MADDE-104: “Şura, mutlak olarak rey/görüş almaktır. Meşveret ise bağlayıcı görüş almaktır. Teşrî (yasama, yani şer’î hükümleri çıkartma ve benimseme işi), tarif (şer’î ve şer’î olmayan tarifler), gerçekleri ortaya çıkartmak gibi fikrî hususlar, teknik ve ilmî hususlar meşveretten değildir. Fakat bunlardan başka görüşler, meşveret konusuna dahil olurlar.” Bu madde, Şura ayetinden ve hadisten alınmıştır. Zira Allahu
MADDE-104: “Şura, mutlak olarak rey/görüş almaktır. Meşveret ise bağlayıcı görüş almaktır. Teşrî (yasama, yani şer’î hükümleri çıkartma ve benimseme işi), tarif (şer’î ve şer’î olmayan tarifler), gerçekleri ortaya çıkartmak gibi fikrî hususlar, teknik ve ilmî hususlar meşveretten değildir. Fakat bunlardan başka görüşler, meşveret konusuna dahil olurlar.”
Bu madde, Şura ayetinden ve hadisten alınmıştır. Zira Allahu Teâlâ şöyle demektedir:
وَشَاوِرْهُمْ فِي الأمْرِ “(İdarî) iş hususunda onlara danış.”[1]
وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ “Onların işleri aralarında Şura (danışma) iledir.”[2]
Böylece ifade, bağlayıcı ya da bağlayıcı olmayan her görüşü kapsayacak şekilde genel olarak gelmiştir. Hadise gelince; o, “meşveret” ifadesini kullanmıştır, Şura ifadesini kullanmamıştır. Hadis, “meşveret” ifadesini her görüşe nispet ederek değil de sadece bağlayıcı görüşe nisbet ederek kullanmıştır. Zira Rasul (u), hadisinde Ebu Bekir ve Ömer’e şöyle demiştir:
لَوِ اجْتَمَعْتُمَا فِي مَشُورَةٍ مَا خَالَفْتُكُمَا “Siz ikiniz bir meşverette ittifak ederseniz size muhalif olmam.”[3]
Bu delâlet ediyor ki, bazı Şura halleri bağlayıcıdır ve bağlayıcı olan bu haller “meşveret” lafzı ile ifade edilmiştir.
Böylece ayette ifadenin sigası (الشورى) “Şura” kelimesinin bağlayıcı olsun bağlayıcı olmasın her görüşü kapsayan genel bir ifade olduğunu göstermektedir. Hadisteki ifadenin sigası ise (مشورة) “meşveret” kelimesi, başkası değil bağlayıcı görüş hakkında kullanıldığını göstermektedir. Böylece o iki ayet, görüş alışverişi olan Şuranın talep edilmesine delâlet etmektedir. Hadis ise, görüş alışverişi sahasına giren işlerden birisine delâlet etmektedir ki o iş hususunda çoğunluk ittifak edince bu çoğunluğun görüşü ile amel olunur. İşte bu, hadisin delâlet ettiği, Rasul (u)’in “meşveret” lafzı ile ifade ettiği şeydir.
Şuranın vakıası, onun teşrîde/yasamada olmamasıdır. Çünkü, Şeriat Allah tarafındandır, insanlar tarafından değildir. Bu hususta insanların görüşü alınmaz. Zira Allah’ın koymuş olduğu hususta Şura olmaz. Şura ancak mübahlarda olur. Çünkü mübah olmayan hususta serbestiyet yoktur. Bilâkis onu varid olduğu gibi almak zorunludur. Vacib, mendub, mekruh, haram bunları nasıl geçiyorsa öyle almak gerekir. Böylece haklarında Şuranın hasıl olduğu ameller ancak mübah amellerdir.
Allahu Teâlâ, Şurayı (الأمر) “el-emr” (iş) hususunda kıldı. (الأمر) “el-emr” kelimesi bir cins isimdir. Bu, kendisine (الأمر) “el-emr” denilen her hususta Şuranın olduğuna dair bir delildir. Ki bu; amelleri, muamelâtı ve diğer tasarrufları kapsar.
Şura ancak, vakıanın vasfedilmesi dışında, uzmanlık ve ince anlayış gereken hususların dışında, amellerde değil de konuda incelenilen fikir dışında olur.
Şerî tarifler ve şer’î olmayan tarifler gibi
vakıanın vasfedilmesine gelince; bu hususta vakıaya uygun
düşene baş vurulur, böylece bir görüş almaya gerek yoktur. Teknik hususlara
gelince; bu hususta görüş vermek, bilgili olmayı ve uzmanlığı gerektirir. Bu
bilgi ve uzmanlığa sahip olmayan kişiden görüş almak abes olur. Çünkü o kişi bu
hususta görüş vermekten acizdir. Konuda incelenilen fikre gelince; bundan kasd
olunan, amelin değil konunun mahiyetine vakıf olmaktır. Onun için bu hususa
görüşlerin çoğunluğuyla değil doğru olanla ulaşılır. Bu hususta doğru olanı
tespit için araştırılır. Böylece bu üç husus Şuraya dahil olmaz, mübahtan olsa
da. Bunların dışında kalan hususlar, haklarında Şuranın hasıl olduğu
hususlardan olurlar.
[1] Ali İmran: 159
[2] Şura: 38
[3] Ahmed b. Hanbel, Müs. Şamiyyin, 17309