنَفِّرَا "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” Daha sonra onların her birisi kendi işine gitmek üzere yola koyuldu.” [16]

Bu rivayet, Yemen’e iki kişi gönderdiğine dair başka bir rivayeti tefsir etmektedir. Onlardan her birisini Yemen’in bir yönüne emir kılmıştır. İkisi bir tek mekânda emir olmamışlardır. Onlardan her birisi, diğerinin emir olduğu mekândan başka bir mekânda emir idiler. Buna göre aynı işin iki tane başkanının olması, aynı yerin iki tane reisinin olması caiz değildir. Aksine başkan, kumandan ve emirin yalnız tek olması gerekiyor. Birden fazla olması haramdır.

Ayrıca şu bilinmelidir ki; İslâm’da başkanlık, emirlik ve komutanlık liderlik değildir. Çünkü liderlik, lidere tâbi olmayı gerektirir. İslâm’da başkanlık ise, başkana, sadece işleri gütme ve başkanlığının kendisine ait olduğu işte sulta/otorite, hakkında başkan olarak belirlendiği iş bakımından Şeriatın ona verdiği husus çerçevesinde hakkında emir kılındığı yetkilere göre başkanlığı altına giren her hususu uygulama hakkı vermektedir.

Müslüman ülkelerde yaygın bir şekilde görülen parlamento, konsey, yönetici kadrolar v.b isimler altında faaliyet gösteren kollektif başkanlık uygulamaları ve bu adı taşıyan kurumların başkanlık yetkilerine sahip olması Şeriata muhalif uygulamalardır. Çünkü başkanlığın böyle bir heyete meclise veya kurula verilmesi Hadislerin nassı ile haramdır. Şayet heyet, meclis veya grup ümmetin sorunlarını çözmeyi üstlenmek, tartışmak, şûra görevini ifa etmek gibi maksatlarla kurulursa caizdir ve böyle bir uygulama İslâm’dandır. Çünkü müslümanların özelliklerinden biri de işlerinin kendi aralarında şûra ile görülmesidir. O takdirde böyle bir heyet veya kurulun görüşü değer itibari ile işleri yerine getirmek ile alakalı hususlarda çoğunluk kararı halinde ise bağlayıcı olur. Belli bir görüşe götüren teknik görüşler veya tanımlamalar ile ilgili hükümlerle alakalı hususlarda ise sadece şûra/danışma olur.

Başkan karar kıldığında, işlerin yapılmasından başkası ile alakalı olandan uygun gördüğünü uygular.

Komutanlığın; liderliğin cemai/grupsal/kollektif yada ferdi olması hususunda komünist düşünürlerin ihtilaf etmelerine gelince, bunun incelenmesine İslâm’da yer yoktur. Çünkü İslâm, nass ile ve amel ile liderliğin/ komutanlığın ferdî olduğunu tayin etmiştir. Bunun üzerinde Sahabe İcmaı da hasıl olmuştur. Ümmet, bütün asırlarda buna bağlı kalmıştır.

 


[1] Ahmed b. Hanbel, 6360

[2] Ebu Davud, 2241

[3] Ebu Davud, K. Cihâd, 2242

[4] Ebu Davud, 2241

[5] İsra: 23

[6] Nisa: 10

[7] Ali İmran: 75

[8] Ahmed b. Hanbel, 6360

[9] Ebu Davud, 2241

[10] El-Bezzar

[11] İhlas: 1

[12] Nur: 33

[13] İsra: 32

[14] Nur: 2

[15] Buhari, 2811, 3998, 5659, 6637; Müslim, 3263; Ahmed b. Hanbel, 18908

[16] Buhari, 2811, 3998, 5659, 6637; Müslim, 3263; Ahmed b. Hanbel, 18908