MADDE – 31

MADDE-31:  “Hilâfet sözleşmesinin kendisi için tamamlanması için halife olacak kişide şu yedi şartın bulunması şart koşulur. Bunlar; Müslüman, erkek, hür, baliğ, akıllı, adâlet sıfatına sahip olması ve kâdir olması.” Bu madde, kendisine Hilâfet sözleşmesinin bağlanabilmesi için halifede bulunması gereken şartları açıklamaktadır. Bu şartların delili, bu konudaki nassların kesin talebi içeren karinelerle gelmesidir. 1- Müslüman olması:

MADDE-31:  “Hilâfet sözleşmesinin kendisi için tamamlanması için halife olacak kişide şu yedi şartın bulunması şart koşulur. Bunlar; Müslüman, erkek, hür, baliğ, akıllı, adâlet sıfatına sahip olması ve kâdir olması.”

Bu madde, kendisine Hilâfet sözleşmesinin bağlanabilmesi için halifede bulunması gereken şartları açıklamaktadır. Bu şartların delili, bu konudaki nassların kesin talebi içeren karinelerle gelmesidir.

1- Müslüman olması:

Hilâfet’in bir kâfire verilmesi kesinlikle doğru değildir. Ona itaat da gerekmez. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle diyor:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, kesinlikle kâfirler için mü’minler üzerinde bir yol kılmaz.”[1]

Yönetim, yönetici için yönetilen üzerindeki en kuvvetli yoldur. (لن) “len” tabiri ile ebedîlik ifade edilir. Bu ise, kâfirin müslümanlar üzerine ister Hilâfet ister ise ondan aşağı bir yöneticilikle yönetici kılınmasının kesinlikle nehyedildiğine bir karinedir/işarettir. Madem ki Allah, kâfirler için müslümanlar üzerinde bir yolun olmasını haram kılmıştır, öyle ise kendi üzerlerine kâfiri yönetici yapmaları da müslümanlara haram kılınır.

Ayrıca  halife,  (ولي الأمر) “veliyyül-emir”dir   (yani  yönetim sahibidir). Allahu Teâlâ müslümanların yönetiminin sahibinin müslüman olmasını şart koşmuştur. Şöyle demiştir:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأمْرِ مِنْكُمْ “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Rasulüne ve sizden olan ulul-emre (yönetim sahiblerine) itaat edin.”[2]

وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأمْنِ أَوْ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِي الأمْرِ مِنْهُمْ “Onlara, güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. Halbuki onu Rasul’e ve kendilerinden olan ulul-emre (yönetim sahiblerine) götürselerdi…”[3]

Kur’an’da (أولي الأمر) “ulul-emr” (yönetim sahibleri)  kelimesi, ancak onların müslümanlardan olmasını belirten zamirlerle beraber geçmiştir. Bu da “veliyyül-emr” (yönetim sahibi) hakkında müslüman olması şartının koşulduğuna delâlet eder. Madem ki halife, kendisi “veliyyül-emirdir” ve muavinler, valiler ve amillerden oluşan “ulul-emiri” (yönetim sahiblerini) tayin eden odur, o halde halifenin müslüman olması şartı koşulur…

2- Erkek olması:

Halifenin kadından olması caiz değildir. Yani halifenin kesinlikle erkek olması gerekir. Rasulullah (u)’den rivayet edilen şu hadisten dolayı halifenin kadından olması doğru değildir:

Ebu Bekre’den rivayet edildiğine göre dedi ki: “Allahu Teâlâ, Rasulullah (u)’den işittiğim bir kelime ile beni Cemel Vakıası günlerinde faydalandırdı. Bu sözü işitmemiş olsaydım, nerdeyse ben de Cemel ashabına katılacak ve onlarla beraber savaşacaktım. (İşittiği o söz şöyle vukuu buldu): Rasulullah (u)’e Fars halkının kendilerine Kisra’nın kızını kraliçe yaptıkları haberi ulaşınca, şöyle dedi:

لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً “İşlerini/yönetimlerini bir kadına teslim eden bir toplum felâh bulmayacaktır.”[4]

Rasul (u)’in, işlerini bir kadına teslim edenlerin felâh bulmayacaklarına dair bu haberi, kadının yönetici kılınmasının nehy edilmesini içermektedir. Çünkü haber, talep sigasındandır. Bu haberin, işlerini bir kadına teslim edenlerden felâhı nefyederek zemm ile gelmiş olması, kesin bir nehye dair karine olur. Buradaki kadını yönetici kılmaya dair nehy, terkin talebinin kesin bir talep olduğuna delâlet eden bir karine ile beraber gelmiş olmasındandır. Böylece kadının velayeti/yönetici kılınması haram olmaktadır.

Kadının velayetinden kasıt yönetimdir. Hilâfet ve ondan daha aşağı seviyede fakat yönetimden sayılan diğer hususlardır. Çünkü bu hadisin konusu, Kisra’nın kızının kraliçe olarak velayetidir/yönetici kılınmasıdır. Bu ise, hadisin üzerinde cereyan ettiği yönetim konusu ile hasstır. Yoksa sadece Kisra’nın kızının velayeti hadisesiyle hass değildir. Aynı şekilde hadis, her şey hakkında genel değildir. Herhangi bir şekilde yönetim konusundan başkasını kapsamaz…

3- Bâliğ olması:

Halife olacak kimsenin çocuk olması şu hadisten dolayı caiz değildir:

Ali b. Ebu Talib (t)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (u) şöyle dedi:

رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاثَةٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّغِيرِ حَتَّى يَكْبَرَ وَعَنِ الْمُبْتَلَى حَتَّى يَعْقِلَ “Uyanıncaya kadar uyuyandan, bâliğ oluncaya kadar çocuktan, aklı başına gelesiye kadar aklı başından gidenden kalem kaldırılmıştır.” [5]

Kendisi hakkında kalemin kaldırılmış olmasından dolayı çocuğun işinde tasarruf etmesi doğru değildir. Çocuk, Şeriat’a göre mükellef değildir. O halde onun halife olması ya da ondan daha aşağı seviyede yönetici olması doğru değildir. Çünkü o, tasarrufta bulunma yetkisine sahip değildir.

Çocuğun halife olmasının caiz olmadığına dair bir başka delil de şudur: Rasulullah (u), çocuğun kendisine biat etmesini kabul etmedi. Nitekim Abdullah b. Hişam’ın biatını kabul etmedi. Bunun illetinin de, onun çocuk olması olduğunu gösterdi. Zira onun annesine şöyle dedi:

هُوَ صَغِيرٌ فَمَسَحَ رَأْسَهُ وَدَعَا لَهُ “O çocuktur, deyip onun başını okşadı ve ona dua etti.”[6]

Çocuktan biat sahih olmayınca, onun başkasına halife olarak biat etmesi caiz olmaz. Böylece onun halife olması evlâ babından hiç caiz olmaz.

4- Akıllı olması:

Halifenin mecnundan olması, Rasulullah (u)’in şu sözünden dolayı doğru değildir:

أَنَّ الْقَلَمَ رُفِعَ عَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يُفِيقَ “Kalem, şu üç kişiden kaldırıldı: (Onlardan birisi olarak dedi ki) İyileşesiye kadar mecnun…”[7]

Kalemin kendisinden kalkmasından dolayı mecnun, mükellef değildir. Çünkü akıl, teklifin/sorumluluğun bağlı olduğu husus ve tasarrufların sıhatı için şarttır. Halife, ancak yönetim işlerini ve şer’î teklifleri/sorumlulukları yerine getirir. Böylece halifenin mecnun olması doğru olmaz. çünkü mecnunun kendi işinde, tasarrufta bulunması doğru olmaz. Evlâ babından olarak, onun insanların işlerinde tasarrufta bulunması hiç doğru olmaz…

5- Adâlet vasfına sahip olması:

Halife olacak kişinin fasık olması doğru değildir. Adâlet, Hilâfet sözleşmesi için ve devamı için lüzumlu şarttır. Çünkü Allahu Teâlâ, şahid hakkında onun âdil/fasık olmama vasfına sahip olmasını şart koştu. Allahu Teâlâ şöyle dedi:

وَأَشْهِدُوا ذَوَى عَدْلٍ مِنْكُمْ “İçinizden adâlet sahibi iki kişiyi şahid tutun.”[8]

Hilâfet, şahidlikten daha büyük bir husus olmasından dolayı evlâ babından, halifenin âdil olması gereklidir. Çünkü, adâletli olmak (fasık olmamak) şahid için şart koşulunca, halife için şart koşulması evlâ babındandır.

6- Hürr olması:

Çünkü köle, efendisinin mülküdür, kendi nefsinde tasarruf hakkına sahip değildir. Evlâ babından olarak kölenin başkasıyla ilgili tasarrufta bulunması hakkına hiç sahip değildir. Özellikle insanlar üzerinde velayet/ yöneticilik hakkına hiç sahip değildir.

7- Kâdir olması:

Halife olacak kişi, Hilâfet yükünü kaldırmaya kâdir olmalıdır. Çünkü bu şart, biatın gereğidir. Zira aciz olan kişinin, tebaanın işlerini üzerine biat edildiği Kitab ve Sünnet ile yürütmeye gücü yetmez…(*)


[1] Nisa: 141

[2] Nisa: 59

[3] Nisa: 83

[4] Buhari, K. Fiten, 6570

[5] Ahmed b. Hanbel, Müs. Aşaratu’l Mübeşşirin bi’l Cenneh, 1290

[6] Buhari, K. Ahkam, 6670

[7] Buhari, K. Hudud

[8] Talak: 2

(*) NOT: Bu maddede geçen şartların izahı, İslâm’da Yönetim Nizamı kitabının Arapça’sından alınmıştır. s.48-51

Diğerleri