MADDE – 189: “Fiilen savaş halinde bulunmadığımız devletlerle yine bilfiil sömürgeci olmayan ve bizim ülkelerimiz üzerinde gözü bulunmayan devletlere, kültür ve siyasi zihniyetlerini yaymamak şartıyla elçilik kurmalarına müsamaha edilir.” Bu hususa ait delil, Rafi’den rivayet edilen şu hadistir: “Ben ahdime vefasızlık yapmayacağım gibi elçileri de hapsetmem.” İbni Mesud’dan rivayet edildiğine göre: İbni Nevvahe ile İbni
MADDE – 189: “Fiilen savaş halinde bulunmadığımız devletlerle yine bilfiil sömürgeci olmayan ve bizim ülkelerimiz üzerinde gözü bulunmayan devletlere, kültür ve siyasi zihniyetlerini yaymamak şartıyla elçilik kurmalarına müsamaha edilir.”
Bu hususa ait delil, Rafi’den rivayet edilen şu hadistir:
“Ben ahdime vefasızlık yapmayacağım gibi elçileri de hapsetmem.”
İbni Mesud’dan rivayet edildiğine göre: İbni Nevvahe ile İbni Esaal, Müseylime’nin elçileri olarak Peygamber (u)’e gelmişlerdi. Peygamber onlara; “Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şehadet eder misiniz?” dedi. Onlar; “Biz Müseylime’nin Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederiz” dediler. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle dedi: آمَنْتُ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ لَوْ كُنْتُ قَاتِلاً رَسُولاً لَقَتَلْتُكُمَا قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ فَمَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الرُّسُلَ لا تُقْتَلُ “Ben Allah’a ve Rasulü’ne iman etmiş bulunuyorum. Eğer ben elçi öldüren birisi olsaydım, her ikinizi de öldürürdüm. Zira elçilerin öldürülmeme adeti devam etmektedir.”[1]
Başka bir rivayette ise şöyle demektedir:
أَمَا وَاللَّهِ لَوْلا أَنَّ الرُّسُلَ لا تُقْتَلُ لَضَرَبْتُ أَعْنَاقَكُمَا “Vallahi eğer elçiler öldürülmüş olsaydı ben sizin boyunlarınızı vururdum.”[2]
Bu da bilfiil savaş halinde bulunmayan devletlerin İslâm Devleti’nde elçilikler yapabileceğine delildir. Ancak bu elçilikler, elçilere yapılan muameleler gibi muamele görürler. Kendi görevlerini ilgilendirmeyen işlerle meşgul olmaya müsaade edilmezler. Bunun için iki ülke arasındaki ilişkileri ilgilendirmeyen işlerle meşgul olmaya müsaade edilmezler. Meselâ; kültür, siyasi gibi işlerle mesul olmaları yasaktır. Bundan dolayı elçiliklerin yetkileri iki ülke arasındaki elçilik münasebetlerinin gerektirdiği kadar olabilir.
Bu elçilere yukarıda geçen iki hadisin delaletiyle diplomatik dokunulmazlık verilebilir. Hatta sefir/elçi bulunduğu İslâm Devleti’nde yerleşmek ve kalmak isterse, yahut bağlı bulunduğu devleti bırakıp İslâm Devleti’ne sığınmak ve orada ikamet etmek isterse, hatta Müslüman da olsa bile bu isteği kabul olunmaz. Çünkü bu, karşı devletin elçisi konusunda verilen ahdin yerine getirilmesine ters düşer. Peygamber (u)’in kölesi Ebu Rafi’den rivayet edildiğine göre, o şöyle diyor: “Kureyş, beni Peygambere göndermişti. Peygamber (u)’i görünce İslâm’ı kabul etmem kalbime düştü. Bunun üzerine; Ya Rasulullah ben artık Kureyş’e dönmeyeceğim dedim. Peygamber; لا أَخِيسُ بِالْعَهْدِ وَلا أَخِيسُ الْبِرَّ وَارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَإِنْ كَانَ فِي قَلْبِكَ الَّذِي فِيهِ الْآنَ فَارْجِعْ Ben ahdimi yerine getirmemezlik etmeyeceğim gibi elçiyi de hapsedecek değilim. Fakat sen Kureyş’e geri dön. Eğer hali hazırda kalbindeki şey devam ederse bize dön, buyurdu.” [3]
Bu hadisten anlaşılıyor ki Peygamber (u) Ebu Rafi’den kendisini gönderen devlete geri dönmesini, döndükten sonra isterse oraya tekrar gelebileceğini istemiştir. Şevkani bu hadisi izah ederken şöyle diyor: “Hadis Müslümanlara verilen sözün yerine getirilmesinin vacip olduğu gibi kâfirlere verilen sözün de yerine getirilmesinin vacip olduğuna delalet eder. Zira mektup elçinin eliyle bir cevap iktiza eder ki bu da verilen ahid akdinin yerine geçer.”
[1] Ahmed b. Hanbel, Müs. Mükessirin, 3573
[2] Ebu Davud, K. Cihad, 2380
[3] Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensar, 22737