MADDE-33: “Halifeyi nasb etmenin yolu/ metodu: 1- Ümmet meclisindeki müslüman üyeler, Hilâfet makamı için adayların sayısını belirlerler. Onların isimleri açıklandıktan sonra, müslümanlardan bunlardan birisini seçmeleri istenir. 2-Seçim neticesi açıklanır. Müslümanlar, seçmenlerin oylarının çoğunu kimin aldığını öğrenmiş olur. 3-Müslümanlar, hemen en çok oy alan kimseye müslümanların halifesi olarak Allah’ın Kitabı ve Rasulullah (u)’in Sünneti’yle amel etmesi
MADDE-33: “Halifeyi nasb etmenin yolu/ metodu:
1- Ümmet meclisindeki müslüman üyeler, Hilâfet makamı için adayların sayısını belirlerler. Onların isimleri açıklandıktan sonra, müslümanlardan bunlardan birisini seçmeleri istenir.
2-Seçim neticesi açıklanır. Müslümanlar, seçmenlerin oylarının çoğunu kimin aldığını öğrenmiş olur.
3-Müslümanlar, hemen en çok oy alan kimseye müslümanların halifesi olarak Allah’ın Kitabı ve Rasulullah (u)’in Sünneti’yle amel etmesi üzerine biat etmeye başvururlar.
4-Biat tamamlandıktan sonra, müslümanların halifesi olan kişi, halka ilân edilir. Ta ki onun ismi ve onu kendisine Hilâfet sözleşmesinin yapılmasını ehil kılan sıfatlara sahip oluşu zikredilerek halifenin nasb edildiği haberi ümmetin tamamına ulaşsın.”
Bu maddenin delili; Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın (r.anhum) biatlarında özellikle Osman’ın biatında sahabelerden hasıl olan icmaadır.
Birinci şıkkın delili:
Müslümanların Ömer (t)’dan, kendisinden sonra yerine halife olacak birisini tavsiye etmesini istemeleri ve Ömer’in (t) de onlara altı kişiyi tavsiye etmesidir. Nitekim Buhari, Abdullah b. Ömer’den (r.anhuma) şöyle dediğini rivayet etti:
“Ömer’e, “Yerine halife olması için birisini tavsiye edecek misin?” denildi. Ömer ise; “Eğer benden sonra halifelik olması için birisini tavsiye etsem, benden daha hayırlı olan Ebu Bekir, yerine birisini tavsiye ettiğinden dolayı yaparım. Eğer öyle bir tavsiyede bulunmazsam, benden daha hayırlı olan Rasulullah (u) yerine birisini tavsiye etmediği için yapardım.” Orada bulunanlar ona dua ettiler. Sonra Ömer dedi ki: “Ben hem istiyorum hem korkuyorum. İsterdim ki ondan (Hilâfet sorumluluğundan) ne lehime ne de aleyhime olmaksızın iyi bir şekilde kurtulayım. Hilâfet mesuliyetini (yerime birisini tavsiye ederek) artık yaşarken de ölüyken de yüklenmem.”
Rivayet edilir ki; Said b. Zeyd b. Amru, Ömer’e şöyle dedi: “Sen müslümanlardan birisini işaret etseydin (birisini tavsiye etseydin). Halk seni güvenilir sayar.” Bunun üzerine Ömer, dedi ki: “Ben arkadaşlarımda kötü bir hırs görüyorum.” Daha sonra devamla dedi ki: “Şu iki kişiden birisi bana ulaşsaydı, güvendiğimden dolayı bu işi ona verirdim: Ebu Huzeyfe’nin azad olmuş kölesi Sâlim ve Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh.” Daha sonra Ömer (t), görüş teatisinden sonra çok geçmeden kendisinden sonra Hilâfet makamına gelecek kişiyi belirlemeleri için şu altı kişilik şura heyetini oluşturdu. Onlar: Osman b. Affân, Ali b. Ebu Talib, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Said b. Ebu Vakkâs. Bunları belirledikten sonra Ömer (t) dedi ki: “Bu iş için Rasulullah (u)’in kendilerinden razı olarak vefat ettiği bu kişilerden daha müstahak birisini bulamıyorum. Bunlardan hangisi seçilirse, o benden sonra halifedir.” Bu kişilerin isimlerini zikrettikten sonra sözlerine şunu ekledi: “Eğer Said seçilirse o halife olur. Aksi halde onlardan hangisi halife seçilirse Said’den yardım istesin. Zira ben onu aczinden ve hıyanetinden dolayı azletmedim.”
İşte bu nasslarda görüldüğü gibi, müslümanlar Ömer’den yerine halife olacak birisini tavsiye etmesini istemişlerdi. Onların talebi üzerine Hilâfet altı kişilik bir guruba hasredilmiştir ve onlar insanlara ilân edilmiştir. Müslümanlardan onlardan birisini seçmeleri istenmiştir.
Buna binaen, Ümmet Meclisi görüş beyan etmede müslümanların vekili olduğu için, halife adaylarını belirli isimlerle ve sınırlı bir sayı ile belirler ve insanlara ilân eder.
İkinci ve üçüncü şıkkın deli:
Buhari’nin, Ömer’in Hilâfet’i kendilerine hasrettiği altı kişiden birisinin seçilmesi ve ona müslümanların biatı hakkındaki rivayetinde geçen husustur. Buhari’nin rivayetinde, Misver b. Mahreme şunu haber vermiştir:
“Ömer’in belirlediği kişiler toplanıp istişare ettiler. Bu istişare esnasında, Abdurrahman b. Avf onlara şöyle dedi: “Ben bu iş üzerinde sizinle yarışacak kişi değilim. Fakat siz isterseniz sizin için sizden birisini seçerim.” Onlar bu işi Abdurrahman’a verdiler. Onlar, içlerinden birisini seçme işini Abdurrahman’a verince, insanlar Abdurrahman’a yöneldiler. Öyle ki, o altı kişiye tabi olup da onun arkasından yürümeyen hiç bir kimse görmedim. İnsanlar hep Abdurrahman’a yöneliyorlar, o gece onunla istişare ediyorlardı. Ta ki Osman’a biat ettiğimiz gecenin sabahına kadar bu iş böyle devam etti. (Misver devamla dedi ki): “O gece, gece yarısı Abdurrahman bana geldi, ben uyanasıya kadar kapıyı çaldı ve dedi ki: “Bakıyorum uyuyorsun. Halbuki ben Allah’a yemin ederim ki, bu gece daha gözümü kapamadım. Git, hemen Zübeyr ve Saad’ı çağır.” Onları çağırdım. Abdurrahman, onlarla istişare ettikten sonra beni çağırdı ve “Bana Ali’yi çağır” dedi. Ali’yi çağırdım. Abdurrahman, şafak sökmesine yakın oluncaya kadar onunla gizli görüştü. Sonra Ali (t) onun yanından halife olmak arzusu ile ayrıldı. Abdurrahman da Ali’den bir şey gelir diye korkuyordu. Sonra bana, “Osman’ı çağır” dedi. Onu çağırdım. Müezzin, sabah ezanını okuyuncaya kadar da onunla gizli olarak görüştü. Halk sabah namazını kıldıktan sonra o altı kişilik grub camide minberin yanında toplandılar. Abdurrahman, Muhacir ve Ensar’dan Medine’de olanlara ve ordu komutanlarına haber gönderdi. (Onlar Ömer’in o görüşünü muvafık bulmuşlardı.) Herkes toplandığında Abdurrahman Kelime-i Şehadet’i söyledi ve daha sonra şöyle dedi: “Ey Ali, ben halkın durumuna baktım. Onların Osman’dan yüz çevirdiklerini görmedim. Nefsin için bir yol kılma (bu hususta kötü düşünme).” dedi. Ve Osman’ın elini tutarak; “Allah’ın, Rasulü’nün ve ondan sonraki iki halifenin Sünneti üzerine sana biat ediyorum.” dedi. Ve Abdurrahman b. Avf, Osman’a biat etti. Muhacirler, Ensar, ordu komutanları ve orada bulunan müslümanlar da Osman’a (t) biat ettiler.”[1]
İşte bu olay, gayet açıktır ki; Abdurrahman b. Avf, halkın reyini/görüşünü almıştır. Onun, halkın görüşünü öğrenmesi, seçim ameliyesi yapması manasına gelir. Sonra halkı, toplayıp halkın kimi istediğini ilân etti. Nitekim dedi ki: “Halkın durumuna baktım, onların Osman’dan yüz çevirdiklerini görmedim.”
İşte bu, 2. şıkkın delilidir. Daha sonra Osman’ın ismi ilân edildikten sonra halk ona biat etmeye koştu. Bu da 3. şıkkın delilidir.
Dördüncü şıkka gelince:
Biat farz-ı kifayedir, farz-ı ayın değil. Fakat Rasul (u)’in şu sözünden dolayı her müslümanın boynunda biatın bulunması farz-ı ayındır. Rasulullah (u) dedi ki:
وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Boynunda bir biat olmadan ölen kimse, cahiliyye ölümü ile ölmüş olur.”[2]
Müslümanın boynunda
biatın bulunması için mutlaka imamını tanıması gerekir. Bundan hareketle bütün
müslümanların, Hilâfet’in müstahak olduğu kişiye verildiğini bilmesi lazımdır.
Böylece müslümanlar için kimin halife olduğu halka ilân edilir ta ki halifenin
nasbı haberi bütün ümmete ulaşsın ve müslümanlar kimin halife olduğunu
bilsinler. Ancak onların bu bilgisi kısa da olsa yeterlidir. Böylelikle onlar,
başkalarından onu ayırt eden isminin zikredilmesiyle filân kişinin halife
olduğunu bilirler. Bilirler ki o kişi, kendisini Hilâfet’e ehil kılan sıfatlara
haizdir. Bu iki hususu; halifenin ismi ve halifede bulunması gereken sıfatları
bilmekle halife hakkında müslümanlar için lazım olan kısa bilgi gerçekleşmiş
olur.
[1] Buhari
[2] Müslim, K. İmarah, 3441