MADDE-34: “Halifeyi nasb eden ümmettir. Fakat Şeriat’a uygun bir şekilde kendisine biatla Hilâfet sözleşmesi tamamlanınca, ümmet onu azletme/ görevden alma yetkisine sahip değildir.” Bu maddenin iki şıkkı vardır: Birincisi, halifeyi nasb edenin ümmet olduğu. İkincisi, ümmetin onu azletme yetkisine sahip olmayışı. Birinci şıkka gelince: Onun delili biat hadisesidir. Zira hiç bir kimse biat olmaksızın Hilâfet
MADDE-34: “Halifeyi nasb eden ümmettir. Fakat Şeriat’a uygun bir şekilde kendisine biatla Hilâfet sözleşmesi tamamlanınca, ümmet onu azletme/ görevden alma yetkisine sahip değildir.”
Bu maddenin iki şıkkı vardır: Birincisi, halifeyi nasb edenin ümmet olduğu. İkincisi, ümmetin onu azletme yetkisine sahip olmayışı.
Birinci şıkka gelince:
Onun delili biat hadisesidir. Zira hiç bir kimse biat olmaksızın Hilâfet makamına sahip olamaz. Çünkü ancak biat, halifeyi nasb etmenin yoludur. Bu husus, müslümanların Rasul (u)’e biatları, Rasul (u)’in bize biatı emretmesi ve raşid halifelerden her birisinin ancak biat ile yönetime gelmeleri, halife olmaları ile sabittir.
Müslümanların Rasul (u)’e biatlarına gelince: Bu biat nübüvvet/peygamberlik üzerine bir biat değildi. Bu biat, ancak yönetim üzerine bir biattı. Zira bu biat, amel üzerine biattı, tasdik üzerine biat değildi.
Rasul (u)’in bize biatı emretmesine gelince: Bu hususta bir çok hadis vardır. Bunlardan birisi, Rasul (u)’in şu sözüdür:
وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Boynunda bir biat olmadan ölen kimse, cahiliyye ölümü ile ölmüş olur.”[1]
Ayrıca Rasul (u), büluğa ermemiş çocuğun biatını kabul etmemiştir. Nitekim هُوَ صَغِيرٌ “O çocuktur.”[2] deyip başını okşayıp ona dua ederek Abdullah b. Hişam’ın biatını red etmiştir.
Raşid halifelerin ancak biatla Hilâfet makamına gelmiş olmalarına gelince: Bu husus da onların her birisinin biatında sabit olmuştur. Özellikle Ömer’in biatında. Zira Ebu Bekir (t), üç ay müddetle müslümanlarla yapmış olduğu istişareden sonra Ömer (t)’ı yerine halife olması için tavsiye etmiştir. Ebu Bekir (t) vefat edince, Ömer (t) bu tavsiye ile halife olmamıştır. Fakat müslümanlar ona biat etmişlerdir. Ömer (t) bu biatla halife olmuştur.. İşte birinci şıkkın delilleri bunlardır.
İkinci şıkka gelince:
Bunun delili; münker işlese, zulüm yapsa da açık küfür olmadıkça halifeye itaata teşvik edilmesidir. Şöyle ki:
مَنْ رَأَى مِنْ أَمِيرِهِ شَيْئًا يَكْرَهُهُ فَلْيَصْبِرْ عَلَيْهِ فَإِنَّهُ مَنْ فَارَقَ الْجَمَاعَةَ شِبْرًا فَمَاتَ إِلا مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Emirinden hoşlanmadığı bir şey gören kimse ona sabretsin. Zira bir karış kadar cemaattan ayrılan (halifenin sultasından çıkan) hiç bir kimse yoktur ki, öldüğünde cahiliyye ölümü ile ölmemiş olsun.”[3]
(أميره) “emiri” kelimesi, burada geneldir. Bu kelimenin altına halife de girer. Çünkü halife, “emir-el mü’minindir”/mü’minlerin emiridir.
Ebu Hureyre, Nebî (u)’den şöyle dediğini rivayet etti:
كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ تَكْثُرُ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الأوَّلِ فَالأوَّلِ وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ “İsrail oğullarını Nebîler yönetiyordu. Her ölen bir Nebî’nin yerine bir başka Nebî geliyordu. Halbuki benden sonra Nebî yoktur. Benden sonra halifeler, bir çok halifeler olacaktır.” Ashab, “Böyle bir zamanda bize ne emredensiniz?” dediler. Allah Rasulü; “Birinciye verdiğiniz biatı yerine getirin, daha sonra ondan sonra gelen birinciye. Daha sonra onların haklarını veriniz. Şüphesiz Allah, onlara tebaalarına yaptıklarından hesap soracaktır.”[4]
Taberâni’de Yezid b. Seleme el-Ca‘afi‘’nin rivayet ettiği hadiste: “Başımızda bizi haktan dolayı cezalandırıp bize ait olan hakkı bize men eden emirler olduğunda onlarla savaşalım mı?” denildi. Rasul (u) dedi ki:
عَلَيْهِمْ مَا حُمِّلُوا وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ ” Onlar taşıdıklarından siz de taşıdığınızdan sorumlusunuz.”[5]
Avf b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre dedi ki: “Rasul (u)’i şöyle derken işittim:
خِيَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ قَالُوا قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلا نُنَابِذُهُمْ عِنْدَ ذَلِكَ قَالَ لا مَا أَقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاةَ لا مَا أَقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاةَ أَلا مَنْ وَلِيَ عَلَيْهِ وَالٍ فَرَآهُ يَأْتِي شَيْئًا مِنْ مَعْصِيَةِ اللَّهِ فَلْيَكْرَهْ مَا يَأْتِي مِنْ مَعْصِيَةِ اللَّهِ وَلا يَنْزِعَنَّ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ “İmamlarınızın hayırlıları, sizin kendilerini sevdikleriniz onların da sizi sevenleri, onlara dua ettikleriniz onların da size dua edenleridir. İmamlarınızın şerlileri ise, sizin kendilerine buğz ettikleriniz, onların da size buğz edip sizi lânetleyenleridir.” Biz, “Ey Allah’ın Rasulü, bu durumda onlara karşı gelelim mi?” dedik. Rasul (u) şöyle dedi: “Hayır. Aranızda namazı ikâme ettikleri müddetçe (karşı gelmeyin). Dikkat edin! Başına bir vali tayin edilen kimse onu Allah’a ma’siyetten olan bir şey yaparken görürse, bu hususta onu kerih görsün. Fakat ona itaattan elini çekmesin!”[6]
Huzeyfe b. el-Yeman’dan rivayetle Rasulullah (u) şöyle buyurdu:
يَكُونُ بَعْدِي أَئِمَّةٌ لا يَهْتَدُونَ بِهُدَايَ وَلا يَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِي وَسَيَقُومُ فِيهِمْ رِجَالٌ قُلُوبُهُمْ قُلُوبُ الشَّيَاطِينِ فِي جُثْمَانِ إِنْسٍ قَالَ قُلْتُ كَيْفَ أَصْنَعُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَدْرَكْتُ ذَلِكَ قَالَ تَسْمَعُ وَتُطِيعُ لِلأمِيرِ وَإِنْ ضُرِبَ ظَهْرُكَ وَأُخِذَ مَالُكَ فَاسْمَعْ وَأَطِعْ “Benden sonra benim yolumdan gitmeyen, sünnetime uymayan imamlar olacaktır. Aranızda insan cisminde kalpleri şeytan kalbi olan adamlar türeyecektir.” Ben (Huzeyfe), “Bu duruma ulaşırsam ne yapayım, ya Rasulullah?” dedim. Rasulullah (u) dedi ki: “Dinleyeceksin ve itaat edeceksin. Sırtına vursa, malını alsa da dinle ve itaat et.”[7]
Ebu Zerr’den rivayetle Rasulullah (u) şöyle dedi:
يَا أَبَا ذَرٍّ كَيْفَ أَنْتَ عِنْدَ وُلاةٍ يَسْتَأْثِرُونَ عَلَيْكَ بِهَذَا الْفَيْءِ قَالَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ أَضَعُ سَيْفِي عَلَى عَاتِقِي فَأَضْرِبُ بِهِ حَتَّى أَلْحَقَكَ قَالَ أَفَلا أَدُلُّكَ عَلَى خَيْرٍ لَكَ مِنْ ذَلِكَ تَصْبِرُ حَتَّى تَلْقَانِي “Ey Ebu Zerr, bu gölgeden bile seni mahrum edecek valilerin yanında halin nice olur!” Ben; “Seni hakla gönderene yemin ederim ki, kılıcımı boynuma asıp sana kavuşasıya kadar onlarla savaşırım” dedim. Rasul (u) dedi ki: “Senin için ondan daha hayırlı bir şeyi sana göstereyim mi? Bana kavuşasıya kadar sabredersin.”[8]
Bu hadislerin hepsinde, halifenin azlini gerektirecek şeyleri yaptığı halde Rasul (u) ona itaati, zulmüne karşı sabretmeyi emretmektedir. Bu da gösteriyor ki, ümmet halifeyi azletme yetkisine sahip değildir.
Ayrıca Rasulullah (u), bir bedevî Arabînin biatını bozmayı red etti. Cabir b. Abdullah (r.anhuma) rivayetle; bir Arabî Rasulullah (u)’e biat etti. Sonra kendisine şiddetli bir hastalık isabet edince, Rasulullah (u)’e; “Benim biatımı boz” dedi. Rasulullah (u), kabul etmedi. Daha sonra geldi ve yine, “Biatımı boz” dedi. Rasulullah (u) yine kabul etmedi. Sonra bedevî Arabî, Medine’yi terk etti. Rasulullah (u) dedi ki:
الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِي خَبَثَهَا وَيَنْصَعُ طَيِّبُهَا “Medine, körük gibidir. Kötülerini dışarı püskürtür, iyilerini işler.”[9]
Buradan görülüyor ki, biat hasıl olunca biat edenleri bağlıyor. Bunun manası, “Biat edenler halifeyi azletme hakkına sahip değildirler” demektir. Zira halifeye yapmış oldukları biatı bozma hakları yoktur. Şöyle denilmez: “O Arabî, biatını bozarak İslâm’dan dışarı çıkmak istiyordu, devlet reisine itaattan dışarı çıkmak değil.” Böyle denilmez. Çünkü, öyle olsaydı onun işi irtidat olurdu ve Rasul (u) onu öldürtürdü. Çünkü mürted öldürülür. Onun için, o bedevî İslâm’dan değil itaattan dışarı çıkmak istiyordu.
Buna binaen müslümanlar için, biatlarından
dönmeleri doğru değildir. Böylece halifeyi azletme yetkisine sahip değildirler.
Fakat Şeriat, bir azle/görevden uzaklaştırmaya gerek olmadan halifenin ne zaman
kendiliğinden azlolunacağını/görevinden alınacağını ve ne zaman görevinden
uzaklaştırılmaya müstahak olacağını açıklamıştır. Bu aynı şekilde, halifeyi
azletmek ümmetin hakkıdır demek değildir…
[1] Müslim, K. İmarah, 3441
[2] Buhari, K. Ahkam, 6670
[3] Buhari, K. Fiten, 6531
[4] Müslim, K. İmarah, 3429
[5] Müslim, K. İmarah, 3433
[6] Müslim, K. İmarah, 3448
[7] Müslim, K. İmarah, 3435
[8] Ahmed b. Hanbel, Müs. Ensar, 20579
[9] Buhari, K. Hac, 1750