MADDE-161: “İslâm beldelerinde yabancı sermayenin istismar ve istiğlâlı engellendiği gibi, herhangi bir yabancıya birtakım imtiyazların verilmesi de engellenir.” İlgili maddede İSTİSMAR ve İSTİĞLÂL kelimeleri yine batı kaynaklı ıstılahlardır. “İstismar” kelimesinin manası: Sermayenin kendi kendine kazanç üretmesidir. Bunu da faizle elde ediyor. “İstiğlâl” kelimesinin manası ise; sermayeyi sanat, ziraat veya ticaret sahalarında işletmektir. Bu ifadenin mefhumundan
MADDE-161: “İslâm beldelerinde yabancı sermayenin istismar ve istiğlâlı engellendiği gibi, herhangi bir yabancıya birtakım imtiyazların verilmesi de engellenir.”
İlgili maddede İSTİSMAR ve İSTİĞLÂL kelimeleri yine batı kaynaklı ıstılahlardır. “İstismar” kelimesinin manası: Sermayenin kendi kendine kazanç üretmesidir. Bunu da faizle elde ediyor. “İstiğlâl” kelimesinin manası ise; sermayeyi sanat, ziraat veya ticaret sahalarında işletmektir.
Bu ifadenin mefhumundan hareket ederek denilebilir ki; istismarın her çeşidi yasaktır. Çünkü o, bir faizdir, faiz ise haramdır. İlgili maddenin istismar meselesini sadece yabancılara tahsis etmesinin sebebi harbinin de zımmi ve Müslümanlar gibi faiz ile iştigal edemeyeceklerini ve faizin onlara da haram olduğuna işaret etmek içindir. Çünkü Cenabı Allah’ın: وَحَرَّمَ الرِّبَا “Ve ribayı -faizi- haram kıldı” sözü geneldir.
Bu noktada, “Bizimle harb halinde bulunan kimselerin malı bize mübah olduğu için onlara yani harbilerle faiz muamelesi ile meşgul olmak caizdir” diyenler olacaktır. Bu söz ve iddia yanlıştır. Zira bu illet doğru olmuş olsa idi onların malını çalmak da caiz olması gerekirdi. halbuki hırsızlığın haram oluşunda ihtilaf yoktur. Kaldı ki, mutlak olarak bu illet sahih de değildir. Harbinin malı ganimet olarak alındığı zaman helaldir. Fakat onu çalmak haramdır. Aynı şekilde harbiden faiz almak da haramdır. Kaldı ki ayetin genelliği bir nass olduğundan onu tahsis etmek için başka bir nassa ihtiyaç vardır. Bunu tahsis eden bir başka nass olmadığına göre ayetin anlamı genelliği üzerinde devam etmektedir. Buna göre yabancı sermayenin İslâm ülkesinde faizle işletilmesi haramdır. Tıpkı Müslüman ve zımmiler sahip oldukları malları faiz sahalarında kullanamayacakları gibi harbiler de İslâm devletinde faiz müessesi ile uğraşamazlar. “Dâr-ül harpte harbi olan kafirlerle Müslümanlar arasında riba olmaz” şeklindeki hadis, zayıf olup ribanın/faizini helal olacağına dair bir delil olmaya yererli bulunmadığı gibi ayeti de tahsis edemez.
İstiğlâle yani yabancı sermayenin İslâm beldelerinde işletilmesine gelince:
Bu, netice itibariyle bir harama götürdüğü için yasaklanmıştır. Gerek hissedilen ve sıhhatine güvenilen birçok bilgiler gösteriyor ki; İslâm beldelerinde yabancı sermayesinin işletilmesi, kafirlerin zamanla o beldeler üzerinde bilhassa ekonomik ve diğer yönlerden nüfazanu yaygın hale gelmeğe vesile olmaktadır. Kafirlerin İslâm beldeleri üzerinde nüfuzlarının artması ve yayılması haramdır. Bununla ilgili, “Haram götüren vesile haramdır” şer’î kaide delil olarak gösterilebilir. Eğer nüfuzlarının artmasına vesile olmayacak ve zamanla birtakım zararlara götürmeyecekse, o takdirde zikredilen şer’î kaidenin tatbikine mahal yoktur. Diğer borçlanmalar gibi mübah olarak telakki edilmesi lazım gelir.
Yabancılara ait imtiyazlara gelince: Bu tabir de Batı kaynaklı olup iki manaya yorumlanır:
1- İslâm ülkesinde herhangi bir yabancı devlete başka devletlere verilmeyen belli bazı haklar verilmesidir. Nitekim. güçsüz ve zayıf düştüğü on dokuzuncu asırda, İslâm devleti birtakım imtiyazlar vermiştir. Mesela; Mısır’da İngiltere ve Fransa’ya verilen imtiyazlar bu nevidendir. Verilen imtiyazlar genel olarak şu şekilde olmuştur:
İslâm Devleti tebaası olarak yaşayan yabancıların İslâm kanunları yerine, kendi devletlerinin kanunları ile yönetilmeleri.
Ayrıca orada yaşayan yabancı ve gayrimüslimler üzerinde İslâm devletinin hiçbir otoritesinin olmaması.
Bu nevi imtiyazlar iki şekilde haramdır. Birincisi; Bu imtiyazlar İslâm devletinin kendi tebaasına olan hakimiyetini ihlal ettiği gibi kafir devletlerin İslâm beldeleri üzerinde hakimiyetlerini sağlamaya yol açan bir harekettir. Bu ise, kesin olarak haramdır. İkincisi: İslâm devletinde yaşayan gayrimüslimlere, İslâm hükümlerinin tatbiki yerine, küfür hükümlerinin tatbikine imkan verdiği için, bu da kati/kesin olarak haramdır.
İşte bu sebepten dolayı yasaklanmıştır.
2- İmtiyazlar aslında, mübah olan bir işin yapılması hususunda bir kısım insana ruhsat verip, bir kısım insana vermemek gibi bir sınırlandırma yapmaktır bu da haramdır. Çünkü mübah olan her şey herkes için mübahtır. Bu mübah olan şeylerin bir kısım insanın yapmasına izin vermek bir kısım insanı da men etmek, aslında mübah olan bir şey insanlara haram yapmak demektir. Ancak, devlet bu mübahlardan herkesin en güzel şekilde istifade etmesini, mümkün hale getirmesi için birtakım üslup ve metotlar tanzim edebilir. Fakat bu tanzimin, mübahlardan bir kısım insanı yararlandırması bir kısım insanın da mahrum edici olması, mübah olan bir şeyi insanlara haram yapmak demektir. Ancak mübah olan bazı imtiyazların, yabancılara verilmesinin sebebi gayrimüslimlerin İslâm beldelerinde hakimiyetlerini kurmaya mani olmak içindir. Zira bu imtiyazlar, zamanla gayrimüslimlerin, İslâm beldeleri üzerinde hakimiyet kurmalarına vesile olur. Nitekim, petrol hususunda verilen imtiyazlar böyledir.
Herhangi bir mübah işin yapılması için İslâm devletinde herhangi bir ruhsata yani izine lüzum yoktur. Çünkü mübah olan şeylerle meşgul olmak herhangi bir ruhsata muhtaç değildir. Zaten mübah olmayan sahalarda ruhsat söz konusu değildir. Böylece İslâm Devleti’nde ruhsat ismi verilen herhangi bir şey yoktur.