MADDE – 39

MADDE-39:  “Kendileriyle halifenin halinin değiştiği ve onun Hilâfet’ten dışarı çıkarıldığı haller şunlardır: 1-İn’ikad şartlarından bir şart bozulduğunda. Meselâ; mürted olması, açık bir fasık olması, delirmesi, v.b. Çünkü bu şartlar, in’ikad ve Hilâfet’te devamlılık şartlarıdır. 2-Herhangi bir sebepten dolayı Hilâfet yükünü taşımaktan aciz olması. 3-Halifeyi, Şeriat’a uygun olarak kendi görüşüyle müslümanların işlerini yürütmekten aciz bırakan bir

MADDE-39:  “Kendileriyle halifenin halinin değiştiği ve onun Hilâfet’ten dışarı çıkarıldığı haller şunlardır:

1-İn’ikad şartlarından bir şart bozulduğunda. Meselâ; mürted olması, açık bir fasık olması, delirmesi, v.b. Çünkü bu şartlar, in’ikad ve Hilâfet’te devamlılık şartlarıdır.

2-Herhangi bir sebepten dolayı Hilâfet yükünü taşımaktan aciz olması.

3-Halifeyi, Şeriat’a uygun olarak kendi görüşüyle müslümanların işlerini yürütmekten aciz bırakan bir kahrın/tasallutun olması. Böylece bu tasallut sahibi ona, tebaasının işlerini Şeriat’ın hükümlerine uygun bir şekilde sadece kendi görüşüyle yürütmekten aciz bırakacak derecede bir baskı yapınca o, hükmen devlet yükünü taşımaktan aciz sayılır. Ve bununla birlikte halife olmaktan dışarı çıkar. Bu ise, iki halde düşünülebilir:

a-)Etrafından bir ya da bir kaç ferdin ona tasallut etmesi ve bu kişilerin işlerin uygulanmasına tahakküm etmeleri. Eğer halifenin onların tasallutundan kurtulması umuluyorsa belirli bir müddet uyarılır. Daha sonra eğer onların tasallutu kalkmamışsa, halife azledilir. Şayet kurtuluş umudu yoksa bu durumda hemen azledilir.

b-)Ya bilfiil esir olması ya da düşmanının tasallutu altına düşmesi suretiyle galip bir düşmanın elinde esir olması. Bu durumda bakılır: Eğer kurtulması ümit ediliyorsa, kurtuluşundan ümit kesilinceye kadar mühlet verilir. Ümit kesilince azledilir. Eğer kurtuluş ümidi yoksa bu halde hemen azledilir.”

Bu maddenin delili; halifenin şartları hakkında geçen nasslardır. Zira bu nasslar, bu şartların sadece Hilâfet’i yüklenme şartları değil, fakat aynı zamanda Hilâfet’te kalmanın şartları olduğuna delâlet ediyorlar. Şöyle ki: Rasul (u) şöyle dedi:

لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً “İşlerini/yönetimlerini bir kadına yükleyen bir topluluk kesinlikle kurtuluşa ermez.”[1]

Bu söz, valiliği de kapsar. Madem ki valinin bir kadın olması doğru değildir. Öyle ise yönetici olan bir erkek herhangi bir sebepten dolayı kadın olursa, o halde bu şart (erkek olma şartı) yok olmuştur ve onun azledilmesi farz olur.

Aynı şekilde Allahu Teâlâ şöyle dedi:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأمْرِ مِنْكُمْ “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasul’e ve sizden olan ulul-emre itaat edin.”[2]

Allahu Teâlâ’nın, “ulul-emr” sözünün yanında geçen (منكم) “sizden” sözü, yönetim için idareci oldukça “veliyyül-emirde” (yöneticide) İslâm’ın olması lüzumluluğu (yöneticinin müslüman olması lüzumluluğu) hakkında gayet açık bir sözdür. Böylece “veliyyül-emr” (yönetim sahibi) bizden olmama durumuna düşerse yani kâfir olursa, Kur’an’ın “veliyyül-emr” için şart koşmuş olduğu sıfat gitmiş olur. O halde “veliyyül-emr” için konulan İslâm şartı yok olur ve o kişi yönetimden azledilir. Çünkü bizden olmayan yani müslüman olmayan bir kişinin “veliyyül-emr” (yönetici) olması doğru değildir.

İşte halifenin şartları hakkında geçen nassların tamamı böyledir. Bu nasslar, aynı zamanda vasfedilen için lâzım olan daimi sıfatları kapsayan kapsamlı nasslardır. Bu da gösteriyor ki; bu şartlar, sadece yönetime gelme şartları değil aynı zamanda yönetimde devamlı kalma şartlarıdır. Buna binaen, halifenin şartlarının delilleri aynı şekilde azli için de delil olurlar. Zira onların bulunması nassların mutlak oluşundan dolayı Hilâfet sözleşmesinin bağlanması ve devamlılığı için şarttır. Onların yok olması halifenin Hilâfet’te kalmasının devamlılığını da yok eder. Böylece bu şartlara göre yönetime gelmiş kişinin yönetimde kalması engellenir. İşte bu izahat bu maddenin 1. şıkkının delili  bakımındandı.

2. şıkka gelince: Bunun delili şudur: Hilâfet sözleşmesi, sadece Hilâfet yükünü taşımak üzerine yapılan bir sözleşmedir. Halife, Hilâfet sözleşmesinin üzerine yapıldığı hususu yerine getirmekten acze düşünce, Hilâfet’ten azledilmesi farz olur. Çünkü o, sanki yok olmuş olur. Ayrıca halifenin, halife olarak kendisi için nasbedildiği işi yerine getirmekten aciz olmasıyla dinin işleri ve müslümanların maslahatları boşluğa terk edilmiş olur. Bu ise ortadan kaldırılması farz olan bir münkerdir. Bu münker ise, bu işleri yerine getirecek birisinin belirlenmesi için o halife azledilmedikçe ortadan kalkmaz. İşte bu durumda onun azledilmesi farz olur. Fakat şu iyi bilinmelidir ki, bu durum belirli bir sebebe bağlı değildir. Bilâkis onu işini yerine getirmekten aciz bırakan şeylerden her ne ise, ona isabet edince azledilmesi farz olur. Eğer ona isabet eden şey onu aciz bırakmıyorsa azledilmez.

Bunun için şöyle denilmez: “Vücud organlarından birisinin yok olması azledilmeyi gerektirir veya gerektirmez.” Ya da, “Belirli bir hastalığın isabet etmesi azledilmeyi gerektirir veya gerektirmez” denilmez.

Zira bu hususlarda nass kesinlikle bir şey getirmemiştir. Şerî hüküm ancak şudur: Halifenin kendisi için nasbedildiği işi yerine getirmekten aciz bırakmak, –bu aczin sebebi ne olursa olsun– halifenin azledilmesini farz kılar. Bu ise, halifeye has değildir. Bilâkis bu hüküm, ister vali gibi yönetici olarak nasb edilsin, ister daire müdürü gibi bir ücretli olarak nasb edilsin bir iş için nasbedilen herkes hakkında geneldir. Böylece aciz olma durumu azledilmeyi farz kılar.

3. şıkka gelince: 2. şıkkın delili bu şık için de delildir. Şöyle ki: Halifenin kendisi için nasbedildiği işi yapmaktan aciz olmak iki kısımdır: Gerçekten aciz olmak, hükmen aciz olmak.

Gerçekten aciz olmak; cismen (bedensel bakımdan) aciz olmaktır. Yani o işi yapmaya bedensel kudretin yok olmasıdır. İşte bu, 2. şıkta geçen durumdur.

Hükmen aciz olamaya gelince; halifenin o işi bedensel olarak yapmaya kudretli olması, fakat o ameli yapmak için tasarrufta bulunmaktan (hareket etmekten) aciz olmasıdır. Böylece, onun hükmü, gerçekten acizin hükmü olur. Çünkü o, kendisine ait işlerde tasarrufta bulunmaktan aciz oluşundan dolayı kendisi için nasb edildiği işi bizzat direkt olarak kendisi yerine getiremiyor. Böylece o, sanki yokmuş gibi oluyor. Onun için azledilmesi farz olur. Bu husus için iki hal vardır:

Birincisi hal; hacr hali (tasarruftan men olma hali). İkinci hal; kahr hali (birisine mağlub ve perişan olma hali).

Hacr hali: Etrafındakilerden bir veya bir kaç kimsenin halifeye üstün gelip işlerin yürümesinde ona baskı yapması, onu bizzat işleri yürütmekten men etmesi ve bu baskıcının direkt olarak Hilâfet makamını yönetir duruma gelmesidir. Bu durumda halife sanki kendisi sözlü tasarruftan men edilmeye mahkum olmuştur. Halbuki Hilâfet sözleşmesi, ancak halifenin kendi şahsı üzerine yapılır. Böylece Hilâfet’i bizzat kendisi direkt olarak yönetmesi gerekir. Ona hakim olan bu hacr (tasarruftan men olunma) hali veya çevresinden birisinin ona baskı etmesi halinden dolayı kendisi için nasb olunduğu işi yapmak kudretini kaybetmiş oluyor. Onun için o, sanki yokmuş gibi olur ve azledilmesi farz olur. Fakat bu durumda bakılır: Eğer halifeye üstün gelen o gücün ortadan kaldırılması ve hacr halinden (tasarruftan men olunma halinden) kurtulması umudu varsa, bir müddet mühlet verilir. O halde kurtulmazsa azledilir. Eğer onun o halden kurtulması için bir umut olamazsa, o halde o hemen azledilir.

Kahr haline gelince: O, halifenin kendisinden kurtulamayacağı galib bir düşmanın elinde esir olması halidir. Bu durum, müslümanların işlerine bakmaktan aciz oluşundan dolayı, halifeye imamet sözleşmesinin yapılmasına mani olur. İster o düşman kâfirden olsun ister ise bâgilerden olsun fark etmez. Bu durumda ister savaşla ister ise fidye vererek halifeyi kurtarmak ümmet üzerine farz-ı kifayedir. Eğer halife, kâfir bir düşmanın elinde esir ise ve onu kurtarmaktan ümit kesilirse, o halde hemen azledilir. Eğer halife, bâgilerin elinde esir ise bakılır; eğer onlar için bir imam varsa ve halifeyi kurtarmaktan ümit kesilirse, bu halde azledilir. Onlar için bir imam yoksa, o durumun hükmü hacr halinin hükmü olur. Yani bir müddet mühlet verilir, esirlikten kurtulmazsa azledilir.

İşte o üç şıkkın delili bunlardır. Bunların hepsi Hilâfet şartlarının delilleridir. zira halifenin kendisi için nasb edildiği hususu yerine getirmeye kudretli olması da şarttır. Kendisi için nasb edildiği işi yapmaktan aciz olması, bu şartın yok olmasıdır.

Fakat dikkat edilmelidir ki; bu şartlardan bazılarının yok olması halifeyi Hilâfet’ten dışarı çıkarmakta yani Hilâfet sözleşmesini hemen fesh etmektedir. Bazıları ise onu Hilâfet’ten dışarı çıkarmamakta, fakat azlini gerekli kılmaktadır.

1- İslâm’dan dönmesi,

2- Sürekli bir delilikle delirmesi,

3- Kurtarılması ümidinin olmadığı bir şekilde şahsen kâfirlerin eline esir düşmesi.

İşte bu üç halde halife, Hilâfet’ten dışarı çıkmaktadır. Azledilmesine hükmedilmemiş olsa bile hemen azledilir, bu hallerde ona itaat vacib olmaz, emirleri uygulanmaz. Zira onunla yapılmış olan Hilâfet sözleşmesi bozulmuştur.

1- Fıskın açığa çıkmasıyla adâlet vasfının dışarı çıkması,

2- Kadına veya hem erkek hem dişi organları bulunan cinsiyeti belirsiz bir varlığa dönüşmesi,

3-   Sürekli olmayan bir deliliğe tutulması,

4- Hilâfet’i yürütmekten hakikaten acizlikle aciz olması,

5- Çevresinden ya da ehlinden bir veya bir kaç ferdin baskısı altına girip o kişilerin işleri yürütür duruma gelmeleri,

6- Kurtarılması ümidinin olduğu cismi esir durumuna düşmesi ya da,

7-  Kâfirlerin nüfuzu altına düşüp onların güdümüne girmesi.

Bu yedi durumda onlardan herhangi bir halin hasıl olmasıyla halifenin azledilmesi gerekir. Fakat halife bu durumda, Mezalim Mahkemesi hakiminin hükmü olmadan azledilmez. Bu yedi durumda azledilmesi hükmü çıkasıya kadar halifeye itaat ve emirlerini uygulamak farz olur. Çünkü bu durumların her birisi, halifeden Hilâfet sözleşmesini bozmaz, bilâkis hakimin hükmüne ihtiyaç duyulur.

Yoklukları halifeyi Hilâfet’ten dışarı çıkaran şartlar ile yoklukları onu Hilâfet’ten dışarı çıkarmayan fakat onu azledilmeye müstahak kılan şartlar arasındaki fark şudur:

Birinci kısım şartları, direkt olarak sözleşme veya onun rükünlerinden bir rükne ait olduklarından dolayı, yoklukları sözleşmeyi aslı ve vasfı ile meşru kılmayan şartlardır. Bu durumda sözleşme yapılırsa batıl olur. Hilâfet sözleşmesi esnasında bunlardan birisi bulunmazsa, sözleşme batıl olur, gerçekleşmiş olmaz. Aynı şekilde Hilâfet esnasında da bu şartlardan birisinin yokluğu açığa çıkarsa, Hilâfet sözleşmesi batıl olur ve bu sözleşme halifenin zatından bozulur. Bu şartlar; müslüman olması şartı, akıllı olması şartı, işleri bizzat kendisinin yürütmeye kudretli olması şartıdır.

Fakat ikinci kısım şartlar ise; sözleşmenin kendisine ve rükünlerinden bir rükne direkt olarak ait olmayıp sözleşme için bir lazım sıfat oluşlarından dolayı yoklukları sözleşmeyi meşruluktan dışarı çıkarmayan şartlardır. Bu durumda sözleşmenin aslı meşru olur fakat vasfı gayri meşru olur ve sözleşme batıl olmaz fakat ancak fasid olur. Hilâfet sözleşmesi yapılırken bu şartlardan birisi olmayınca Hilâfet sözleşmesi tamamlanmış olur fakat fasid olur. Onun, hakimin hükmü ile fesh edilmesi gerekir. Aynı şekilde Hilâfet esnasında bu tür şartlardan birisinin yokluğu ortaya çıkarsa, Hilâfet sözleşmesi fasid olur, fakat kendiliğinden fesh olunmaz, onun fesh edilmesi bir hakimin hükmünü gerektirir. Bu tür şartlar ise meselâ şunlardır: Erkek olması şartı, adâlet (fasık olmaması) şartı v.b.

İşte buradan, halifenin halindeki onu hemen Hilâfet’ten dışarı çıkaran değişim ile onu Hilâfet’ten dışarı çıkarmayıp ancak onu azledilmeye müstahak kılan değişim arasındaki fark açığa çıkmış oluyor.


[1] Buhari, K. Fiten, 6570

[2] Nisa: 59

Diğerleri