Yönetime ortak olmanın kısmi faydalar sağladığı noktasında şüphe yoktur; nitekim tartışmacılar, bizden İslami eğitim müfradatını koyan bir Milli Eğitim Bakanı’nın olmasını tartışıyorlar; peki bu, uzaktan seyretmek ve eğitm müfradatının konulmasını komünistlere ve ateistlere terk etmek yerine bir kazanç değil midir? Ben de Allah için diyorum ki; Müslüman bir grubun yönetime ortak olması yoluyla elde edilen kısmi kazanımlara rağmen gerçekleşen günah ve zarar daha büyüktür. Birinci zararın, Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla yönetmenin haram ve batıl olduğunu söyleyip açıklamamız, ardından da sabahında geri dönüp yönetime ortak olmamızdır; peki şu veya bu nasıl koordine ediliyor? Peki meseleyi, eylemlerimizle sulandırırken argümanımız nedir?

Haram ve batıl olduğunu söyleyip yarın sabahında da ona ortak olarak bugün eylemlerimizle durumu sulandırırsak, o zaman kendisine çağrıda bulunduğumuz bir meselede kitlelerin dürüst olmalarını nasıl umabiliriz? Ne kadar kısmi kazanım elde edilirse edilsin zararlı olduğu kesindir ki bu da, Allah’ın indiklerinden başkasıyla olan yönetim meselesini sulandırmaktır. Peki bizim söyleyip ısrar ettiğimiz gibi şayet batıl ve haramsa, o zaman ona nasıl ortak olabiliriz ki? Bu ise üst seviyede olan bir şeydir; daha düşük seviyede olan ama ondan uzak olmayan ise, tüm yeryüzünde iktidardaki rejime bağlılık yemini etmeden bakanları atayan hiçbir yönetimin olmamasıdır. Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla hükmeden rejime bağlılık yeminini ilan etmeleri talep edildiğinde Müslüman Kardeşlerin tutumu ne oldu? Yemin etti mi yoksa etmedi mi? İlk etapta çıkmayı tercih ederek yemin etmedi; zira emanetine ihanet etmeye yemin edecekti.

Ben gerçek bir deneyimden bahsediyorum; bu yüzden bu deneyimin gerçekleştiği ülke ve isimlerden bahsetmeye gerek yoktur.

Müslüman Kardeşlerden bir Maliye Bakanı geldi ve eğitim müfradatını belirledi, bunun ardından cahiliye toplumlarında sürekli olduğu gibi bakanlık değişti ve bir sonraki bakan gelerek birtakım eklemelerle birlikte birinci bakanın tüm izlerini sildi. Zira dört dini sınıf vardı; bunlardan ikisini bıraktı ve diğer ikisinin yerine de müzik ve dans koydu! Peki Müslüman bakan, kendisinden sonra silinen basit döneminde ne yaptı? Meseleyi sulandırdı ve insanların kafasını karıştırdı. Ey insanlar! Onlar haklarında şöyle dediğiniz kimselerdir: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.” [Maide 44] O halde nasıl olur da ellerinizi onların ellerinin üzerine koyabilirsiniz?.. Ve benim Allah’ın bir ayetini yorumlamam ve yorumun sorumluluğunu taşımam: إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın.” [Nisa 140]

Yani Allah’ın ayetlerini inkâr etmek ve onlarla alay etmek, gece gündüz onlarla hümedilmeyi reddetmekten daha büyüktür; sonra nihayetinde onlarla aynı sofrada oturuyoruz, görüş alınıyor, sesim onların sesi gibi çıkıyor, sonunda bazı güzel kardeşler yavaş yavaş demokrasiye sızmak yoluyla parlamentoda çoğunluğa sahip olacağımız günün gelmesini tasavvur ediyorlar. Bu gerçekten ciddi bir siyasi saflıktır; zira parlamento çoğunluğuna ulaşmak ve ertesi gün İslami yönetimi ilan etmek için düşmanların bizim tek tek sızmamıza izin verdiğini tasavvur ediyoruz. Peki onların, İslami çoğunluğa sahip olan Temsiciler Meclisini tutuklamaları zor mudur?

Birgün tiranlardan biri avurtlarını şişirerek şöyle dedi: Bir gecede (22) bin kişiyi tutukladım. Peki kaç milletvekili var? (300), onları bir saatte, hatta on beş dakikada tutuklar, dahası onlar meclisteyken tutuklar. Yolun bu olduğunu düşünmek saflıktır; biz bu şekilde İslami yönetimin süresini yakınlaştırmak yerine uzatıyoruz. Peki nasıl? En kısa yol değil mi? Hayır, aksine en uzun yoldur.

Peki Müslümanlar, yeryüzünde hakim olacakları iktidara ne zaman ulaşabilirler? Kitleler, (لا إله إلا الله)’ın anlamının Allah’ın şeriatı ile hükmetmek olduğunu iyi bir şekilde anladıklarında: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.” [Maide 44] Müslümanlar bu gerçeğin iyice farkında olup harekete geçtiklerinde, işte o zaman Müslümanlar iktidara ulaşacaklar ve yeryüzünde hakim olacaklardır. Peki bizler, Allah’ın şeriatıyla hükmetmeyen yöneticilerle barışıp onlarla aynı sofraya oturduğumuzda bu, kitlelerin bilincinin olgunlaşmasına mı yoksa kitlelerin bilincinin gecikmesine mi yol açar? Bilakis kitlelerin bilincini geciktirir; sonra onlara meseleyi söylüyoruz ve bu hususta (onların kafasını karıştırıyoruz); zira onlara bir söz söylüyoruz, pratik davranışta başka bir şey yapıyoruz. O zaman kitleleri zayi eden bizler olduğumuz gibi Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeye ulaşma bilincini geciktiren de bizleriz.

Bazı insanlar iktidarda olmazsak hiçbir şey yapmayacağımızı düşünüyor.

Hayır kardeşim, biz sürekli çalışmalıyız, kitlelere (لا إله إلا الله)’ın hakikatiyle cevap vererek nefsimizle çalışmalıyız.

Verimli olan çalışma ve onun yolu işte budur; sizi tedirgin etmek istemiyorum ama onun yolunun gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde olduğunu, ancak onun yolunun da iktidar kürsüsünde değil sokakta olduğunu söylüyorum.