MADDE-101: “Halifenin, kendilerine başvurması için reyde müslümanları temsil eden şahıslara Ümmet Meclisi denir. Yöneticilerin zulmünden ya da İslâm hükümlerinin kötü tatbik edilmesinden şikayet için gayri müslimlerin de Ümmet Meclisinde bulunmaları caizdir.” Bu madde; Rasul (u)’in, Ensar ve Muhacirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını idarî işler hususunda kendisiyle istişare yapmak için sürekli kendilerine başvurmak maksadıyla tahsis etmesinden
MADDE-101: “Halifenin, kendilerine başvurması için reyde müslümanları temsil eden şahıslara Ümmet Meclisi denir. Yöneticilerin zulmünden ya da İslâm hükümlerinin kötü tatbik edilmesinden şikayet için gayri müslimlerin de Ümmet Meclisinde bulunmaları caizdir.”
Bu madde; Rasul (u)’in, Ensar ve Muhacirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını idarî işler hususunda kendisiyle istişare yapmak için sürekli kendilerine başvurmak maksadıyla tahsis etmesinden alınmıştır. Zira Rasul (u)’in bu fiili; Kur’an nassı ve Rasul’ün fiili ile sabit olan; şura ve yöneticileri muhasebede ümmeti temsil eden özel bir meclis edinmenin mübah oluşuna delâlet eder. Bu meclise şura ve muhasebede ümmeti temsil ettiği için “Ümmet Meclisi” denildi.
Bu mecliste, yöneticilerin kendilerine yaptıkları zulümden ve İslâm hükümlerinin kendilerine kötü tatbik edilmesinden şikayette bulunmak için tebaadan olan gayri müslimlerden üyelerin bulunması da caizdir.
Şura, tüm müslümanların halife üzerindeki bir hakkıdır. Onların, halifenin/idarî işlerde kendileriyle istişare etmesi için kendilerine başvurması hakları vardır. Zira Allahu Teâlâ şöyle dedi:
وَشَاوِرْهُمْ فِي الأمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ “(İdarî) iş hususunda onlara danış. Artık kararını verdiğinde de Allah’a dayanıp güven.”[1]
Rasul (u), kendileriyle istişare etmek için insanlara başvuruyordu. Nitekim, savaş yeri hususunda Bedir Günü onlarla istişare etmişti. Savaşın Medine’nin içinde mi dışında mı olacağı hususunda Uhud Günü onlarla istişare etmişti. Birinci durumda, Habbab b. Munzir’in görüşünü kabul etmişti. Onun görüşü, uzmanlıktan kaynaklanan teknik bir görüştü. Onun için Rasulullah onu aldı. Uhud Günü, kendi görüşü farklı olmasına rağmen çoğunluğun görüşünü aldı.
Ömer (t), Irak arazisi hususunda müslümanlara başvurdu. Onu ganimet olduğu için müslümanlara dağıtsın mı yoksa haracını vermeleri ve gözetimi müslümanlara ait Beytul mala ait bir mülk olarak kalması şartı ile ehlinin elinde mi kalsın? Daha sonra Ömer (t), ictihadının gerektirdiği ile amel etmiştir. Sahabelerin çoğu onun görüşünü uygun görmüştür. Araziyi, haracını vermeleri şartı ile sahiplerinin elinde terk etmiştir. Yine Ömer (t), Sa‘ad b. Ebu Vakkas’ı sadece kendisinden şikayet edilmesinden dolayı valilikten azletmiştir. Ve şöyle demiştir: “Ben onu, ne hıyanetten ne da zaafiyetten dolayı azlettim.”
Müslümanların halife üzerinde şura hakları olduğu gibi, amelleri ve tasarruflarında yöneticileri muhasebe etmeleri de kendilerine farzdır. Allahu Teâlâ, yöneticileri muhasebe etmeleri, tebaanın haklarını çiğnediklerinde ya da vazifelerini yapmadıklarında ya da tebaanın işlerinden bir işi ihmal ettiklerinde ya da İslâm’ın hükümlerine muhalefet ettiklerinde ya da Allah’ın indirmediği ile hükmettiklerinde/yönettiklerinde onları değiştirmeyi kesin bir emir ile emrederek müslümanlara farz kılmıştır. Müslim, Ümmü Seleme’den Rasulullah (u)’in şöyle dediğini rivayet etti:
سَتَكُونُ أُمَرَاءُ فَتَعْرِفُونَ وَتُنْكِرُونَ فَمَنْ عَرَفَ بَرِئَ وَمَنْ أَنْكَرَ سَلِمَ وَلَكِنْ مَنْ رَضِيَ وَتَابَعَ “İleride bazı emirler olacaktır. Tanıyacaksınız ve inkâr edeceksiniz. Kim (onları) kerih görürse beri olur. Kim inkâr ederse selim olur (kurtulur). Fakat kim razı olur ve tabi olursa…”[2]
Nitekim sahabe (bazen) Rasulullah’a karşı gelip onu muhasebe ediyordu. Meselâ; Ömer, (t) Rasul (u)’e Hudeybiye anlaşmasında geçen şu metinden dolayı çok şiddetli şekilde karşı çıkmıştı: O metin şu idi: “Efendisinin izni olmadan Kureyş’ten kim Muhammed’e gelirse, Kureyş’e geri iade edilecek. Muhammed’le beraber olanlardan her kim Kureyş’e gelirse, onlara onu iade etmeyecekler.”
Aynı şekilde mürtedlerle savaşmaya karar verdiğinde; Ebu Bekir (t)’a, başta Ömer olmak üzere müslümanlar ilk önce karşı gelmişlerdi. Yine Talha ve Zübeyr, kendisinden sonra Ömer’i tavsiye ettiğini öğrendiklerinde Ebu Bekir (t)’a karşı gelmişlerdi. Bilâl b. Rabbâh, Zübeyr ve diğerleri; Irak arazisini savaşçılara teslim etmesi üzerine Ömer’e karşı gelmişlerdi. Yine Ömer’in, insanları mehir’i 400 dirhemden fazla artırmaktan nehy etmesi üzerine bir kadın ona karşı çıkmıştı. Ve şöyle demiştir: “Bunda senin hakkın yok ya Ömer. Allahu Teâlâ’nın şu sözünü işitmedin mi?:”
وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنطَارًا فَلا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا “…Onlardan birisine kantar kantar mehir vermiş olsanız dahi hiç bir şeyi geri almayın.”[3]
Bunun üzerine Ömer (t) şöyle dedi: “Kadın doğru söyledi, Ömer hata etti.”
İşte bütün
bunlardan dolayı şura, Ümmet Meclisinin hakkıdır, muhasebe ise üzerine farzdır.[4]
[1] Ali İmran: 159
[2] Müslim, K. İmarat, 3445
[3] Nisa: 20
[4] NOT: Bu izahat, İslâm’da Yönetim Nizamı kitabından alınmıştır. s.209-211