MADDE-103: “Hilâfet Devleti’nin tabiyetini taşıyan herkes; erkek olsun kadın olsun, müslim olsun gayri müslim olsun, akil baliğ olunca Ümmet Meclisinde üye olma hakkına sahiptir. Ancak gayri müslimlerin üyeliği, yöneticilerin zulmünden ya da İslâm’ın kötü tatbik edilmesinden şikayeti açığa vurmakla sınırlıdır.” Bu madde, Ümmet Meclisi üyeliğini Dâr-ül İslâm’da olan kişilerle sınırlandırmaktadır. Çünkü, Dâr-ül Küfür’de ikâmet eden
MADDE-103: “Hilâfet Devleti’nin tabiyetini taşıyan herkes; erkek olsun kadın olsun, müslim olsun gayri müslim olsun, akil baliğ olunca Ümmet Meclisinde üye olma hakkına sahiptir. Ancak gayri müslimlerin üyeliği, yöneticilerin zulmünden ya da İslâm’ın kötü tatbik edilmesinden şikayeti açığa vurmakla sınırlıdır.”
Bu madde, Ümmet Meclisi üyeliğini Dâr-ül İslâm’da olan kişilerle sınırlandırmaktadır. Çünkü, Dâr-ül Küfür’de ikâmet eden kişi, kâfir devleti tabiyetini taşıyan kişi olur. Böylece o kişinin şura hakkı olmaz. Çünkü Allahu Teâlâ’nın; (وشاورهم) “Onlarla istişare et (onlar danış)“ sözü, Dâr-ül İslâm’da bulunan müslümanlarla danış demektir. Bunun öyle olduğuna karine/işaret ise, Rasul (u)’in fiilidir. Zira o (u), Medine’deki müslümanlarla istişare edip Mekke’deki müslümanlarla istişare etmiyordu.
Dâr-ül İslâm’da ikâmet etmeye razı olan ve kendilerine zimmet ahdi verilen gayri müslimlere gelince; onların kendilerine yöneticilerin zulmünden ulaşan husus hakkında görüş ortaya koymaları hakkı vardır. Görüş hususunda onlara başvurmak da caizdir. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle diyor:
فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنتُمْ لا تَعْلَمُونَ “Bilmiyorsanız ehli zikre sorun.”[1]
Burada “ehli zikir” den kast olunan ehli kitaptır. Çünkü ayet, onlar hakkında inmiştir ve ayetin öncesi ehli zikirden kasd olunanların onlar olduğuna delâlet ediyor. Ehli kitap ise kâfirlerdir. Allahu Teâlâ, onlara sormayı emretmiştir. İşte bu, onların görüş ortaya koyma haklarının olduğuna ve görüşlerini almak için onlara başvurmanın caiz olduğuna dair bir delildir.
Ümmet Meclisi, görüş hususunda insanların vekilleri olduğuna göre kadının da halifeye görüşünü sunma hakkı vardır. Onun için kadının Ümmet Meclisinde üye olması caiz olur.
Kadının görüşünü sunmasının caiz oluşuna gelince; Ümmü Seleme (r.anha), Hudeybiye Gazvesinde Rasul (u)’e görüşünü sunmuştu. Görüş sunma hususunda kadının istediği kişiyi vekil kılmasının caiz oluşu ise, vekâlet delillerinin genelliğinden dolayıdır. İşte bu, kadının Ümmet Meclisine üye olması hakkının olduğuna dair bir delildir.
Bu maddenin izahı bir başka açıdan ise şöyledir:
Ümmet Meclisi, sadece görüş hususunda insanların vekilidir. Ümmet Meclisinin yönetim ve yasama yetkisi yoktur. Madem ki Ümmet Meclisi, görüş hususunda bir vekildir o halde İslâm Devleti’ndeki insanların şer’an hukukta vekil olmaya ehil kişilerden istedikleri kişiyi vekil kılma hakları vardır. Şurada müslümanların hakkı olduğu gibi gayri müslimin de İslâm hükümlerinin tatbiki hususunda ve yöneticilerin kendilerine ulaşan zulümü hususunda görüş ortaya koyma hakkı vardır. Onun için istediği kişiyi vekil kılma hakkı vardır. Vekilde ve müvekkilde müslüman olması şartı aranmaz. Bilâkis vekilin de müvekkilin de müslüman olması ve gayri müslim olması caizdir. İşte bundan dolayı, Hilâfet Devleti’nin tabiyetini taşıdıkları müddetçe, müslümanların Ümmet Meclisinde kendilerini temsil edecek kişiyi seçme hakları olduğu gibi gayri müslimlerin de müslüman olsun, gayri müslim olsun kendilerini Ümmet Meclisinde temsil edecek kimseyi seçme hakları vardır.
Ayrıca İslâm; taifesine, cinsiyetine, erkek olmasına, kadın olmasına bakmaksızın yönettiği tebasına sırf insanî bakışla bakar. Tebaası için yönetim siyaseti, onların sadece insan olmaları vasfıyla çizilir. Ta ki yönetim, insanî maslahat için olsun ki onu zulümattan kurtarıp nura kavuştursun. Bunun için tebaa, insan olması itibarı ile insanla alâkalı vecibeler ve haklar hususunda eşittirler. Şerî hükümlerin hepsi üzerine tatbik edilmesi, anlaşmazlıkları çözerken kadı, yönetirken yönetici bakımından insanlar arasında ayırım yapılmaz. Bilâkis onlara başka herhangi bir vasıf olmaksızın tebaalık vasfını taşıyor olmalarıyla eşit muamele yapılır.
Bunun için devletin tebaası olma vasfını taşıyan herkesin kendi görüşünü bizzat ifade etme hakkı ve kendi reyini ve seçmenlerinin reyini ifade etmesi için temsilcilerini seçme hakkı vardır. Bu şunun içindir: Allahu Teâlâ, tüm insanlara İslâm’la sadece insanlık vasfıyla hitap etmiştir. Şöyle demiştir:
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.”[2]
يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا “Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize Allah’ın elçisiyim.”[3]
Nitekim müslamanların alimleri özellikle usul alimleri; ister müslim ister gayri müslim olsun, ister kadın ister erkek olsun, hitabı anlayan her akıl sahibi kişinin İslâm’ın hükümleriyle muhatab olduğuna dair ittifak etmişlerdir.
Bu izahat, gayri müslimlerin Ümmet Meclisinde üye olmaları hakkında idi. Kadının Ümmet Meclisinde üye olmasına gelince; Ümmet Meclisi, yönetim için olmadığından dolayı, kadının yöneticiliği ile ilgili olan hadis-i şerifin kapsamına girmez. Şu sabit olmuştur ki; Efendimiz Ömer (t), önüne bir sorun çıktığında onun hakkında müslümanların görüşünü almak isterdi. O sorun, ister şer’î hükümlerle (yasama ile) ilgili olsun ister yönetimle ilgili olsun ister ise devlete ait işlerden herhangi bir işle olsun fark etmezdi. Önüne bir sorun çıktığında, müslümanları mescide çağırırdı. O, kadınları ve erkekleri çağırıyor ve hepsinin görüşlerini alıyordu. Nitekim o, mehirleri sınırlandırmak hususunda bir kadın kendisine karşı çıkınca görüşünden vazgeçmiştir.
Ayrıca Nebî (u)’e Rasul olarak gönderilişinin 13. yılında (yeni hicret ettiği sene); ikisi kadın 75 müslüman (Medine’den) geldiler. Hepsi ona İkinci Akabe Biatını yaptılar. Bu biat; harb-savaş biatı ve siyasî bir biattır. Onların kendisine biat işi bittikten sonra Rasul (u) onların hepsine şöyle dedi:
أَخْرِجُوا إِلَيَّ مِنْكُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا يَكُونُونَ عَلَى قَوْمِهِمْ “Aranızdan bana içinde bulundukları hususta kavimlerine kefil olan 12 nakib (kavmin temsilcisi, şahidi, reisi, efendisi) çıkartın.”[4]
Bu, Rasul (u)’den oradakilerin hepsi için aralarında seçim yapmalarıyla ilgili bir emirdir. Rasul (u) bu işe sadece erkekleri tahsis etmedi, kadınları istisna kılmadı, ne seçme hakkında ne de seçilen hakkında. Genel, tehsis edici bir delil olmadıkça genel olarak kaldığı gibi, mutlak da onu kayıdlayıcı bir delil olmadıkça mutlak olarak kalır. Burada ise Rasul’ün o sözü genel ve mutlak olarak geçmiştir. Tahsis/özelleştirmek ve takyid/kayıdlamak için bir delil geçmemiştir. Böylece bu, Rasul (u)’in o iki kadına nakib (kavimleri için temsilci) seçmelerini emrettiğine ve o kadınlara müslümanlar tarafından iki temsilci olarak seçilme hakkı verdiğine delâlet eder.
Rasul (u), bir gün insanlar kendisine biat etmeleri için oturmuştu. Onun yanında Ebu Bekir ve Ömer de oturmuşlardı. Erkekler ve kadınlar ona biat ettiler. Bu biat, ancak yönetim üzerine bir biattı, İslâm üzerine değil. Çünkü o kadınlar müslüman idiler. Hudeybiye’de Rıdvan Biatından sonra kadınlar da ona biat ettiler. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلا يَسْرِقْنَ وَلا يَزْنِينَ وَلا يَقْتُلْنَ أَوْلادَهُنَّ وَلا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, marufta sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldiklerinde biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah; çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”[5]
Bu, yönetim üzerine de bir biattır. Çünkü Kur’an, onların mü’min olduklarını ikrar ediyor. Zira bu, marufta Rasulullah’a isyan etmemek üzerine de biattır.
Buna ilâveten, kadının rey hususunda kendisine vekil edinmesi ve bu hususta başkasının onu vekil kılması hakkı vardır. Kadının görüş ortaya koyma hakkı olduğundan dolayı bu hususta onun vekil edinmesi hakkı da vardır. Vekâlette erkek olması şartı olmadığından dolayı kadının başkasına vekil olması hakkı da vardır.
Fakat buna rağmen, gayri müslimlerin teşride/ yasamada görüş beyan etmek hakları yoktur. Çünkü İslâmî teşri/yasama, İslâm Akidesinden fışkırır. Zira İslâmî yasama, tafsili delillerden istinbat edilmiş amelî şer’î hükümlerdir. İslâmî yasama, insanın problemlerini İslâm Akidesinin belirlediği belirli bir bakış açısına göre çözdüğünden dolayı, gayri müslim İslâm Akidesine çelişen bir akideye bağlandığından ve hayata bakış açısı İslâm’ın bakış açısıyla çeliştiğinden dolayı yasamada gayri müslimin görüşü alınmaz.
Aynı şekilde gayri
müslimin; ne halifenin seçimine ne de aralarından birisinin halife seçilmesi
için hilâfete aday olanların belirlenmesine katılma hakkı yoktur. Çünkü onun
yönetimde hakkı yoktur. Fakat Ümmet Meclisinin yetkilerinden olan diğer
şeylerde ve onlarla ilgili hususta görüş beyan etmede gayri müslim müslüman
gibidir.[6]
[1] Enbiya: 7, Nahl: 43
[2] Nisa: 174
[3] A’raf: 158
[4] Ahmed b. Hanbel, Müs. Mekkiyyin, 15237
[5] Mümtehine: 12
[6] NOT: “Bu maddenin izahı, bir başka açıdan şöyledir” ibaresinden sonraki bölüm tamamen İslâm’da Yönetim Nizamı kitabından alınmıştır. s.212-215