MADDE -87: “Valiler halife tarafından, amiller ise halife ve kendisine yetki verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Valiler ve amillerde; muavinlerde aranan şartların bulunması şart koşulur. Yani erkek, hür, müslüman, akil, baliğ, fasık değil (adalet vasfına sahip olması), tayin edilmiş oldukları işleri yapabilecek yeterliliğe sahip olmasıdır. Ayrıca takva ve kuvvet ehlinden olmaları tercih edilir.” Bu
MADDE -87: “Valiler halife tarafından, amiller ise halife ve kendisine yetki verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Valiler ve amillerde; muavinlerde aranan şartların bulunması şart koşulur. Yani erkek, hür, müslüman, akil, baliğ, fasık değil (adalet vasfına sahip olması), tayin edilmiş oldukları işleri yapabilecek yeterliliğe sahip olmasıdır. Ayrıca takva ve kuvvet ehlinden olmaları tercih edilir.”
Bu maddenin delili, Rasul (u)’in ve ondan sonra sahabelerin amelleridir. Zira Rasul (u), beldenin emirlerini ve valilerini atama işini bizzat kendisi üstleniyordu. O valileri vilâyetin tamamına atıyordu. Meselâ; Amru b. Hazm’ı Yemen’in tamamına atadığı gibi. Yine Rasul (u), bazen bir kişiyi vilâyetin bir kısmına atıyordu. Meselâ; Muaz b. Cebel’i ve Ebu Musa’yı atadığı gibi. Onlardan her birisini Yemen’in bir kısmına ayır ayrı tayin etmişti. İkisine şöyle demişti:
يَسِّرَا وَلا تُعَسِّرَا وَبَشِّرَا وَلا تُنَفِّرَا وَتَطَاوَعَا “Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin, gönüllü olarak hizmet edin (bir şeye güç bela takat getirip yapmaya çalışın).”[1]
Valinin vilâyetinde amilleri tayin etmesinin caiz olmasına gelince; bu, halifenin valinin tayininde amilleri tayin yetkisi vermesi hakkının oluşundan alınmıştır.
Valiler hakkında koşulan şartların muavinler hakkında koşulan şartlar olmasına gelince; bu, valinin muavin gibi yönetimde halifenin naibi oluşundan alınmıştır. Zira vali de yöneticidir. Onun hakkında halife hakkında aranan şartlar koşulur. Zira muavin hakkında aranan şartlar halifede aranan şartlardır.
Böylece vali hakkında onun erkek olması şartı koşulur. Delili, Rasul (u)’in şu sözüdür:
لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً “(Yönetim) işlerini bir kadına teslim eden bir toplum felah bulmaz.”[2]
Bu hadiste geçen velâyetten maksat, yönetimdir. Çünkü, (ولوا أمرهم) tabirinde geçen velâyet kelimesi (أمرهم) kelimesi ile beraber geçiyor. (أمرهم) kelimesi (ولي) kelimesi ile beraber zikredilirse bu tabirin manası, yönetim ve sulta (yönetim yetkisi) olur.
Valinin hür olması şartı koşulur. Çünkü köle, kendi nefsinde tasarruf hakkına sahip değildir ki başkası üzerine yönetici olsun.
Valinin müslüman olması şartı koşulur. Allahu Teâlâ’nın şu sözünden dolayı:
وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, kâfirler için mü’minler üzerinde kesinlikle yol kılmaz.”[3]
Valinin akil-baliğ olması şartı koşulur, şu hadisten dolayı:
رفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاثَةٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ “Kalem, şu üç kişiden kaldırıldı: (Bunlardan) baliğ olasıya kadar çocuktan, aklı başına gelesiye kadar mecnundan.”[4]
Kalemin kendisinden kaldırıldığı kimse, mükellef değildir. Kalemin kaldırılması, hükmün kaldırılması demektir. Böylece o kişinin, hükümlerin uygulanmasını yani sultayı/yönetim yetkisini üstlenmesi doğru olmaz.
Aynı şekilde valinin adalet vasfına sahip olması şart koşulur. Çünkü, Allahu Teâlâ şahid hakkında adalet vasfını şart koştu. O halde adalet vasfının şart koşulması yönetim hususunda evlâ babındandır. Bunun delili, Allahu Teâlâ’nın şu sözüdür:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا “Ey iman edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse, araştırın.”[5]
Böylece fasıkın sözünün araştırılması emredildi. Yönetici ise, hükmü araştırmaksızın alınması gerekendir. Böylece yöneticinin sözü kabul edilmeyen kişiden olması caiz olmaz. Böylesi birisinin verdiği hükmün araştırılması gerekir.
Valinin, yönetim işlerinden kendisine yüklenileni yapmaya muktedir ve yeterli olması şartı koşulur. Çünkü Rasul (u), kendisinden bir vilâyete vali yapması talebinde bulununca Ebu Zerr’e şöyle dedi:
إِنِّي أَرَاكَ ضَعِيفًا “Muhakkak ki ben seni zayıf olarak görüyorum.”[6]
Başka bir rivayette ise:
يَا أَبَا ذَرٍّ إِنَّكَ ضَعِيفٌ وَإِنَّهَا أَمَانَةُ “Ey Ebu Zerr, sen zayıfsın. Halbuki o (valilik) bir emanettir.”[7]
İşte bu, yönetim yükünü yürütmekten aciz ya da zayıf olan kişinin vali olmasının doğru olmadığına dair bir delildir.
Rasul (u), valilerini yönetime
uygun takvasıyla bilinen ilim sahibi kişilerden seçiyordu. O (u), onları tayin oldukları hususta işlerini hakkıyla güzel bir şekilde
yerine getiren ve tebaasının kalplerine imanın tadını ve devletin heybetini
yerleştiren kişilerden seçiyordu. Süleyman b. Bureyde, babasından şunu rivayet
etmiştir: “Rasul (u) bir orduya ya da
seriyeye bir emir tayin ettiğinde ona kendi nefsinde takvalı olmayı,
müslümanlardan beraberinde olana güzel davranmayı tavsiye ederdi.” Vali ise vilâyet üzerinde bir emirdir. Böylece bu hadisin kapsamına
dahil olur.
[1] Buhari, K. Cihad ve’s Seysr 2811
[2] Buhari, K. Megazi, 4073
[3] Nisa: 141
[4] Ebu Davud, K. Hudud, 3825
[5] Hucurat: 6
[6] Müslim, K. İmarat, 3405
[7] Müslim, K. İmarat, 3404