MADDE – 180: “Bir kimsenin ya da bir parti, kitle veya bir cemaatın, mutlak olarak, yabancı devletlerden herhangi birisiyle ilişki kurması caiz değildir. Devletler ile ilişki ancak, başlıbaşına İslâm Devleti ile sınırlıdır. Zira; ümmetin işlerini idare, yalnız devletin hakkıdır; ümmet ve kitlelere düşen görev İslâm Devleti’ni dış ilişki hususlarında muhasebe ve kontrol etmektir.” Bu maddenin
MADDE – 180: “Bir kimsenin ya da bir parti, kitle veya bir cemaatın, mutlak olarak, yabancı devletlerden herhangi birisiyle ilişki kurması caiz değildir. Devletler ile ilişki ancak, başlıbaşına İslâm Devleti ile sınırlıdır. Zira; ümmetin işlerini idare, yalnız devletin hakkıdır; ümmet ve kitlelere düşen görev İslâm Devleti’ni dış ilişki hususlarında muhasebe ve kontrol etmektir.”
Bu maddenin delili; Peygamber (u)’in şu sözüdür:
الإمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “İmama da bir çobandır ve tebaasından mesuldür.”[1]
Şeriat, ameli olarak halkın işlerinin doğrudan idaresini, bağlayıcı bir şekilde yöneticiye vermiştir. Hiçbir kimsenin yöneticinin işlerini yapmaya kalkması helal olmaz. Şer’î bir yetki olmadıkça hiçbir Müslümanın yöneticinin (İmamın) işini yapmaya kalkışması helal değildir. Bu yetkili; Halife ise biat edilir, Halife değilse Halife’nin vereceği yetki veya Halife’nin kendi yardımcılarına ve Valilerine vereceği yetki olabilir. Fakat, ne bir biat en de Halife tarafından görevlendirilmeyen bir kimsenin içte ve dışta olmak üzere ümmetin işlerini idare etmeye kalkışması helal değildir.
Burada, hem delil yönünden hem de bu delilin gösterdiği tatbikat açısından, bu hükmün iyice açıklanması lazımdır. Delile gelince; bilindiği gibi, Şeriat idare etme yetkisini ve halkın işlerini idare etmeği de yalnız yöneticiye vermiştir. Peygamber (u), şöyle demiştir:
مَنْ كَرِهَ مِنْ أَمِيرِهِ شَيْئًا فَلْيَصْبِرْ عَلَيْهِ فَإِنَّهُ لَيْسَ أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ خَرَجَ مِنَ السُّلْطَانِ شِبْرًا فَمَاتَ عَلَيْهِ إِلا مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Kim kendi emirinde hoşlanmadığı şeyi görürse sabretsin, çünkü; emirin idaresinde bir karış kadar çıkarak ölen kimse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.”[2]
Bununla yöneticiye karşı isyan sulta ve yetkiden çıkma anlamına gelmiş olur ki, bu da ancak, sultan ve yetkiye malik olan kimsedir. Peygamber (u) şöyle demiştir:
كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الاًنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ “İsrail oğullarını nebiler idare ediyordu. Ölen her nebinin yerine, bir başka nebi geliyordu. Fakat, benden sonra hiç nebi yoktur. İleride birçok halifeler olacaktır.”[3]
Bu hadisin manası şudur; ey Müslümanlar sizleri de halifeler idare edeceklerdir. Böylece Müslümanlara kimlerin idare edeceklerini tayin etmiş oldu. Bu hadiste, belirtilen mananın mefhumu; Emir’den başkasının sultan ve yetki sahibi olmayacağıdır. Halifelerden başkasının idare edemeyecekleri husus anlaşılmış bulunmaktadır. Bu, aynı zamanda, idare işinin, ancak yöneticiye ait bir görev olduğu hususunu da işaret etmiş bulunuyor. Yine bilindiği gibi, Rasul (u)’in fiil ve ameli, ancak bir devlet reisi olarak halkın işlerini yürütebileceğini, bu işlerle ancak devlet başkanının uğraşabileceğine delalet eder. Bilindiği gibi, yetkiyi veya halkın işlerinin idaresini bizzat kendileri yürütüyordu. Savaşa çıktığı zaman Medine’de kendi yerine idari işleri yürütecek bir kimse görevlendiriyordu; Vali, kadı, zekat mallarını toplayacak kimseleri su dağıtımını yapacak, meyvelerin miktarlarını belirleyecek ve benzeri işleri icra edecek kimseleri tayin ederdi. İşte, bunları hepsi, yetkinin ve insanları idare etmenin tek yetkisinin yöneticiye ait olduğuna delildir. Yani, bu nevi işler; Halife veya onun tayin ettiği kimseler tarafından yerine getirilir. Sultan tabiri; insanların işlerini idare etmektir ki, bu idare; insanları bağlayıcıdır. Peygamber (u)’in; “Onları nebiler idare ediyordu” anlamını taşıyan cümledeki kelimenin kökü olan siyaset; halkın işlerini bağlayıcılığı ve zorlayıcılığı olan bir idare ile idare etmektir. Yani yöneticinin mesuliyetini yerine getirmeğe kalkışmak görevi ancak yöneticiye aittir, bir başkasının bu mesuliyeti yüklenmeğe kalkması, kesinlikle caiz değildir. Çünkü Şeriat, Sultayı; yani yetkiyi (insanları idare etme görevini) ancak Halifeye ve Halifenin tayin ettiklerine vermiştir. Yönetim ve sulta ile ilgili işlerle, halkı idare etme işlerini; imam ve imamın tayin ettiği kimselerden başka, hiç bir fert üstlenemez Böyle bir işe teşebbüs Şeriata muhalif olacağı için batıldır; her batıl tasarruf ise haram olur. Bundan dolayı Halife ve Halife’nin tayin ettiklerinden başkaları yönetim ve sulta ile alakalı işlerle halkı idareyle ilgili işlere teşebbüs etmeleri helal olmaz, Çünkü; bu vazifeler yöneticinin görevleridir. Bir başkasının bu görevi yapmaya kalkması caiz değildir.
Bu; delil ile ilgilidir. İşin pratik ve tatbikatına gelince: Bilindiği gibi; halkın bazı işlerinin bir cemaat/ topluluk tarafından yönetilmesi, demokrasi idaresinin kavramalarındandır. Demokrasi idaresi, bir çok kavramlardan meydana gelmiştir; bunların en üstte bulunanı bakanlıklardır. Yani hükümettir. Fakat, halkın işlerini idare ile uğraşan, hükümetten başka, birçok kimseler, bulunur. Bu konuda sendikalar ve dernekler misal olarak verilebilir. Mesela; Avukatlara ait dernek (Baro) ve sendikalar, onların avukatlıklarıyla ilgili işlerle uğraşır. Muayyen bazı işlerde, avukatlar üzerinde, kesin bir otoriteye sahiptirler. Bu teşkilat; onlara avukatlık yapabilmelerini sağlayan izni verir; gerektiğinde onları cezalandırır Onlar için bir emeklilik sandığı kurar ve bundan başka, devletin yerine getirmesi gereken idare ve otoriteyi gerektiren işleri kendisi yapar. Sendika ve derneklerden çıkan emirler; bakanların emirleri gibi kesin ve geçerlidir. Doktor ve diğer meslek teşkilatlarının kurdukları dernek (odalar) ve sendikalar da böyledir. Bu; içerideki idareye göre delilin ifade ettiği tatbikattır.
Dış idare açısından meseleye bakacak olursak; demokrasi ile idare edilen bazı devletler, muhalif bir partiye, başka devletlerle ilişkilere girme hak ve salahiyetini verdiği gibi kendisiyle devlet arasındaki ilişkilere taalluk eden bir takım işler konusunda, birçok ittifaklara girmeyi muhalif bir partiye verebilir. Bunun neticesi,bu parti; iktidara gelme imkanını elde eder.
Bunlar, bazı müesseselerin uygulamalarıyla ilgili örneklerdir. Bu dernek ve sendikalar, ülke içinde insanın bazı işlerini idare etmeğe kalkışırlar. Bazı siyasi partiler de, ülke idaresini ilgilendiren işlere teşebbüs ederler. Bu nevi işler, İslâm’da caiz olmaz. Çünkü; otorite ve insanları idare yetkisi ancak Halifeye veya emire yahut Halife ve emirin tayin ve görevlendirdiği kimselere aittir. Bir tek meselede dahi, bir kimsenin, bu yetkiyi kullanmaya kalkışması Şeriat’a muhalif olduğu için helal değildir.
Yine, idari işlere doğrudan bakmak; halkın üzerinde olan bir velayet görevidir. Velayet: İki taraf arasında yapılması ve tamamlanması lazım olan bir akiddir. Bu da; ümmet ile Halife arasında yahut ümmet ile ümmetin emir olarak kabul ettiği kimse arasında veya halife ile halifenin tayin ettiği kimse arasında yahut emir ile emirin görevlendirdiği kimse ile ümmet arasında gerçekleşir. Herhangi bir akid olmadan halkın işlerini idareye kalkışmak batıldır, geçersizdir. O kişinin yaptığı her tasarruf hilafsız haramdır. İdari işlere teşebbüsü de batıldır. Bundan dolayı, ümmet içerisinde bulunan bir kişi veya bir siyasi partinin yabancı herhangi bir devletle birtakım ilişkiler içine girmesi kesinlikle haramdır. İşte bu maddenin delili, budur.
[1] Ahmed b. Hanbel, Müs. Mükessirin, 5753
[2] Müslim, K. İmarat, 3439
[3] Buhari, K. Ehadis, 3196