MADDE – 14: “Fiillerde asıl olan; şer’î hükümlere bağlanmaktır. Bu itibarla şer’î hükmü bilinmedikçe, bir fiil yapılamaz. Eşyada asıl olan ise, tahrim delili bulunmadıkça mübahlıktır.” Müslüman, işlerini şer’î hükümlere göre yürütmekle emredilmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ “Hayır. Rabbine and olsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilafta seni
MADDE – 14: “Fiillerde asıl olan; şer’î hükümlere bağlanmaktır. Bu itibarla şer’î hükmü bilinmedikçe, bir fiil yapılamaz. Eşyada asıl olan ise, tahrim delili bulunmadıkça mübahlıktır.”
Müslüman, işlerini şer’î hükümlere göre yürütmekle emredilmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ “Hayır. Rabbine and olsun ki, onlar aralarında çıkan ihtilafta seni (Rasulullah’ın getirdiği Şeriat’ı) hakem yapmazlarsa … mü’min sayılmazlar.”[1]
وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Rasul size neyi verdi ise (getirdi ise) onu alın ve sizi neyden nehyetti ise onu bırakın.”[2]
Böylece müslüman için asıl olan, şer’î hükümlerle kayıtlı olmasıdır. Üstelik şer’î kaide şöyledir: “Şeriat varid olmadan önce bir şeriat/kanun yoktur.”
Yani bir mesele hakkında Allah’ın hükmü varid olmadan önce ona bir hüküm yoktur. Böylece onun hakkında Allah’ın hükmü varid olmadan önce herhangi bir hüküm verilmez, yani mübahlık hükmü verilmez. Mübahlık ise, şer’î bir hükümdür ki o, Şari‘in/şeriat koyucunun hitabıyla sabit olması gerekir yoksa şer’î bir hüküm olmaz. Çünkü, şer’î hüküm; Şari‘in, kulların fiilleri ile ilgili olan hitabıdır. Böylece herhangi bir mesele hakkında Şari‘den bir hitap varid olmazsa, şer’î bir hüküm olmaz. Bundan dolayı mübahlık; haram kılan bir delilin varid olmaması demek değildir. Bilakis mübahlık; mübah oluşu hakkında şer’î bir delilin varid olmasıdır. Yani fiilde serbestiyetin Şari‘den varid olmasıdır. Bunun için asıl olan, Şari‘in hitabıyla mukayyed/kayıdlı olmaktır, asıl olan mübahlık değildir. Çünkü mübahlığın kendisi, hüküm oluşunun ispatlanması için Şari‘in hitabına muhtaçtır. Bu geneldir, fiilleri ve eşyaları kapsar.
Böylece müslüman herhangi bir fiili yapmak istediğinde bu fiilde Allah’ın hükmüyle kayıtlı olması, onun üzerine farz kılındı. Buna binaen bu hükmü bilesiye ve buna bağlanasıya kadar araştırma yapması da farz olur. Aynı şekilde müslüman, bir şeyi almak isterse veya bir şeyi vermek isterse o şey hakkında Allah’ın hükmüne bağlanması üzerine farz olur. Böylece onu bilesiye ve ona bağlanasıya kadar onu araştırması da farz olur. İşte bu, ayetler ve hadislerin lafızların da ve mefhumların da kendisine delâlet ettiği husustur.
Böylece müslümana, şer’î hükmün dışında herhangi bir fiil yapması veya herhangi bir şeye karşı tavır alması helâl değildir. Bilâkis müslümanın herhangi bir şeyde veya herhangi bir fiilde şer’î hükme bağlanması farzdır.
Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمْ الإسْلامَ دِينًا “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.”[3]
وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ “Kitab’ı da sana her şeyi açıklama olarak indirdik.”[4]
Allahu Teâlâ’nın bu sözlerinden sonra; hükmünün delilini Allah’ın açıklamadığı ne bir fiil ne de bir şey kalmadı. Bu iki ayeti anladıktan sonra bir kimsenin bazı fiiller veya bazı şeyler veya bazı vakıaların şer’î hükümden yoksun olduğunu söylemesi kendisine helâl değildir. Yani Şeriat’ın delil belirlemeyerek ya da mükellefin o hususta dikkatini çeken bir emare/işaret koymayarak, bir husus hakkında hükme delâlet eden bir illet koymayarak bu hususu tam ihmalle ihmal ettiğini, mükellef için o hususa ait hükmün farz mı, günah mı, mendup mu, mekruh mu, mübah mı olduğunu gösterecek bir illet koymadığını söylemek, kendisine helâl değildir. Böyle ve buna benzer söylemek İslâm Şeriatı’nı kötülemek demektir. Buna binaen bir kimsenin; “Bu fiil mübahtır. Çünkü, bununla alâkalı olarak şer’î bir delil varid olmadı/geçmedi, şer’î bir delil varid olmazsa asıl olan mübahlıktır” diye söylemesi helâl değildir. Yine; “Bu şey mübahtır. Çünkü, bununla ilgili olacak şer’î bir delil varid olmadı, şer’î bir delil varid olmazsa asıl olan mübahlıktır” diye söylemesi de helâl değildir. Çünkü, Şeriat’ta delili olmayan hiç bir fiil veya şey yoktur. Böylece bir şey veya bir fiil hakkında Allah’ın hükmünü aramak ve almak farzdır. “Hakkında bir delil yoktur” diyerek bir şeyi mübah kılmak yoktur…
Fakat şer’î hüküm, kulların fiilleri ile alâkalı olarak Şari‘in hitabı olduğuna göre bu hitap bir “şey” için değil kulun “fiilini” tedavi etmek için gelmiş olur. Hitabın “şey” için gelmesi, kulun fiiliyle alâkalı oluşu itibarıyladır. Böylece hitabta asıl olan kulun “fiili” oldu, “şey” kulun fiiline tabi olarak geldi, ister Allah’ın şu, (كُلُوا وَاشْرَبُوا) “yiyin ve için” (Bakara: 60) sözünde olduğu gibi hitap, “şeyi” zikretmeden mutlak olarak fiil için gelsin veya isterse Allah’ın şu, (حَرَّمَ عَلَيْكُمْ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ) “Ölü, kan ve domuz eti size haram kılındı”[5] sözünde olduğu gibi hitap, fiili zikretmeden “şey” için mutlak olarak gelsin. Bu üç şeyde haram kılma hükmü ancak yemek, alış-veriş, kiralama ve v.b. hususlarda kulun fiili ile alâkalı olmaları bakımındandır. Bundan dolayı şer’î hüküm -ister bu hüküm fiille ilgili olsun ister ise şeylerle ilgili olsun- kulun fiili içindir. Bundan dolayı fiillerde asıl olan takyid/ bağlanma olarak geldi. Çünkü, hitap ancak kulun fiili ile alakalıdır.
Fakat şer’î hükümler için tafsilî delilleri araştırmakla açığa çıkar ki; hükümlere delil olarak gelen nasslar, hitabın yönelmesi bakımından hükmün delili olan nassın vaziyeti “şeyin” delili olan nassın vaziyetinden muhtelif olmaktadırlar. Zira fiille alakalı olan nass içindeki hitap yalnız fiile yöneltilmiş olur, ister fiille beraber “şey” zikredilsin ister ise zikredilmesin. Misal olarak Allahu Teâlâ’nın şu sözleri gibi:
وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا “Allah, alış-verişi helâl ve ribayı haram kıldı.”[6]
قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنْ الْكُفَّارِ “Kâfirlerden size yakın olanlarla savaşın.”[7]
لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ “Herkes gücüne göre harcasın.”[8]
فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ “Kendisine emanet konulan, emaneti sahiplerine geri versin.”[9]
Rasulullah (u)’in şu sözleri de buna misaldir:
الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا “Alış-veriş yapan iki taraf birbirinden ayrılmadıkça serbesttirler.”[10]
أَعْطُوا الأجِيرَ أَجْرَهُ “Ücretli kimseye ücretini verin.”[11]
الْجِهَادُ وَاجِبٌ عَلَيْكُمْ مَعَ كُلِّ أَمِيرٍ بَرًّا كَانَ أَوْ فَاجِرًا “Cihad, her emirle beraber –ister bu emir takvalı olsun ister fasık olsun– sizin üzerinize farzdır.”[12]
Bu nassların hepsindeki hitap, fiile doğru yöneltilmiştir ve bunlarda “şey” zikredilmedi.
Misal olarak Allahu Teâlâ’nın şu sözleri:
وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا “Hepsinden de taze et yersiniz.”[13]
لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا “Ondan taze et yemeniz için..”[14]
وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ “Ondan hububat çıkardık. İşte onlar, bundan yerler.”[15]
إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا “Yetimlerin mallarını zulüm olarak (haksızlıkla) yiyenler..”[16]
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ “Onun meyvelerinden yemeleri için..”[17]
Bu nassların hepsindeki hitap ise, kendisinde “şey” zikredilmiş olsa bile fiile yöneltilmiştir. Böyle hitap, direk olarak kulun fiili ile alâkalıdır. Bu durum “şeyle” ilgili olan nasstan farklıdır. Zira oradaki hitap yalnız “şeye” doğru yöneltilmiştir, ister onunla beraber fiil zikredilsin ister ise zikredilmesin. Misal olarak Allahu Teâlâ’nın şu sözleri gibi:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ الْمَيْتَةُ “Ölü (hayvan eti) size haram kılındı.”[18]
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ “Size ancak ölü (hayvanı), (akan) kanı, domuz etini haram kıldı.”[19]
وَأَنْزَلَ مِنْ السَّمَاءِ مَاءً “Gökten su indirdik.”[20]
وَجَعَلْنَا مِنْ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ “Her canlı olan şeyi sudan yarattık.”[21]
Rasulullah (u)’in denizin suyu hakkındaki şu sözü:
هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ “Onun suyu temiz ve ölüsü helâldir.”[22]
Bunların hepsindeki hitap, kendisiyle beraber fiil zikredilmeksizin “şeye” yönetilmiştir.
Misal olarak Allahu Teâlâ’nın şu sözlerine gelince:
إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأنصَابُ وَالأزْلامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ “İçki, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi, pisliklerdendir. Ondan uzak kalın.”[23]
أَفَرَأَيْتُمْ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ “İçtiğiniz suyu gördünüz mü?”[24]
أَفَرَأَيْتُمْ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ “Yaktığınız ateşi gördünüz mü?”[25]
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالأعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا “Hurma ve üzüm gibi meyvelerden içki edinirsiniz..”[26]
نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ “Size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen tam halis süt içiriyoruz.”[27]
Bunların hepsindeki hitap, fiil zikredilse dahi “şeye” doğru yöneltilmiştir. Bunun gibi hitap “şeyle” ilgilidir. Zira o, şeyin hükmü için bir beyandır. Lakin onun “şeyle” ilgili olması kulun fiiline göre şeyin hükmünün beyan edilmesi bakımındandır, kulun fiilinden kopuk olarak şeye göre değildir. Çünkü “şey” için bir hükmün olması, ancak kul için olması bakımındandır.
Bunların hepsiyle, hitabın yöneltilmesi bakımından nassın vaziyetinde farklılığın olduğu zahir olur. Bu farklılık, her ne kadar şer’î hüküm; Şari‘in kulların fiilleriyle ilgili olan hitabı olsa da, hükümlerini açıklayıcı olarak -bu hükümlerin, kuldan kopuk oluşları bakımından değil de kul için olmaları bakımından olmasına rağmen- eşyalara has hükümlerin de geldiğine delâlet eder. Bu delâlet, araştırma ile bize açıkladı ki; eşyanın hükümleri, fiillerin hükümlerini açıklayıcı olarak gelen genel delille gelmiştir. Eşyaya has olarak gelen var ise o, ancak fiillerin delili ile eşyalar için gelen genel hükümden istisna mesabesindedir. Çünkü, araştırma ile açığa çıkmıştır ki; o, içerisinde fiile direkt olarak yöneltilen hitabın olduğu şer’î nass olarak gelmiştir. Böylece o fiille alâkalı olan bütün eşya mübah olur. Çünkü, fiilin talep edilmesi veya fiilde muhayyerlik geneldir, her şeyi kapsıyor. Böylece bu talebe göre her şey mübah olur. Şu halde eşyalardan birisini haram kılmak, bir nassa muhtaçtır. Misal olarak Allahu Teâlâ şöyle söylüyor:
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ “Göklerde ve yerde ne varsa Kendi katından size boyun eğdirmiştir.”[28]
Bu demektir ki; göklerdeki ve yerlerdeki eşyaları bizim için yarattı, o halde bunlar mübahtır. (أحل الله البيع) “Allah, alış-verişi helâl kıldı.” Bu demektir ki bütün eşyaların alışı ve satılmasını Allah helâl kıldı. Eşyadan bir şeyin alış-verişi için helâl olduğuna dair bir delile ihtiyaç yoktur. Çünkü yukarıdaki delil her şeyi kapsıyor. Böylece içki gibi eşyadan bir şeyin alış-verişinin haram kılınması için bir delile ihtiyaç vardır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
كُلُوا مِمَّا فِي الأرْضِ حَلالاً طَيِّبًا “Yeryüzünde bulunan (gıdaları) helâl ve temiz olarak yiyin.”[29]
Bu demektir ki; her şeyi yemek helâldir. Eşyadan bir şeyi yemeyi helâl kılmak için onu mübah kılan bir delile ihtiyaç yoktur. Çünkü, onu genel delil mübah kıldı. Ancak meselâ, ölü hayvan eti gibi bir şeyi haram kılmak delile muhtaçtır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلا تُسْرِفُوا “Yiyin için israf etmeyin.”[30]
Bu demektir ki; her şeyin içilmesi mübahtır. Bir şeyin içilmesini mübah kılınması için bir delile ihtiyaç yoktur. Çünkü genel delil onu mübah kıldı. Ancak meselâ, sarhoşluk yapan içki gibi bir şeyin içilmesinin haram kılınması bir delile muhtaçtır. İşte böyle; konuşmak, yürümek, oynamak, koklamak, bakmak ve v.b. insanın fiilleri ile ilgili olan her şeyi mübah kılan genel delil varid olmuştur. Böylece herhangi bir şeyi mübah kılmak için bir delile ihtiyaç yoktur. Ancak bu fiille ilgili olan herhangi bir şeyin haram kılınması için onu haram kılacak bir delile ihtiyaç vardır.
Şu halde içerisinde nassların geldiği deliller, fiile yöneliktir ki bunlar eşyanın hükmünü genel ve mutlak olarak bir beyanla açıklamışlardır. Bu eşyanın hükümlerini belirtecek nasslara ihtiyaç yoktur. Eşyaların genel hükümleri beyan edildikten sonra kendileri için özel nassların gelmesi, bunlara ait bu özel hükümlerin onların hükmünü o genel hükümden istisna kılmak için geldiklerine dair bir delildir. Böylelikle Şeriat’ın nassları, eşya hakkında onların mübah olduğuna dair şer’î hükmü beyan ederek gelmiş olurlar. O halde bunlar mübahtır, yalnız bazı hükümleri bunlardan müstesna kılan nasslar gelmiştir. Böylece eşyalar, onları haram kılan nass gelmedikçe mübahtır. İşte bundan dolayı şu şer’î kaide olmuştur: “Eşyalarda asıl olan mübahlıktır.”
Bu maddenin delilleri bunlardır…
[1] Nisa: 65
[2] Haşr: 7
[3] Maide: 3
[4] Nahl: 89
[5] Bakara: 173
[6] Bakara: 275
[7] Tevbe: 123
[8] Talak: 7
[9] Bakara: 283
[10] Buhari, K. Buyu’, 1937
[11] İbni Mace, K. Ahkam, 2434
[12] Ebu Davud, K, Cihad, 2171
[13] Fatır: 12
[14] Nahl: 14
[15] Yasin: 33
[16] Nisa: 10
[17] Yasin: 35
[18] Maide: 3
[19] Nahl: 115
[20] Bakara: 22
[21] Enbiya: 30
[22] Tirmizi, K. Tahareh, 64
[23] Maide: 90
[24] Vakıa: 68
[25] Vakıa: 71
[26] Nahl: 67
[27] Nahl: 66
[28] Casiye: 13
[29] Bakara: 168
[30] A’raf: 31