MADDE – 184: “Fert, ümmet ve devletlere ait işleri görüp gözetilmesinde İslâmi fikirlerin yücelik ve üstünlüğünü izhar etmek; siyasi yol ve metotlarının en büyüğü olarak itibar edilir.” Bu madde, devletin yerine getirmesi vacib olan hususlara işaret ediyor. Bu maddenin ifade ettiği hususlar; mübah değil farzdır; Şöyle ki; Devlet, İslâm davetini, açık seçik, herkesin dikkatini çekecek
MADDE – 184: “Fert, ümmet ve devletlere ait işleri görüp gözetilmesinde İslâmi fikirlerin yücelik ve üstünlüğünü izhar etmek; siyasi yol ve metotlarının en büyüğü olarak itibar edilir.”
Bu madde, devletin yerine getirmesi vacib olan hususlara işaret ediyor. Bu maddenin ifade ettiği hususlar; mübah değil farzdır; Şöyle ki; Devlet, İslâm davetini, açık seçik, herkesin dikkatini çekecek bir şekilde yapmak mecburiyetindedir. Nitekim Allahu Teâla şöyle demiştir:
وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلا الْبَلاغُ الْمُبِينُ “Rasul’e düşen görev apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir.”[1]
Ayette geçen “mübin” kelimesi açıklayıcı bir sıfattır, onun için; tebliği kayıtlamış olur. Bütün dikkatleri çekecek şekilde, bir tebliğ ise; ancak İslâmi fikirlerin azametini izhar ve açıklamak ile mümkündür. İslâmi fikirlerin azmetini belirtme ve izharı; İslâm Devleti’nin, kendi ülkesindeki zımmi, eman isteyen ve anlaşmalı olan insanlara karşı iyi muamele ile, Şeriat hükümlerinin tam olarak tatbikatı ve İslâm ümmetinin tam bir bağlılık içerisinde yöneticileri muhasebe ve denetimiyle mümkün olabilir. Çünkü İslâm devletinde yönetici Allah’ın şeriatının uygulayıcısıdır, bir despot değildir. Ümmete yöneticileri muhasebe etmek ve denetlemek vacib olduğu gibi, zulüm etse bile yöneticiye itaat etmesi vaciptir. Yöneticiye Allah’a isyanda itaat etmesi ise haramdır. Bu hususta; ayaklanmanın her çeşidinden yararlanılması gereklidir. Evet, yöneticide açık ve seçik olarak küfür nevinde şeyler görülürse, ona karşı ümmetin ayaklanması vacib olur. Bu konuda yönetici ve yönetilen eşittir. Hukuk konusunda Kadı karşısında yönetici ile herhangi bir fert eşittir. İslâm Devleti’nden, Şeriat’a aykırı olarak hüküm veren bir yöneticiyi mezalim kadısına herhangi bir kimse şikayet edebilir.
Böylesi bir uygulama ile İslâm’a davet ve tebliği; herkesin işitebileceği ve görebileceği seviyeye çıkar. İslâmi fikirleri açık olarak tebliği; siyasi üslub değil siyasi asıllardan biridir.
Şer’î hükme göre, kendilerine davet tebliğ edilmeden, kafirlerle fiili bir savaşa girmek, hiçbir zaman caiz değildir. Firve b. Misyek’den rivayet edildiğine göre: “Ya Rasulullah! Ben kendi kavmimden rastladıklarımla savaşabilir miyim?” dedi. Peygamber (u): Evet, dedi. Ben geri dönüp gideceğim sırada Peygamber beni çağırdı ve bana şöyle dedi: “Onları İslâm’a davet etmeden önce onlarla savaşma.”
Bu hadis, kafirlerle savaşa girmeden önce, açık bir şekilde, onları İslâm’ı tebliğ etmenin vacib olduğuna delildir. Bundan dolayı, İslâmi fikirlerin azamet ve üstünlüğünü izhar etmek farzdır. Çünkü ancak bununla tebliğ hasıl olur. Bu husus; hükümlerden olup üslup ve vesilelerden değildir.
[1] Nur: 54