6- HAVALE


“Havale” kelimesi, borcu bir zimmetten başka bir zimmete tahvilinden/ dönüştürülmesinden/ nakledilmesinden alınmıştır. Havale, borçlu olan kimsenin, hakkını kendisinden isteyen kimseyi alacağı olduğu başka birisine göndermesidir. Havale, Kitap ve Sünnet ile sabittir.

Buhari, Ebu Hureyre yoluyla Rasulullah (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:

مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ “Zenginin borcunu ödemeyi savsaklaması zulümdür. Sizden birisi bir verecekli yeri doldurana tâbi kılınınca tâbi olsun.”[1]

 وَمَنْ أُحِيلَ عَلَى مَلِيءٍ فَلْيَحْتَلْ “Hakkı, bir verecekli yerini doldurana havale edilen kimse onu kabul etsin.”[2]

Havale, borçta, malda yani peşin ve vadelide caizdir. Çünkü o, birisine ait bir hakkın başka birisine transferidir. Bu hüküm geneldir, her hakkı kapsar. Çünkü hadisin şu, فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ “Sizden birisi, bir verecekli yeri doldurana tâbi kılınınca” lafzı, geneldir. Bir kişinin ve yeri dolduranın peşin vereceği olmasını ve vadeli vereceği olmasını kapsamaktadır. Dolayısıyla genelliği üzerinde kalır.

Verecekli yeri dolduran, ödemeye gücü yetendir. Nebi (u)’den rivayet edilen hadiste şu geçmektedir: “Allahu Teâlâ diyor ki; Kim borç verirse, verecekli olan yoksun değildir.”

Ancak, Rasul (u) kendisine havale edinildiğinde verecekli yerini doldurana tâbi olmayı emretti. Verecekli yerini dolduranın borcu inkar eden ve savsaklayan olmaması gerekir. Bu, havale edilenin verecekli yerini doldurana tâbi olmaya zorunlu kılınmasından anlaşılmaktadır. Dolayısıyla verecekli yerini dolduran, borcu inkar etmeksizin ve savsaklamaksızın ödemeye gücü yeten olur.

Havalenin vakıası ve hadisin mantuku, havalede, havaleyi yapanın, havaleyi alacaklı olanın ve havaleyi kabul edenin/kendisine havale yapılanın olmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Zira hadiste geçen, “tâbi olunan” kimse havaleyi yapandır. “Sizden birisi” kelimesi, borcu hakkında tâbi olmakla emrolunan alacaklı şahıstır. “Verecekli yerini dolduran” da alacaklı şahsın kendisine tâbi olmakla emrolunduğu havaleyi kabul eden/kendisine havale yapılan kimsedir.

Havalenin sıhati hakkında şu dört husus şart koşulur:

1- İki hakkın/borcun, sürenin bitmesi ya da vadesi bakımından ve cinsi bakımından benzerlik/denk olmasıdır.

Çünkü havale, hak/borç için transferdir, nakletmektir. Dolayısıyla hak/borç sıfatı üzerine nakledilir. Onun için altın borcu olanın altına, gümüş borcu olanın gümüşe havale etmesi sahih olur. Altın borcu olanın gümüşe, gümüş borcu olanın altına havale etmesi sahih olmaz. Bir ay vadeli borcu olanın bir ay vadeli borca havale etmesi sahih olur. Vadesi gelmiş borcu olanın vadesi gelmiş borca havale etmesi sahih olur. Zira peşin olanın peşine, vadeli olanın vadeliye havale edilmesi sahih olur. Fakat iki borçtan birisi vadesi dolmuş diğeri vadeli ise ya da birisi bir ay vadeli diğeri iki ay vadeli ise, havale sahih olmaz.

2- Havalenin kesinleşmiş bir borç üzerine olmasıdır.

Zifafa girmeden önce kadın mihrini kocasına havale ederse, sahih olmaz. Çünkü o mihir henüz kesinleşmiş değildir. Memur, işini bitirmeden önce ya da kiralama süresi bitmeden önce ücretini havale ederse, sahih olmaz. Çünkü o kesinleşmiş bir borç değildir.

Borcu olmayan bir kimse, birisini kendisinden alacağı olduğu birisine havale ederse, bu “havale” değildir, fakat vekalettir. Onun hakkında vekalet hükümleri sabit olur, havale hükümleri değil.

Borcu olmayan kimsenin, borcu olmayan bir kimseye havale ederse, bu da “havale” değildir. Zira havaleyi kabul eden/kendisine havale edilen kimse ödemekle zorunlu değildir, alacaklı olanın da bunu kabul etmesi zorunlu değildir. Çünkü havale takas etmedir/ karşılıklıdır. Burada takas etme yoktur. Zira alacaklı, kendisine havale edilenden borcu teslim alırsa, havale edene döndürülür.

3- Havalenin bilinen bir mal ile olmasıdır.

Meçhul/ bilinmeyen malın havalesi sahih olmaz.

4- Havalenin, havale edenin rızası ile olması, havale etmeye zorlanmaması.

Çünkü borcu onun üzerinedir. O, borcunu bir yönde/şekilde ödemeye zorlanmaz. Zira o, borcunu kendisine havale edilen kimsedeki borç yönünden ödemeye zorlanmaz. Bilakis onun borcunu istediği herhangi bir şekilde ödeme hakkı vardır.

Alacaklı olanın ve kendisine havale yapılanın rızası şart koşulmaz. Bilakis o ikisinin rızasına kesinlikle itibar edilmez. Zira alacaklı olan, havaleyi kabul etmeye mecburdur, kendisine havale yapılan da havaleyi kabul etmeye mecburdur. Alacaklı olanın mecbur edilmesi, Nebi (u)’in şu sözünden dolayıdır:

 فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ “Sizden birisi, bir verecekli yeri doldurana tâbi kılınınca, tâbi olsun.”[3]

Çünkü havale edenin borcunu bizzat kendisi ve vekili ile ödemesi hakkı vardır. Kendisine havale yapılanı, ödemekte kendi yerine koymuştur. Dolayısıyla alacaklının kabul etmesi gerekir. Kendisine havale yapılanın rızasının olmamasına gelince; havale yapan borç verendir, alacaklıyı hakkını teslim almakta kendi yerine koymuştur. Dolayısıyla vekalette olduğu gibi, borçlu olanın rızasına ihtiyaç yoktur.

Buna binaen, çekler gibi peşin meblağları ya da vadesinde ödenen vadeli meblağları içeren senetlerdeki havale, sadece havale edenin rızası ile caizdir. Bunlarda alacaklı olanın ve kendisine havale edilenin rızası şart koşulmaz. Alacaklının rızası olsa da olmasa da, kendisine havale yapılanın rızası olsa da olmasa da, borç havalesi denilen kambiyolar gibi vadesinde ödenmeyen vadeli meblağları içeren senetlerin havalesi de caizdir.

Havale akid/sözleşme değildir ki, onda rıza aransın. Havalede icab/kabul yoktur. O sadece, garanti/güvence, kefalet, vasiyet v.b. gibi, akid/sözleşme sayılmayan tasarruflardan bir şahsın kendisinin yaptığı bir tasarruftur.



[1] Buhari, K. Havvâleh, 2125

[2] Ahmed b. Hanbel, B. Müs., 9594

[3] Buhari, K. Havvâleh, 2125