5- MÜFLİS /İFLAS EDEN


Müflis, lügatte malı olmayana, kendisi ile ihtiyacını karşıladığı bir şeyi olmayana denir. Bununla, onun hakkında, içerisinde yanında fülus/ dinarın binde biri para kalmamış bir hale düşmüş olması kast edilir. İşte ona müflis denir.

Müslim, Ebu Hureyre yoluyla Rasulullah (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:

أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لا دِرْهَمَ لَهُ وَلا مَتَاعَ فَقَالَ إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ “Müflis kimdir, biliyor musunuz? Dediler ki; Bizde müflis, bir dirhemi ve malı, varlığı olmayan kimsedir. Bunun üzerine Rasul (u) dedi ki; Müflis, ümmetimden bir kişinin Kıyamet Günü namazı, orucu ve zekatı ile gelmesi. Fakat filana sövmüş, filana iftira etmiş, filanın malını yemiş, filanın kanını dökmüş, filana vurmuş olarak gelir. Sonra onun hasenatından filana verir, filana verir. Borcunu ödemeden hasenatı biterse, onların hatalarından/ günahlarından alır, o günahlar ona atılır. Sonra da o ateşe/cehenneme atılır.”[1]

Onların o sözleri, müflisin hakikati/gerçeği hakkında haber vermektir. Rasul (u)’in  ليس ذلك المفلس “müflis o değildir” demesi ise, kendisi ile hakikatin nefyedilmesi, mecaz söylemesidir. Bilakis, Ahiret müflisinin, dünyada zengin kimsenin müflis olmasına göre daha şiddetli ve önemli olduğunu kast etmiştir.

Fakihlerin örfünde müflis; borcu malından çok olan ve gideri gelirinden çok olan kimsedir. Ona, malı olsa da müflis ismi verdiler. Çünkü, malı borcuna harcaması gerekmektedir. Dolayısıyla sanki malı yoktur.

Ne zaman insan borçları kapatmak zorunda olduğunda ve malı da buna yetmediğinde, alacaklıları yöneticiden ona hacr/kanuni engelleme konulmasını isterler, o zaman yöneticinin onlara olumlu cevap vermesi zorunlu olur. İnsanları onunla muameleden uzaklaştırmak için ona hacr/kanuni engelleme ilan edilmesi tercih edilir. Ona hacr konulması ile birlikte şu dört hüküm sabit olur:

1- Alacaklıların onun bizzat malındaki hakları,

2- Onun bizzat hazır malında tasarrufun engellenmesi,

3- Onun hazır malından yanında bulunan alacaklı, şartlar bulunduğunda o malda diğer alacaklılardan daha hak sahibi olması,

4- Yöneticinin, onun malını satıp alacaklılara verme hakkının olması.

Müflise hacr/kanuni engelleme konulmasına dair delil, Ka’ab b. Malik’in rivayet ettiği şu husustur: “Rasulullah (u), Muaz b. Cebel’in malına hacr koyup, onu onun borçları için sattı.”[2]

- Abdurrahman b. Ka’ab’dan şu rivayet edildi: “Muaz b. Cebel, kavminin en iyi gençlerinden idi. O tutumlu değildi. Çok geçmeden malını borca batırdı. Alacaklıları ile Nebi (u) konuştu. Bir kişi bir kişi için alacağını erteler miydi? Onlar Rasulullah (u)’den dolayı Muaz’a mühlet verdiler, alacaklarını ertelediler. Bunun üzerine Rasulullah (u) onlar için malını sattı. Öyle ki, Muaz’ın hiçbir şeyi kalmadı.”

İnsanlara mal borcu sabit olduğunda ya da adil delil ile ya da ondan sahih/doğru ikrar ile mal ödemenin zorunlu olduğu hususlarda, müflise ait olan her şey onun aleyhine satılır, alacaklılar haklarını alırlar. O hiçbir şekilde hapse konulmaz. Zordaki borçlunun kesinlikle hapse konulmadığı gibi. Bunun delili Allahu Teâlâ’nın şu sözüdür:

 وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ “Eğer (borçlu), zorluk/darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir).”[3]

- Bir delil de, Müslim ve Ebu Davud’un, Ebu Sa’id el-Hudri’den yaptıkları şu rivayettir: “Rasulullah (u) zamanında bir adamın satın aldığı meyvelere hasar isabet etti. Dolayısıyla o adamın borçları arttı. Bunun üzerine Rasulullah (u), “Ona tasaddukta bulunun/yardım olarak sadaka verin” dedi. Bunun üzerine insanlar ona sadaka verdiler. Verilenler, borçlarının ödenmesine yetmedi. Bunun üzerine Rasulullah (u) onun alacaklarına şöyle dedi:

 خُذُوا مَا وَجَدْتُمْ وَلَيْسَ لَكُمْ إِلا ذَلِكَ “Bulduğunuzu alın, size ondan başkası yoktur.”[4]

- Rivayet edildi ki; Nebi (u), müflisin malını alacaklılar arasında paylaştırdı, onu hiç hapse koymadı. Muhammed (u) b. Ali b. Huseyin’den, Ali b. Ebu Talib’in şöyle dediği rivayet edildi: “Borcunun olduğu bilindikten sonra kişinin hapse konulması zulümdür.”

- Said b. Musayyib yoluyla Ömer’den rivayet edilen şu hususa gelince: “Ömer, çocuğun malından kadınlara değil de erkeklere veren baba tarafından akrabalarını hapse koydu.” Bu, borçlunun hapsedilmesine delâlet etmez. Sadece nafakayı temin etmenin kendisine vacib olduğu kimsenin, çocuğa nafaka vermediğinde hapse konulmasına delâlet eder. Nafaka ise, harcamaya gücü yetene zorunlu kılınan mallardandır. Dolayısıyla bu rivayet, çocuğa nafaka vermeyen kimsenin hapse konulmasına delâlet etmektedir.

Müflis hakkındaki hüküm; yöneticinin, borçlunun malını alacaklılar için satıp onlara borçları nispetinde paylaştırmasıdır. Çünkü onların alması için bundan başka bir yol yoktur. Ömer b. Abdurrahman b. Delâf’dan o da babasından şu rivayet edildi: “Cehine’den bir adam, dişi binek devesini vadeli satın alıp pahalıya satıyordu. Daha sonra iflas etti. Sonra o, Ömer b. Hattab’a çıkıp durumunu arz etti. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: “Ey insanlar! Kara boyalı elbise Cehine oğullarının kara boyalı elbisesidir. O borcunu ve emanetini kabul ediyor. O belirsiz bir zor duruma düştü. Borçlanmış oldu. Kimin onda alacağı varsa, sabahleyin erkenden koşup gelsin. Zira biz onun malını alacaklılarına paylaştıracağız.”

- Ömer b. Abdulaziz’den, müflis hakkında, malının alacaklılar arasında paylaştırılması sonra da Allah onu rızıklandırasıya kadar terk edilmesi hükmü verdiği rivayet edildi.

Müflisin yanında bulunan malı, alacaklılar arasında sadece borçlarının geri ödenmesinin süresi dolmuş istekli mevcut alacaklılar göz önünde bulundurularak paylaştırılır. Alacağına talip olmayıp da orada bulunan onlara dahil edilmez, vekil tayin etmemiş ve orada bulunmayan alacaklı dahil edilmez. Borcunun ödeme süresi henüz gelmemiş, orada hazır bulunan ya da bulunmayan, alacağına talip olsa da olmasa da dahil edilmez. Çünkü borcunun ödeme süresi gelmemiştir, dolayısıyla o malda henüz hakkı yoktur. Talip olmayan, istemeyen kimseye de istemediği sürece, elde etmeye zorlanmaz.

Müflis, yaşıyorsa hüküm böyledir. Müflis ölmüşse; hüküm, hazır olan-olmayan, isteyen-istemeyen, belirli bir süreye kadar ya da süresiz borcu olan herkes için verilir. Çünkü alacaklı olan için de borçlu olan için de ölümle birlikte bütün süreler sona erer.

Ölen müflis üzerinde Allah’ın hakları ile kulların hakları birleştiğinde, Allah’ın hakları insanların hakları önüne alınır. Dolayısıyla malından ödemeye zekat gibi, kefaret gibi ihmal ettiği hususlardan başlanır. Karmaşık değilse, o mal, bir şeyi diğer bir şeyin önüne geçirmeksizin bu hakların her birisine paylaştırılır. İnsanlara olan borçlar da aynı şekildedir. Ölen müflisin malı o borçların hepsine yetmezse, alacaklıların her birisi, bulunan malın miktarınca/aranınca alır.

Allah’ın haklarının kulların hakları önüne geçirilmesinin delili, Rasulullah (u)’in şu sözleridir:

فَدَيْنُ اللَّهِ أَحَقُّ أَنْ يُقْضَىِ “...Allah’a olan borçlar, ödenmeye daha layıktır.”[5]

 فَاقْضِ اللَّهَ فَهُوَ أَحَقُّ بِالْقَضَاء “Allah’a borcunu öde. Zira o borcun ödenmesine daha layıktır.”[6]

Müflisin malı satılırken, nafakası ve temini kendisine zorunlu olan nafaka/geçim ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Dolayısıyla oturmak zorunda olduğu evi satılmaz. Fakat onun iki evi varsa, oturmak zorunda olmadığı bir evi satılır. Müflis kendisinin ve bakmakla zorunlu olduğu kimselerin geçimini sağlayacak kazanca sahipse, ya da kendisi ücretle çalışarak onu bilfiil kazanmaya gücü yetiyorsa, oturmak zorunda olduğu evi hariç, malının tamamı satılır. Bir şey kazanmaya gücü yetmiyorsa, malından kendisine ve bakmakla zorunlu olduğu kimselere yetecek kadar bırakılır. O, malı alacakları arasında paylaştırasıya kadar kendi malından kendisine ve bakmakla zorunlu olduğu kişilere ma’ruf bir şekilde harcar.



[1] Müslim, K. Birr ve’s Salah ve’l Âdâb, 4678

[2] Hâkim

[3] Bakara: 280

[4] Müslim, Ebu Davud, K. Buyu’, 3009

[5] Buhari, K. Savm, 1817

[6] Buhari, K. İmân ve’n Nuzûr, 6205